Doruk Çifci, Elektra'yı inceledi.
14 May 10:20 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Mükemmel bir kitap, mükemmel bir tragedya. Naçizane tavsiyem, önce kitabı okuyun, imkanınız varsa Devlet Tiyatrosu'nda oynanan oyunu izleyin. Aşağıda yazdıklarımın spoiler olacağını düşünmüyorum (belki son paragraf olabilir) çünkü Elektra'da asıl işlenen konunun öncesini açıklamaya çalıştım. Bu bölümü bilmeden okuyunca konu biraz boşlukta kalabiliyor.

Agamemnon, Truva savaşından galip ayrılıp döndüğünde karısının sevgilisi Aigisthos'un kışkırtması neticesinden karısı Klytaimnestra tarafından öldürülür. Klytaimnestra'nın kocasını öldürmesinin tek nedeni sevgilisinin kışkırtması değildir, asıl ve en önemli nedeni Agememnon'un, kızı İphigenia'yı öldürmesidir.

Agamemnon ormanda avlanırken bir geyik görür. Tam onu boğazlarken kibirli ve kendini yücelten sözler söyler Agamemnon. Bu sözlere tanrıça Artemis çok sinirlenir ve Yunan birlikleri gemiyle Truva savaşına doğru yola çıkmak üzereyken üzerlerine lanet yağdırır. Bu lanet sebebiyle kıtlık başlar ve hiç rüzgar esmez, doğal olarak da gemiler hareket edemez. Bazı kahinlere göre lanetin kalkması için gereken, Artemis'e baş kaldıran Agamemnon'un diğer kızı olan İphigenia'yı (Agamemnon'un üç kızı bir oğlu vardır. Kızları, İphigenia, Elektra ve Khrysothemis, oğlu da Orestes'tir) Artemis için kurban ederek ona olan saygısını göstermesidir. Elinden başka yapacak bir şey gelmeyen Agamemnon, kızı İphigenia'yı kurban eder.

**** Tam buraya bir not eklemek gerekir. Başka hikayelere göre Artemis, genç kıza acır ve tam sunaktayken kızı bir geyik ile değiştirir. İphigenia'yı da Tauris'teki (bugünkü Kırım) Artemis Tapınağı'na götürür ve rahibesi yapar. Ama asıl bilinen ve kabul gören hikaye kızın ölmesidir.

Fakat Agamemnon'un çocuğunu öldürmesini karısı Klytaimnestra kabul edemez ve Truva savaşından dönüşte Truva prenseslerinden Kassandra'yı cariye olarak getirince Klytaimnestra için bu, bardağı taşıran son damla olur. Sevgilisinin de desteğiyle bir gece kocası uyurken onu öldürür.

Babasının öldürüldüğü günlerde, ablası Elektra tarafından birisine emanet ederek Orestes başka bir kente gönderilir. Elektra, yıllarca Orestes'in ülkesi Argos'a dönüp babasının intikamını almasını bekler. Orestes bir süre sonra kendisinin öldüğü haberini yaydırarak Argos'a geri döner. Ve annesiyle annesinin sevgilisini öldürüp, babasının intikamını alır.

Ferhat Tan, bir alıntı ekledi.
07 May 14:42 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Birine karşılık birini hakkımız varsa öldürmeye, ilk ölecek sensin demektir, bakacak olursak bu adalet anlayışına!

Elektra, Sophokles (Sayfa 47 - Bordo Siyah)Elektra, Sophokles (Sayfa 47 - Bordo Siyah)
Freyja, bir alıntı ekledi.
 21 Nis 14:33 · Beğendi · 10/10 puan

Elektra:
Ah zavallı ben!
Sevgili Orestes, nasıl da mahvetti beni
ölümün! Gittin ve yüreğimdeki son umudu da
söküp aldın oradan;
kendime sakladığım biricik umudu, hayatta
kalıp
intikamını almak için babamın ve benim, işi
bitmiş olanın,
tekrar geri geleceğin umudunu. İyi de şimdi
nereye gitmeliyim?
Kimsesizim; hem senden hem de babamdan
yoksun,
ve hizmet etmek zorundayım gene, en nefret
ettiğim insanlara,
katillerine babamın! Doğru değil mi?
Ama hayır, asla gelecekte, bir çatı altında
kalmayacağım,
bunlarla birlikte ve burada kapının eşiğinde
yığılmış halde
hayatım solup gitsin kederle.
İşte bu yüzden, siz içerdekiler hadi,
öldürün beni rahatsız ediyorsam sizleri!
Çünkü bir hayır işlenir
öldürülürsem eğer ve sadece işkence sayılır
yaşamak.
Yaşama arzum kalmadı hiç!

