Tahmini Okuma Süresi:
2 sa. 28 dk.
Sayfa Sayısı:
87
Basım Tarihi:
1985
İlk Yayın Tarihi:
1963
Yayınevi:
Kuzey Yayınları
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Varoluşçu Felsefenin Sahneye Yansıması
7/10
·87 syf.··
Beğendi
·
2025 80. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Temmuz 2025 23:07
Sartre’ın bu eseri Antik Yunan mitini modern varoluşçuluk potasında eriten derinlemesine bir sorgulama sunuyor fakat eserin işlediği temaların ağırlığına rağmen, beklediğim düşündürücü zenginliği bende tam anlamıyla yaratamadı. Oyunun temelinde yatan özgürlük kavramı, kitabın en vurucu noktalarından biri bence. Özellikle Orestes'in "her insan kendi yolunu kendi düşünüp bulmalı" cümlesi Sartre'ın felsefesinin temeli. Ancak bu özgürlük, Orestes'i kaçınılmaz bir yalnızlığa itiyor. Kendi yolunu çizmenin, başkalarının beklentilerinden kopmanın getirdiği bu yabancılaşma, özellikle kız kardeşi Elektra ile olan ilişkisi etkiliyor. Özgürlüğün getirdiği bu varoluşsal yalnızlık, bana göre eserin en güçlü bölümü. Sonuç olarak, "Sinekler", özgürlüğün sadece bir hak değil, aynı zamanda ağır bir yük olduğu, ancak bu yükün, gerçek bir insan olmanın tek yolu olduğu mesajını veren etkileyici bir felsefi dram. Ancak karakterlerin içsel yolculuklarının yüzeysel kalması bende beklediğim etkiyi yaratmadı. Yine de, Sartre'ın bu eserinde sunduğu varoluşsal tartışmalar, üzerinde düşünülmeye Sinekler Jean-Paul Sartre değer.
SineklerJean-Paul Sartre · Kuzey Yayınları · 1985261 okunma
Okuyun kendinizi , tanrı edasıyla görerek okuyun.
Puan vermedi·87 syf.··
Beğendi
·
2025 32. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Temmuz 2025 12:19
Yaptığımız seçimler veya yapmadığımız seçimler bizi pişman edebilir, üzebilir, suçlu yapabilir, mutlu edebilir; bizi umursamaz, yalnız ya da isyankâr biri haline getirebilir. Ama tüm bu olasılıklar, insanın kendi hayatını özgürce kurmasını sağlar. Kendinizi unutmak veya aramak için güzel bir yol bu.
Kitap Alıntısı
SineklerJean-Paul Sartre · Kuzey Yayınları · 1985261 okunma
8/10
·87 syf.··
Beğendi
·
2021 21. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Şubat 2021 14:37
Seçimlerimiz bizi pişman edebilir , mutsuz edebilir , bir katile dönüştürebilir , mutlu edebilir , pervasız veya yalnız , hatta bir isyankar bile kılabilir ... İşte bu olabilirlik , seçimleriyle kendi varoluşunu , özgürce inşa eden “İnsan”ı yaratacaktır .Temel anlatısı “insanın varoluşu” üzerine kurulu bu kısacık tiyatro metninde Sartre , mitolojik karakterlerin (Elektra ve Orestes) hikayesini yeniden yaratıyor . Orestes , özgür iradesiyle yaptığı eyleme karşı , pişman olmayı , hesap vermeyi reddederek tanrı Jüpiter’le bir hesaplaşmaya koyuluyor .Orestes’in bu tavrı , işledikleri günahları ve yaptıkları hataları nedeniyle hayatları zehir olmuş , inançların kölesi mutsuz halktan oldukça farklı . Elbette sinekler de bu mutsuz şehrin mutsuzluğunun aşağılayıcı bir meyvesi ...
