Benim Merceğimden Steen Eiler Rasmussen’in Yaşanan Mimarisi.
9/10
·248 syf.··
2026 227. kitabı
​Rasmussen bu kitabı yazarken, mimariyi sadece profesyonellerin anladığı o kuru, teknik dilden kurtarmak istemişti. Bu yönüyle takdiri hak ediyor. Ancak kitaba senin pencerenden, edebiyatın, kelimelerin estetiğinin ve zamansız bir zevk anlayışının hüküm sürdüğü o yerden baktığımızda, eserin parlayan yönleri kadar gölgede kalan köşeleri de çok net bir şekilde gün yüzüne çıkıyor. ​1. BANA GÖRE NE FAZLA? (Rasmussen'in Abarttığı ve Beni Sıkan Sınırlar) ​Bir kitabı okurken, yazarın sürekli aynı noktaya parmak basması veya kendi doğrularını tek mutlak gerçekmiş gibi sunması ruhu daraltır. Rasmussen’in metninde "fazla" bulduğum, törpülenmesi gereken yerler şunlar: ​Didaktik ve Kuralcı Modernizm Israrı ​Rasmussen, 1950’lerin o işlevselci, "az çoktur" diyen modern mimarlık rüzgarına kendini biraz fazla kaptırmış. Süslemeyi, detaylardaki o yaşanmışlık hissini veya geçmişin o ağırbaşlı, hikayesi olan detaylarını bazen sadece "fonksiyonel değil" diye eleştiriyor ya da görmezden geliyor. ​Benim Eleştirim: Tasarımda sadelik ve dürüst malzeme kullanımı (örneğin ham ahşabın, taşın dokusu) elbette asildir. Ancak mimari sadece bir işlev alanı değildir; bir ruhu, bir hikayeyi fısıldamalıdır. Rasmussen'in modernizmi kutsayan bu aşırı işlevselci dili, zaman zaman mekanın kalbini, o eski zamanların ağırbaşlı estetiğini ıskalayan bir fazlalığa dönüşüyor. ​Batı Dünyasının Estetik Tekeli ​Kitap boyunca anlatılan bütün o "kusursuz mekan" örnekleri Roma meydanlarında, Palladio villalarında ya da İngiliz malikanelerinde geziyor. Rasmussen sanki tüm dünyanın estetik algısı sadece bu coğrafyalardan ibaretmiş gibi davranıyor. ​Benim Eleştirim: Batı'nın o simetrik, rasyonel dünyası güzeldir ama eksiktir. Doğu’nun, bu toprakların, bir türkünün tınısındaki o uçsuz buçaksız hüznü ve sadeliği barındıran
Sanat
Yaşanan MimariSteen Eiler Rasmussen · Remzi Kitabevi · 2020241 okunma
Puan vermedi·246 syf.·
2026 12. kitabı
Telefonunuzun ekranını kapattığınızda, çok kısa sürede olsa sürekli zaman geçirdiğiniz o sosyal medya uygulamasını açmadığınızda içinizde bir şeyleri kaçırıyormuş ve bir an önce tekrar o uygulamayı açmanız gerekiyormuş gibi hissettiğiniz oluyorsa, herhangi bir ses veya titreşim duymasanız dahi ekranı yeniden açıp tekrar bakma isteği duyuyorsanız merak etmeyin yalnız değilsiniz. İnternet sebebiyle günümüzde hiç olmadığı kadar hızlı ve büyük bir bilgi bombardımanına sürekli maruz kalıyoruz. Artık kendimizi sadece komşularımızla değil, dünyanın öbür ucundaki Hollywood yıldızları ile de kıyaslıyoruz. Artık başarı algılarımız herhangi bir dalda en üst mertebedeki kişinin bulunduğu seviyeye göre şekilleniyor. Dolayısıyla elde olanların devede kulaklığının ağırlığı ile sürekli bir tatminsizlik hisleriyle boğuşuyor ve kendimizi bir hamster misali sonu olmayan bir koşu tekerleğinde çırpınırken buluyoruz. İşte yazarımız çağımızın insanları düşürdüğü bu koşturmacada biraz soluklanması ve yavaşlayarak farkındalık oluşturması gerektiğine dikkat çekiyor. M. Kemal Sayar okurların kafalarında daha kolay canlanır diye düşünmüş olacak ki, girişi arabalar ve trafik ile somut bir konu seçerek yapıyor. Ancak bu bence kötü bir başlangıç. En azından ben bu bölümdeki görüşleri eksik veya yanlış buldum. Hava kirliliği, gürültü, şehirlerin otoyollarla delik deşik olması gibi savları ile durumun problemli oluşuna tabii ki katılıyorum ancak çözümün araba girmeyen bazı sokaklar planlanması olmasına pek katılamıyorum. Çünkü bence ana problem şehirlerdeki nüfus yoğunluğunun çığırından çıkmasıdır. Ayrıca yazar: "Yollarda herkes eşittir." diye bir cümle kuruyor. (Syf.19) Bu cümleyi nasıl yorumlasam bilemedim, İstanbul trafiğinde patron da çalışan da arabaya binince eşittir diyebileceğimizi pek