Elektra, SophoklesElektra, Sophokles
Fırat Özbey, Alkestis-Medeia-Elektra'yı inceledi.
18 Nis 23:03 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Deli Dumrul çok fazla atıp tutunca Tengri canını alması için ölüm meleğini gönderir.(İslamiyet öncesine dayanan bir hikaye olduğundan özellikle Azrail demiyorum,o zamanlar Türkler yine tek bir tanrıya inanıyorlarmış,Azrail yerinede emin olmamakla birlikte "Alıcı" deniliyormuş)
Deli dumrul ilk başlarda Alıcıya'da kafa tutar canını vermek istemez hatta bir ara aklından yıldırım gibi Alıcıyla savaşma fikri gelir, geçer ama hemen anlamıştır çünkü ne yaman bir varlıkla karşılaştığını.Dua eder canının bağışlanması için,dua kabul edilir ama yerine can verecek birinin bulunması şartıyla.Dumrul ,anasına babasına sorar,ama can vermek istemezler,ihtiyarda olsalar hayat tatlıdır.Hanımı meseleyi duyunca Deli Dumrul'un yerine ölmeyi kabul eder.Bu ne büyük bir fedakarlıktır.
Alkestis'in incelemesinde Deli Dumrul'un ne işi var şimdi, fazla uzatmayayım.
Şans eseri bulduğum,çevirisini Ahmet Hamdi Tanpınar'ın yaptığı bu eseri okuyup bitirdiğimde aklıma hemen Deli Dumrul geldi.İkisindede kocalarının yerine can vermeyi kabul eden eşler var.Hikaye oldukça benzer.ikisini peşpeşe okumanızı öneririm.

“Ülkü gibi kemiren ortağıyla, alaca,
Beyaz ve kızıl bir tan, sefihlerin evine
Girdiği an, bir gizem, öç dolu işleviyle
Uyarır bir meleği bu uyuşmuş hayvanda.” ~Charles Baudelaire/ Kötülük Çiçekleri

İncelememe Baudelaire’den bir şiirle başlamak istedim. Zira eserin adında da belirtildiği gibi, kitap tam bir Baudelaire paranoyası üzerine kurulu.
“Kötülük Çiçekleri”ni kaleme aldığında ve yayımladığında kamu ahlâkına aykırı, sapkın düşüncelerinden dolayı yargılanan Baudelaire, tam da eserin adına yaraşır bir şair.

Kitap çok yönlü bir kitap. Her ne kadar psikoloji okumaları konusunda kendimi yetersiz bulsam da yazarın eserinde psikanalize atıflarda bulunduğu gözümden kaçmadı. Özellikle de Freudyen bakış açısı baskın. Elektra kompleksine yer verilmiş kitapta.

Kitabı yarım bırakmıştım. Bunda kullanılan üslubun iticiliği ve elbette konunun işlenişi etkili oldu. Sonra da kitaba bir şans daha vermek istedim. Kitap çok karanlık, yeraltı edebiyatı ve polisiye eser arasında salınıyor diyebilirim. Yazarın epey birikime sahip olduğu aşikâr. Felsefe, psikoloji, edebiyat, müzik konusunda donanımlı olduğu, okuma sırasında hissediliyor.
Baudelaire ve Oscar Wilde, yazarın kitapta sık sık atıfta bulunduğu sanatçılar. “Oscar Wilde neden peki?” diyeceksiniz. Onun da sebebi var elbette. Oscar Wilde da tıpkı Baudelaire gibi yaşamı hazların gölgesinde kalan bir adam. Kitapta ona da atıfta bulunuyor yazar bu yüzden:
“Düşünce alanında paradoks
benim için ne ise
Tutku dünyasında da sapkınlık
benim için o oldu.” ~De Profundis/Oscar Wilde
Eşcinsel olan ve adı hep sansasyonel olaylarla anılan Wilde, hiç kuşkusuz eserde boş yere anılmamış.
Onu anımsatacak bir karakter de yer alıyor kitapta.

Ken Bruen, Amerikan Rüyası ile de dalga geçiyor kitabında. Sahip olunabilecek bütün dünyevi imkânlara sahip; ama sapkın, zihnen hastalıklı ve mutsuz karakterleriyle Amerikan Düşünü yerle bir ediyor.