Felsefe
SineklerJean-Paul Sartre · Kuzey Yayınları · 1985261 okunma
Puan vermedi·87 syf.··
2025 52. kitabı
Jean Paul Sartre’nin düşüncelerini eserlerinden izlemeye devam ediyoruz. Sartre’nin düşüncelerini ve varoluşçu felsefesini edebiyat eserlerine çok iyi yansıttığını gördüğümüz bir piyes. İnsanın özgürlüğe mahkum olduğunu sürekli vurgulayan Sartre bu piyeste de; Agamennon’u öldürerek karısı ile evlenerek 15 yıl tahtta kalan sözde kralın elinden kurtularak komşu ülkeye sığınan Agamennon’un varisi Orastes ile kız kardeşi Elektra’nın babalarının intikamını almaya dayanan olay örgüsünde esas olarak insanların yaşananları anlamaması için ölülerin ruhlarının görünmez bir duman şekline girerek yılda bir kez bu düşüncelerin ise yıl boyunca sinekler şekline girerek kendilerine kötülük yapan ve hâlen yaşayan insanlara musallat oluşlarına inandırılan halk ile özgür olduğunun farkına varan insanların dışındaki kalabalıklara hükmü geçen Jüpiter’in sözde kralla işbirliği anlatılıyor. Kurulan düzende görünen dünyada “düzeni sağlayan” kral ile görünmeyen dünyada kralı ve krallığını insanlarıyla beraber yöneten ve de “düzenin düzenini” sağlayan Tanrı’nın işbirliği ile bir illüzyon ile ne yaşadıklarını dahi bilmeyen ve sinekler tarafından maddi ve düşünsel olarak sürekli rahatsız edilen insanların Orastes tarafından uyandırılmaları süreci anlatılıyor . Orastes adeta fareli köyün kavalcısı gibi özgürlüğünü yüklenerek ülkedeki ve tapınaktaki tüm sinekleri( sinekleri ve sineklerin Tanrı’sını da düşünceleriyle beraber) krallığından alıp götürerek insanların gözünü özgürlüğe/kendi bireysel özgürlüklerine açılmalarını sağlamıştır. Oyunun ana tezi ise şu:İnsan özgür doğar. İnsan özgürlüğüne mahkumdur. Sorumluluk almak istemeyen insanlar inanmanın peşine düşerek sorumluluktan kaçmaya çalışırlar. Varoluşçuluk kapsamında değerlendirilecek çok güzel bir piyes gerçekten. Burada sinekler ile daha
SineklerJean-Paul Sartre · Kuzey Yayınları · 1985261 okunma
Sinek küçüktür ama mide bulandırır!
8/10
·100 syf.··
Beğendi
·
2019 85. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 26 Ekim 2019 13:58
Sinek... Çift kanatlılar takımına dahil olan sineklerin yaklaşık 1 milyon türü var(Kara sinek var, at sineği var, var da var). Yani dünyada yaşayan insan sayısı gibi çok ama çok fazlalar. Bir o kadar da türe sahipler insanların kendilerini ırk ırk, topluluk topluluk böldükleri gibi... Karasinekler arkalarını görebilirler. Kitapta muhafızlar, eski kralı anacak bir eyleme yöneldiklerinde sineklerden korkmaktadır. Neden? Her yerde bir ajan gibidirler çünkü. İnsanların gammazcılığının ne güzel bir tasviri! Besin anlamında belirli bir tercihleri yok sineklerin. Boya, cila gibi maddelerin dışında bazı yaralar ve cesetler üzerinden de beslenirler. Görüldüğü gibi insanların midesinin genişliği, her türlü rezilliği kendilerine layık görebildikleri ve seçici olmayan ama ihtiyaçlarını gideren her şeyi kabullenebilmelerine güzel bir dokundurma... Kitapta seks ayinlerine saplantılı insanlardan bahsedilirken sinekler üzerine yapılan bir araştırma sonucunda seksten mahrum bırakılan erkek meyve sineğinin kendini alkole verdiği bilinmekte. Ne kadar da tanıdık insanoğluna... Dişleri yok! Tüketecekleri katı maddenin üzerine asitli bir kusmuk bıraktıktan sonra, bu asit katı gıdayı onların alabileceği şekilde etirip, sıvı bir hale getiriyorlar. Bu şekilde bunları da emerek besleniyorlar. Bazı kötü niyetli insan topluluklarının sömürmek istedikleri ulusların üzerine dedikodular, söylentiler, nifak yaratıcı fikirler sunmaları ve akabinde onları parçalayarak kendi çıkarlarına uygun ve savunmasız hale getirmeleri gibi... “Eylemim özgürlüğümdür!” diyen Sartre, annesi Kraliçe Kltemnestra’nın sevgilisi Aigisthos tarafından katledilmiş kral Agamennon’un oğlu Orestes’in hem kendinin hem kardeşi Elektra’nın hem de en önemlisi halkının özgürlüğü uğruna canını feda etmesi, tacı ve krallığı