Hayata Dair
YavaşlaM. Kemal Sayar · Kapı Yayınları · 202013,2bin okunma
Reklam
Puan vermedi·280 syf.··
2026 127. kitabı
Anlaşılmak, insanın kelimelerinin ötesinde, suskunluklarının da duyulmasıdır. Bazen uzun cümleler kurmadan, yalnızca bir bakışla ya da sessiz bir varlıkla kendini ifade edebilmektir. İnsan, gerçekten anlaşıldığında savunmalarını, eylemlerinin haklı nedenlerini anlatmayı bırakır, çünkü yargılanmayacağını, eksikleriyle ve kusurlarıyla kabul göreceğini hisseder. Bu yüzden anlaşılmak, yalnızca bir iletişim biçimi değil, ruhun kendine güvenle sığınabildiği limanlardan biridir. Bunun için de insan bazen bir psikiyatri koltuğuna yalnızca yaşadığı sorunları anlatmak için değil, sonunda gerçekten anlaşılabilmek için oturur belki de. Çünkü kimi yaralar çözümden önce görülmek, kimi acılar ise öğütten önce duyulmak ister. O koltukta kurulan en değerli bağ, insanın yıllardır taşıdığı yüklerin ilk kez yargılanmadan dinlenmesidir kimbilir. Dolayısıyla ben de Gülseren Budayıcıoğlu’nun anlattıklarını dinlemeyi çok seviyorum. Belki de hiç tanımadığımız insanların hayatlarını dinlerken, tanıdıklarımıza oranla onları daha iyi anlıyoruz. Çünkü tarafsız bakıyoruz belki de. Aslında çoğu hayat birbirine çok benziyor. Biraz da kendimizden bir şeyler buluyoruz. Benzer hüzünler, eksiklikler, mutluluklar ya da acılarla karşılaştığımız zaman, satır araları daha yakın geliyor bize. Zaman içerisinde ikili ilişkiler öyle çok değişti ki, bunun belki de en büyük etkisi teknolojinin bu kadar hayatımızın içerisinde olumsuz duygular bırakması diye düşünüyorum. Sosyal medyada görülen sahte hayatlar ya da mutluluklar, bizim insan ilişkilerimizi oldukça zedeledi. İzlediğimiz videolar ya da görseller bir toplum insanının birbirine ne kadar iyi geçindiğini gösterse de, gerçek hayat bunun tam tersini söylüyor bize. Dolayısıyla insan ilişkilerini daha çok konuşmaya ihtiyacımız var. Budayıcıoğlu’nun anlattığı
Anlaşılmak ŞifadırGülseren Budayıcıoğlu · Doğan Kitap · 202631 okunma
Puan vermedi·320 syf.··
2026 25. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 22:25
Hep Eksik, Hasret’in hikâyesiyle başlıyor ama aslında hepimizin zaman zaman yaşadığı bir duyguyu anlatıyor. Hasret, çocukluğundan beri maddi imkânsızlıkların, görülmeme hissinin ve özgüven eksikliğinin içinde büyüyor. Özlem’e duyduğu hayranlık ve kıyaslama duygusu da zamanla onun hayatını şekillendirmeye başlıyor. Bu eksiklik hissi öyle büyüyor ki artık sadece bir duygu olmaktan çıkıp karakterinin bir parçasına dönüşüyor. Kitabı okurken Hasret’e hem üzüldüm hem de zaman zaman kızdım. Üzüldüm, çünkü çocukluğundan taşıdığı yaralar onun kendine bakışını derinden etkilemişti. Kızdım, çünkü hayatına giren güzellikleri, fırsatları ve mutlu olabileceği anları çoğu zaman göremedi. Sürekli sahip olmadıklarına odaklanırken elindekileri kaçırdı. Bence kitabın en güçlü yanı da burada. Hasret’in asıl eksiği para, başarı ya da aşk değildi. Kendini olduğu haliyle değerli görebilmekti. Kitap boyunca şunu düşündüm: Bazı eksiklikler bizi geliştirebilir, bize hedef verebilir. Ama bazen de eksiklik hissine o kadar tutunuruz ki hayatımızdaki güzel şeyleri göremez hale geliriz. Kitabı bitirdiğimde bende kalan duygu şu oldu: Herkesin bir eksiği vardır. Ama hayat, o eksikleri tamamlamayı beklerken kaçırılmayacak kadar değerlidir.