Kitabın herkese hitap ettiğini düşünmüyorum açıkçası. Dili ve üslubu bayağı bulunabilir. “Otomatik Portakal”ı okumuştum, bu kitaptaki üslup ona çok benziyor.
Biraz da yeraltı edebiyatına yakın bir eser olmasından kaynaklanabilir bu durum.
Benim kitaptan çıkarımlarım bunlar. Bahsettiğim unsurları göze alıp okumak isterseniz farklı bir deneyim olacaktır.

Herkese iyi okumalar dilerim.

Kardeşlik Üzerine

Şu sıralar yaklaşık 2 haftadır, kardeşlik mefhumu üzerine bolca düşünür oldum. Nedir bu kardeşlik denilen şey? en basit cevabı ile aynı ana babadan olma ya da analar veyahut babalardan birisinin aynı olma durumunda doğan çocukların birbirine hitap ettikleri bir sıfat. Makbul olanı aynı anadan babadan olmak. daha bir öz yapar kardeşleri.. İnsanın en yakını kardeşidir mesela, herkesten bir kötülük görürsün kardeşten görmek pek azdır. Ya da herhangi birisinden gördüğün kötülüğü sırtlayıp, bohçalayıp bir kenara koyabilirsin velhasıl kardeşinden gördüğün bir kötülüğü bir türlü sindiremezsin yapışır kalır ve için için seni kemiren bir durum haline gelir. Niye böyle kardeşliğe dair büyük anlamlandırmalar yükleriz. Sanırım toplumun en küçük parçası olan aile kavramı içinde hem kan bağı, hem yaşanmışlık seviyemizin fazla oluşundan dolayı olabilir. Bir de toplumsal yapının bu kavramlara yüklediği anlamlarla sorgulamadan sevgilerini, saygılarını, özverilerini, öğrenilmiş teslimiyet gibi bir şeydir. Halbuki insanlık tarihine baktığımız zaman kardeşlik hiçte kafamızda yücelttiğimiz bir değer gibi görünmez. Misal Habil Kabil kardeşlerin içlerine düşen kıskançlık (bazı hikayelerde evleneceğiz kızı kıskanmak, bazı hikayelerde Tanrıya adanan adağın birisinin kabülü öbürküsünün reddi mevcut. Özünde bir haksızlık bir kıskançlık yatar. Kıskanan tarafın kıskanılan tarafa uyguladığı şiddet, onu yok etme varlığını kendi varlığından daha aza indirip ruhsal ve bedenen yok oluşunu hazırlama gibi sonuçlara yol açar. Birde Yakup Peygamberin en küçük oğlu Yusuf peygamber vardır ki kardeşleri tarafından kör kuyuya atılarak ölümü istenmiştir. Neden kardeşler Yusufu'u kör kuyuya atarlar.. Babanın Yusuf'a duyduğu sevginin eşitsizliği diyebiliriz... Bir eşitsizliği yaratanın bir eşitlilik beklentisi de ironik. Bu eşitsizliğe maruz kalanların eşitliği sağlama çabası da kaynağından uzaklaşıp hedef şaşmasına neden olmuş Mesela bu 11 kardeş Yusuf'u kör kuyuya atıp ölmesini beklemek yerine, Babalarını Yakup peygamberi atmış olsalardı çok daha adil bir tavır sergilenirdi. Ya da ayrım yapmasaydı Yakup peygamber bu kardeşler tatlı tatlı geçineceklerdi. Ama sevgi denilen şey öyle başka bir şey ki kendiliğinden olan bir duygu. Hiç bir şeyin adil dağıtılmadığı gibi yüreklere de adil dağıtılmıyor...
Spinoza'nın sevinci nereden geliyor? isimli kitabı araştırırken gözüme çarpan bir alıntıyı da buraya eklemekte fayda görüyorum kıskançlık haset üzerine..

''''Çoğu zaman karşılaşmalarımızdan türeyen etkilerle edilgenleşmiş ve dolayısıyla, kederli duygulanışların insafında sürüklenen sonlu ve zayıf varlıklar olduğumuzdan, var-kalma çabasının peşinde eyleme gücünü artırmış bir varlıkla karşılaştığımızda ona karşı ilk duygumuzun haset olması şaşırtmamalıdır.'''

