Aslında esere bir romandan ziyade o dönemin balina tanıtım kitabı desem daha yerinde olurdu. Balinaların tarihinin, biyolojik özelliklerinin ve çeşitlerinin ele alındığı kısımların yanında hikayenin kendisi hem sönük hem hacimsiz kalmıştır. Eser balinalarla ilgili İncil ve Kur'an'dan çeşitli kişisel eserlere varan birçok alıntıyla başlar. Anlatıcı eserin baş kahramanı Ishmael'dir. Tam bir klasik özelliği olarak esere hacim yapsın diye tasvir ve tarifler uzun tutulur ancak bunu çok da sıkıcı bir şekilde yapmaz. Denizler ve denizcilikle ilgili döneminin bilinen neredeyse tüm özelliklerini vermiştir diyebilirim. Hâttâ o dönemde çeşitli yanlış balina tasvirleri gerçekmiş gibi kabul gördüğünden dolayı dönemde yaşayıp hiç balina görmeyenler için detaylı bir balina tasviri de yapar. Balinalarla ilgili bir olay geçtiğinde o duruma uygun verilebilecek bir bilgi varsa o dönemki bilgisiyle alıntı yaparak sanki bir dipnot gibi araya sıkıştırır hatta balinanın içini bile tasvir eder. Aslında bunu yaparken balinaları, özellikle de ispermeçet balinasını oldukça över. Eserin yazarı Melville iyi bir Hristiyan'dır, Yunus peygamberin kıssasından bahsederken bunu kendince bilimsel dayanaklara dayandırmaya çalışır ve inanmayanları kınar. Bir kısımda denizciler mürekkep balığı görür ve içlerinden biri "Mürekkep balığı varsa balina da vardır." der. Araştırıldığında bu balinanın temel besin kaynağının mürekkep balığı olduğu görülür yani verdiği bilgiler gerçekten tutarlıdır. Eser aralarında İstanbul'dan, fesli Türk denizcilerden, Osmanlı'dan Tarsuslu Aziz Pavlus'tan, Tatarlardan, Timur'dan bahsedilmesi böylesine meşhur bir klasik olması açısından beni mutlu etti. Davy Jones'tan da bahsedilir. Davy Jones ölen denizcilerin bekçisi ve denizlerin şeytani efendisi olarak adlandırılan mitolojik
Moby DickHerman Melville · Zeplin Kitap · 20207,3bin okunma
GİRİŞ
"Hayat nedir ? Acılar Vadisi. Dünya nedir ? Hissiz insan kalabalığı."
19.yüzyıl Rus edebiyatının en önemli yazarlarından birisi olan Nikolay Gogol, Rusya'nın kokuşmuş bürokrasi sistemini, toplumun gerçek yüzlerini ve devlet yönetiminin eksik yönlerini eleştirel bir bakış açısı ile eserlerinde yer vermektedir. Sadece Rusya'da değil, tüm dünyada edebi saygınlığa sahip olan Gogol, eserlerinde sınıfsal açıdan burjuva insanları yerine sıradan insanlara yer vermiş, böylece her bir okur kitaptaki karakterler ile empati kurarak, kendi günlük hayatı ile özleşleştirmiştir.
Nikolay Gogol, 1809 yılında Ukrayna'nın Soroçinski köyünde dünyaya geldi. Bazı eserlerinin esin kaynaklığını yapan ve yaşadığı coğrafya olan Kazaklar sebebiyle hayatının önemli bir bölümünü burada yaşayarak geçirmiştir. Babası amatör olarak tiyatro oyunları yazıyordu ve Gogol'ün tiyatroya olan ilk deneyimleri babasını izlerken olmuştur. Hayatının ileri safhasında kazak kültürü ve çocuklukta yaşadığı birçok olay vesilesiyle birçok eser yazmış, dünya edebiyatına damgasını vurmuştur. Dünyaca ünlü bazı eserleri şunlardır; Palto, Burun, Portre, Bir Delinin Anı Defteri, Taras Bulba, Müfettiş.
Gogol, hayatının belirli önemli bir zamanında Rusya'nın Petersburg şehrinde geçirmiştir. Burada çeşitli devlet kurumlarında görev yapmış ve en yakın dostu olan yazar Aleksandr Puşkin ile bu şehirde tanışıp beraber edebiyat sohbetleri gerçekleştirmiştir. Eserlerinin bazılarına esin kaynaklığı yapan bu şehir, özellikle yakın dostu Alexandr Puşkin'in Gogol için Ölü Canlar'ı yazma fikri vermesi onun hayatının dönüm noktalarından biri olmuştur.