Edebiyat
Hep EksikMelike İlgün · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202620 okunma
Puan vermedi·116 syf.··
2026 32. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 00:00
PAKİZE Bitti 116 sayfa.. Merhaba kitap dostları.. Pakize, sevgi ve güven duygusundan uzak, yoksulluk içinde büyür. Çocukluğunu yaşayamaz; erken yaşta sorumluluk almak zorunda kalır. Ailesel eksiklikler ve çevresindeki insanların ilgisizliği, onun iç dünyasında derin yaralar açar. Hayatına giren kişiler çoğu zaman ona destek olmak yerine hayal kırıklığı yaşatır, bu da onun insanlara karşı mesafeli ve içine kapanık biri olmasına neden olur. Zamanla Pakize, yaşadığı acılarla birlikte olgunlaşır. İçindeki yalnızlık hissi büyürken, aynı zamanda hayata tutunma isteği de devam eder. Tüm zorluklara rağmen tamamen pes etmez; içinde küçük de olsa bir umut taşır. Bu umut, onun en zor anlarda bile ayakta kalmasını sağlar. Roman boyunca Pakize’nin yaşadıkları, sadece bireysel bir hikâye olarak değil, aynı zamanda toplumdaki yoksulluk, sahipsizlik ve duyarsızlık gibi sorunların bir yansıması olarak sunulur. Sonuç olarak Pakize, okuyucuya hem derin bir hüzün hem de direnme gücü aşılayan, insanın en zor koşullarda bile hayata tutunabileceğini anlatan etkileyici bir romandır.
PakizeGürkan Sinan · Doa Yayınları · 20252 okunma
6/10
·592 syf.··
2026 23. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 01:10
Yazar Azra Kohen’in ‘Gör Beni’ kitabını yeni bitirdim sayılır ve kapağını kapadığımdan beri ne kitabın türünü ne de hangi mesajı vermek istediğini tam olarak algılayabildim. Kitabın başındaki “Öykü akışı kronolojik değildir. Şekilde kusur aramak yerine, içerikteki anlamı fark etmeye odaklanmanız dileğiyle..” ifadesinden öyküde zaten oturmayan bir şeyler var olduğunu çıtlatmış yazar. Benim hikayedeki derinliği bulamamanın asıl nedeni olayların kronolojik olup olmadığıyla ilgili değil bu arada. Bundan daha fazla göze çarpan şey; noktalama işaretlerinin kullanımıyla ilgili bazı bariz hatalar, karakterlerin davranışı, üslubu ve inandırıcılığıyla ilgili eksiklikler, olaylar arası kopukluk ve de arka plandaki olay örgüsünün eksik aktarımı. Yazarın, hem bazı tarihsel gerçekler vererek didaktik bir amaç sergilemek hem de bunları bir aşk hikayesiyle harmanlayarak okuma zevkini diri tutmak istediği çıkarımında bulunabiliyorum. Sunduğu bilgilerin bazısını ufuk açıcı da buldum; fakat, bu bilgi aktarımının belli bir noktadan sonra aniden kesilip yerini aşk hikayesine bırakması bende ucuz aşk romanı okuyorum hissi yarattı ne yazık ki. İki aşığın aşk kokan cümleleri, bir türlü birbirine kavuşamaması, sergiledikleri tripsel tavırlar vs. bir süre sonra can sıkıcı hale geldi. Tarihsel romanları severim, Cumhuriyet dönemini işleyen tarihsel ve kurgusal metinleri ayrı bir severim, içerisinde bir tutam aşkı barındırıyor olmasına da ses etmem. Aşk ve sevda öyküleri barındırmayan bir tarih anlatımı istiyor olsam, geçmişi bütün keskinlikleriyle ve gerçeklikleriyle anlatan tarih kitaplarına yönlenirim zaten. Lafım, bu kitaptaki aşk hikayesinin yapay kalmışlığına ve tarihsel olay örgüsüne tam olarak yedirilememesine. Bunların dışında beni rahatsız eden diğer detayları şöyle
Gör BeniAkilah Azra Kohen · Everest Yayınları · 202019,3bin okunma
Reklam
Reklam