Bu arada o sevinci yakaladığım anlarda pekte kaynağını sorgulama derdine düşmüyorum. :D Sevince dönüşmeyi tercih ediyorum. Her neyse fazla uzağa gitmeden, Osmanlı tarihine göz attığımız zaman Osmanlı devletini kuran Osman bey, amcasını öldürmekte başlamış katliama ardından kardeşler hatta oğullar torunlar Allah ne verdiyse isteyen araştırsın! Güç uğruna nice insanların kellesi gitmiş, boğulmuş, zehirlenmiş vs vs (Osmanlı sevicileri hiç bulaşmayın sizi hiç çekemem!) ..Acılı ana yüreğiyle dolu, Oğlunun katili oğluna boyun eğmek zorunda kalan Hatunların saray odalarında gizli gözyaşlarını içine akıttıkları tarihsel süreçler mevcut.

Bir de Antik Yunan tragedyaları içinde en sevdiğim vardır ki? Kardeşlik üzerine çıkarımlar yapabileceğimiz, Spokles'in kaleme aldığı ...Eli kanlı Elektra; annesinin çok sevdiği babasını öldürmesi ve aşığıyla beraber olmasından dolayı sırf kız kardeşi Orestes'i korumak için, yıllarca içinde intikam duygusunu bastıran, kendini dizginleyen.. Orestes'ın ölüm haberini aldıktan sonra, Saraya kılık değiştirip giden , annesinin boğazını kesip intikamını alan Elektra...soylu bir kadın ve kız kardeş :)

“Ey asil ailelerin kızları!
Acımı avutmak için buraya geldiniz;
Biliyorum, anlıyorum, gözümden
Bir şey kaçmıyor, ama vazgeçmiyorum,
Zavallı babama ağlamaktan kendimi alamıyorum.
Fakat siz ki dostluğuma her türlü
Sevgiyle karşılık verdiniz
Bırakın beni bu deliliğime,
Size yalvarıyorum.....

Velhasıl kelam; edebiyatta, sanatın bir çok alanında, seyrettiğimiz filmlerde, dinsel ve tarihsel mitolojinin içinde kardeşliğe dair iyi kötü bir çok örnek vermek içten bile değil... Son olarak kardeşliğe dair gereğinden fazla anlam yüklemek. Ya da bazen cinsel ayrımcılığa maruz kalmış zavallı kadınların, samimi, insani iletişim kurmanın, karşı cinsle yolunun iyi niyetini anlatma çabası yüzünden( yazık ulan bu kadınlara, :D) iletişimlerini kardeşlik atıflarıyla temize çıkarma acziyetleri.. Bu bağlamda kendi adıma değer verdiğim, insanlığına saygı duyduğum, dostlarım( bu kelimeyi kullanmak bile bence çok zor.. İçine yüklediğim anlamlar oldukça yüksek, insanları dostluk sıfatının altında ezmeye hakkım olduğunu düşünmüyorum) Bundan sonra kardeşim demeyeceğim. Çünkü kardeşliğe inanmıyorum. Dayatıcı kan bağını yüceltmekten öteye gitmiyor. Nasıl ki her daim sıkışmış anlarımda söylemenin beni rahatlattığı; Heidegger'in “insan dünyaya atılmıştır ve fırlatılmıştır.. cümlesinde ki gibi Bizler ne doğacağımız coğrafyayı ne cinsel kimliklerimizi, ne de bedenlerimizi, ailelerimizi, etnik ve sosyal sınıflarımızı seçme şansına sahip değilsek.. Kardeşlerimizi de seçme şansına sahip değiliz. Paylaşımın olduğu her yerde çatışmaların olması kadar doğal bir şey yok. Bu onları ne kötü insan yapar ne de iyi.. Fakat arkadaşlarımızı, dostlarımızı, iletişime değer gördüğümüz insanları ve okuyacağımız kitapları veyahut alacağımız kararları, olaylar karşısında göstereceğimiz tavrı ve duruşları seçme şansına sahibiz.. Güzel kitaplar okumak ve güzel karşılaşmalar ve arkadaşlıklar kurmak dileğiyle...

Abdullah SAFİDEMİR, bir alıntı ekledi.
04 Mar 12:12 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Anne olmak ne garip! Evladından kötülük de görse, bir anne ondan nefret edemez.

Elektra, Sophokles (Sayfa 25 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Ali Yücel Klasikleri Dizisi Genel Yayın: 2571)Elektra, Sophokles (Sayfa 25 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Ali Yücel Klasikleri Dizisi Genel Yayın: 2571)