Gogol eserlerinde hiciv trajik grotesk ve fantastik öyküler ve tiyatro yapıları kaleme almıştır. Gogol'ün eserlerinde en çok kullanıldığı yazım türü olan "Grotesk" dediğimiz edebi
MEYHANE
EMİLE ZOLA
(Mazide okuduğum eserlerden)
Roman, Paris’in yoksul bir mahallesinde yaşayan Gervaise Macquart’ın terk edilişiyle başlar. Lantier, Gervaise’i iki küçük çocuğuyla birlikte, hiçbir açıklama yapmadan terk eder, ortadan kaybolur. Bu terk ediliş, Gervaise’in hayatındaki ilk önemli olaydır, kırılma noktasıdır; hem maddi hem de duygusal olarak savunmasız, çaresiz, acı içinde kalır.Peki iyi kalpli, çalışkan bu kadın şimdi ne yapacak?
Gervaise, bir süre sonra tanıştığı dürüst, iyi niyetli Coupeau ile evlenerek düzenli, namuslu bir hayat kurmayı başarır. Kendi çamaşırhanesini açar; temizliğe, ölçülülüğe ve çalışmaya tutunur. Sessiz sakin mutlu giden bu düzenli hayat Coupeau’nun geçirdiği iş kazasıyla bozulur. Hayatının ikinci ve en önemli kırılma anı gerçekleşmiştir. Çalışamaz hale gelen Coupeau, meyhanelerin müdavimi olur ve içki bağımlılığı giderek şiddetlenir.
Bu küçük aile bebeklerinin doğumu ile kısa bir mutluluk yaşar. Nana, doğduğu andan itibaren yoksulluğun, düzensizliğin ve gürültülü bir evin içine düşer. Nana, şefkatten çok kargaşanın içinde büyür.
Coupeau’nun hezimeti, Gervaise’i de sürükler. Borçlar artar, çamaşırhane elden gider, ev dağılır. Bir zamanlar onurla ayakta duran Gervaise, alkolün ve yoksulluğun içine çekilir. Gervaise ahlaksızlığa sürüklenirken Lantier geri döner. Bu geri dönüş, çöküşü daha da hızlandırır ve evlilik bağını zedeler. Zola, alkolizmin ve sefaletin bir aileyi nasıl darmadağın ettiğini anlatırken dönemin Paris'ine ışık tutar.
Meyhane , sadece alkolün bir yuvayı yıkışını değil; Paris'in varoşlarında, acımasız çevre koşullarının insanı nasıl adım adım kaçınılmaz bir sona doğru sürüklediğini anlatır. Kitap bittiğinde, o karanlık sokakların kasveti ve insan ruhunun çöküşü yüreğimi sızlattı.
MeyhaneEmile Zola
youtube.com/watch?v=ra-f3Ie...
Gönlümün Nobel'lisi, ilişkilerin röntgencisi, aşkların (!?) ve de aşk sanılan duyguların piksel piksel fotoğraflayıcısı Kundera dedemden üçüncü kitabımı da bitirmenin haklı gururunu ve de mutluluğunu yaşıyorum. Sıra diğerlerine de gelecek elbet ;)
Bu sefer öykü türünde bir yolculuğa çıktık Kundera dedemle. Ben de, her ne kadar dede olacak yaşta olmasam da, yaş almışlığımın getirdiği bilmişlikle çıktım yola ama o beni elbette ki kendi savrukluğuma bırakmadı. Yaşlı bir bilge gibi elimden tuttu, benden bir ayak boyu kadar önden, ama bir o kadar da yanımdan yürüyerek beni, gülünesi aşkların diyarında birkaç öyküyle tanıştırdı. Yedi kapıya uğradık bu yolculukta. Her kapı ayrı karakterlere, ayrı durumlara ve de ayrı sonuçlara açıldı. Yalnız bu yolculuklarda bir terslik vardı. Her ne kadar ayrı karakterlere, durumlara ve de sonuçlara uğradık desem de ben, bahsi geçen her karakter, yaşadığı duyguyu bir tek cümleyle ifade etmeye yemin etmiş gibiydi: Bunun adı aşktı. Hepsini dinledik, kah kızdık, kah üzüldük, kah birine, kah ötekine hak verdik... Fakat Kundera dedem her kapının kapanışında, her hikayenin bitişinde, yüzünde müstehzi bir gülümseme ile ayrıldı oradan. Bense olayların afallatışından mıdır bilmem, bu gülüşleri yersiz buldum. Yine de hürmetten soramadım da, ben bu kadar afallamışken sen ne görüp bu kadar gülüyorsun diye. Mazallah, sonra yolculuğumuz Hz. Musa ile Hızır'ın yolculuğuna dönebilirdi.
Yolculuk bitti, Kundera elimi bırakıp beni bir sonraki yolculuğa kadar sorularımla baş başa bıraktı. Yüzündeki müstehzi gülüş silinmedi elbet, bu da beni iyice rahatsız etti. Fakat ona karşı değildi rahatsızlığım elbette ki. Beni, bunca farklı şeyle karşılaştırıp, sonrasında cevapları bana bırakıp
Suçlular sadece başka insanları hedef seçmediler. Yani yakın akrabalardan yada Koç, hoca amca gibilerden de çıkabilir.
