Freud'un ödipal kompleks ve elektra kompleksi olarak ortaya koyduğu teorileri fazlaca fonksiyonel ve teknik bir alana yığılmış ve işlevselci paradigmaya hapsolmuştu. Yaydığı enerji veya kullandığı analitik paradigma, kendi bilincinin bir yansımasıydı aslında. Çünkü kendisi de kuzenine aşıktı, bu aşk uzun süreli karşılıklı mektuplaşmayla devam etti ve öylece kaldı. Bir ikinci cinsel düşüncelerine etki yapan olgu ise annesine olan aşırı bağlılığıydı. (En büyük etki budur aslında.) Aşk değildi ama derin bir tutkuydu var olan... Freud, sanayi devrimi sonrası dönemde, sınıfların ve özgürlük düşüncesinin şekillendiği bir dönemde ve yazma-çizme gibi akademik faaliyetlerin yoğun olduğu bir zaman da rahatça yazabiliyordu. Aslında onun tezleri en çokta dönemin aristokrat kesimine yarayacaktı çünkü bu teoriler cinselliği kontrol etmekte dayanak olacaktı. Freudyen teori (özellikle bastırılmış duygular kısmı) devlet modernizasyonu ve kapitalizmin inşası sırasında; devlet dairesi, baro, büro, okul, işyeri, ordu, polisiye gibi kamusal alanlar da ki dönüşümlere paralel 20.YY'da 'normal' veya 'anormal' çocuğun tam olarak neye göre belirlendiğinin bilinmediği bir ortamda (hiçbir zaman normali ve anormali tanıyamayacağız) aristokrasi ve burjuvazi tarafından önceden belirlenmiş deterministik olguların etkisi altında türetilmişti. Freud'un kuramı, insanın kapitalist ilişki ağları içerisinde işlevini çatışmasız sürdürmesine odaklı çalışıyordu. Foucault'un da söylediği gibi kim neden normal veya kim neden anormaldi?... İşte, sosyoloji dünyasının iki önemli düşünürü ve yazarı olan Gilles Deleuze ve Felix Guattari psikanalizi alt üst ettiklerinde, insanın içinde yatanın en temelde ''Arzu'' olduğunu, bu arzu makinalarının devamlı ve sürekli olarak çalıştığını; tüm bürokratik yapıların bizi