Bazı ebeveynler Belki de çocukları tedirgin etmekten korkarak hiçbir şey yapmazlar. Maalesef bu başını kuma gömme tarzı yaklaşım çocukların savunması kalmasına sebep olur.
Tüm eleştirilere itaat etmelerini gerektiren katı bir tarzda yetiştirilmiş çocuklar özellikle risk altındadır.@
Hayatta hiçbirimiz her şeyi çözemeyiz, Bu yüzden başkalarının tavsiyelerine başvurur.
Çocuk yetiştirme konusunda ucuz teorilere başvuranlar, kendilerini Nasrettin hoca'nın masalında yanlarında bir eşekle ve oğluyla giden hocanın durumunda bulurlar. Yani ne yapsalar çözüm bulamıyormuş gibi hissederler.
Sezgi ve sağduyudan yararlanmak
Sezgi bir şeyi düşünmeden anlamanı sağlayan ani bir histir.
Mesela ani ve sebepsiz bir duyguyla karşıdakinin iyi biri olmadığını hissedebilirsiniz işte bu sezgidir. Mesela bazı iş adamları sahte bir işin neredeyse kokusunu alır. Birkaç yıl polislik yaptım ve Sezgin kayda değer bir şekilde gelişmeye başladı.
Sezgi ve sağduyu birlikte gider. Birçok insanın başı sağduyu görmezden geldiği için belaya girer.
Sağduyu, eğer bir şey gerçek olamayacak kadar iyi görünüyorsa, genellikle gerçek olmadığını öngörür. Mesela baba çocuklarıyla aşırı ilgilenen bir Koru şefini tuhaf bulduğunu ancak çocukların ve annelerinin bu ilgiden memnun olduklarını bildiğinden onların mutsuz etmek istemediğini itiraf etmiş. Yani sağduyu ve sezgisini görmezden gelmiş ve bedelini oğlu ve ailesi ödemiştir (tacizci bir Kore şefi olayından alıntı)
yetişkinler sağduyu sahibidir bunu çocuklarına da geçirmek için çaba göstermelidir. Küçük çocuklara bile sezgilerine güvenmeleri öğretilebilir. Şüphelenen bir çocuk kaba davranmaktan korkmadan kaçmalıdır.
Çocukların sevgilerini
1) BİRAZ PAVESE HAKKINDA
A.Eserlerindeki belirginlikler
O'nun eserlerinde genellikle bireyin iç yaşamı, yabancılaşma ve geriye dönük hesaplaşmalar gibi temalar ön plana çıkar ve ortak bir tema olarak; köklerinden kopma, aidiyet arayışı dikkat çeker. Karakterler genel itibariyle doğup büyüdükleri yerlerden ayrılmış, şehir hayatına veya farklı ülkelere gitmiş ve daha sonra geride bıraktığı anlarla yüzleşmek için yeniden memleketlerine dönmüş bireylerdir. Bu dönüş eylemleri yalnızca fiziksel bir hareket değil, aynı zamanda psikolojik bir içsel muhakeme sürecidir. Ayrıca eserlerinde yalnızlık, savaşın birey üzerindeki etkileri ve kimlik arayışı gibi konular da önemli bir yer tutar.
Pavese'nin aynı zamanda anlatıcı tutumunun içinde de otobiyografik izler vardır. Bu yönüyle Pavese, bireyin iç dünyasını ön plana çıkaran bir anlatım tarzı benimser. Otobiyografik izlerin belirgin olduğu bu eserlerde, yazar ile anlatıcı arasındaki benzerlikler de dikkat çekici düzeydedir.
B.Cesare Pavese ile Constance Dowling’in filizlenmeyen aşkı
İtalyan yazarın yolu, bir film galasında Amerikalı aktris ve dansçı Constance Dowling ile kesişti. Bu tanışma, Pavese’nin kırılgan iç dünyasında fırtınalar koparan bir aşkın fitilini ateşledi.
Pavese’nin hayranlıkla bağlandığı bu sarışın aktris, kısa süre sonra beklenmedik bir kararla ülkesine dönünce, aralarındaki bağ bir anda koptu. Constance’ın temelli uzaklaşması, zaten melankoliye yatkın olan yazarı derin bir boşluğa ve ağır bir bunalıma sürükledi.
.__ “Ölüm gelecek
Ve senin gözlerinle bakacak” __
mısraları, hem Constance’a yazılmış bir veda hem de edebiyat tarihinin en dokunaklı mektup notları arasında yerini aldı.
C.Pavese,intihar, ölüm!
Pavese için hayatına son verme düşüncesi, anlık bir tepki değil;