Felsefe
SineklerJean-Paul Sartre · Ataç Yayınevi · 1963261 okunma
Puan vermedi·100 syf.··
2019 22. kitabı
Kitap, özgürlük teması etrafında şekillenmiş, her şeye gücü yeten tanrının (kitapta tasvir edilen tanrı oldukça sınırlı güçlere sahip), insanın özgürlüğünü elde ettiği andan itibaren gücünü yitirmesini ve özgürleşen insanın egemenlik alanının genişlemesini ele almıştır. Sartre’ye göre özgür insan yaptıklarının bilincinde olup bunun sonuçlarına katlanan insandır. Bu Sartre’nin felsefesinin temelini oluşturur. “Katillerin en alçağı, vicdan azabı duyandır.” diyen ana oyunculardan Orestes, suç işlediği halde vicdan azabı duymadığı ve pişman olmadığı için özgür bir insana dönüşmüş, Orestes’in işlediği bu suça ortaklık eden kardeşi Elektra ise vicdanına boyun eğip pişman olduğu için özgürlüğünü kaybetmiştir. Kitap da adını buradan almaktadır. Vicdan azabının ve pişmanlığın simgesi olarak karşımıza çıkan sineklerin kan emici yönüyle, pişmanlığın insanı yiyip bitirmesi arasında bir benzerlik kurulmuştur. Yazar, bunu ilerleyen sahnelerde insanı hayretler içinde bırakan, çarpıcı bir dille kaleme almıştır. Kitabı okuyup bitirdikten sonra bile etkileyiciliği bitmiyor aksine daha da büyüleyici bir hâl alıyor. Şöyle ufak çaplı bir araştırma yapıp bu senaryonun tarihi bir gerçekliğe ev sahipliği yaptığını ve bu oyunun Alman işgali altındaki Fransa dönemine ait bir canlandırma olduğunu öğrendiğinizde Sartre’ye bir kere daha vurulacaksınız. Yağmurlu bir günde geçmeseydim o sokaktan ve bulmasaydım 1960’lı yıllardan bu yana nice serüvenler atlatıp köhneyerek elime geçen bu kitabı, belki de uzun yıllar boyunca adını duymayacak veya herhangi bir kitapçıda rastlamayacaktım bu muazzam esere. Ve belki de hâlâ Sheakespeare’dan başka bir şey okumuyor olacaktım. İnceleme denilemeyecek kadar eksik ve bir o kadar da kitabın güzelliğini yansıtmamış olan; ama kıyısından
SineklerJean-Paul Sartre · Ataç Yayınevi · 1963261 okunma
10/10
·100 syf.··
Beğendi
·
2020 8. kitabı
Çok uzun yıllardır bir tiyatro eseri okumamıştım. Nobel Edebiyat Ödülünü Sartre'nin Jean Paul Sartre olarak elinin tersiyle ittiğini bildiğimden beri ister istemez hayranı olarak onu sevmekteydim. Dahası onun derin felsefî görüşü de ilgimi çekmekte olup yazdığı bu tiyatro eseriyle edebiyatına da beni hayran bırakmıştır. Örnekler, konunun işlenişi ve içi dolu cümleler gerçekten hayranlık uyandırıyor. 20 sayfasını okuduktan sonra bitirmeden bırakmayacağınızı garanti ediyorum.
Edebiyat
SineklerJean-Paul Sartre · Ataç Yayınevi · 1963261 okunma
Puan vermedi·87 syf.··
2025 6. kitabı
·
106 günde okudu
·
Okunma: 14 Temmuz 2025 17:49
İlk dəfə idi ki, Jean-Paul Sartre-nin qələmi ilə tanış olurdum və bu qısa, lakin dərin məzmunlu əsər mənim üçün böyük bir heyranlıq yaratdı. Sineklər yalnız qədim Yunan mifologiyasına əsaslanan bir faciə deyil, həm də Sartre-nin ikinci dünya müharibəsi dövründəki siyasi və fəlsəfi mövqeyinin simvolik ifadəsidir. Əsərdə Fransa nasist Almaniyası tərəfindən işğal altındadır. Rəsmi senzura var idi, amma Sartre əsəri elə simvolik şəkildə yazır ki, ad çəkmədən müqavimət çağırışı edir. Burada: • Arqos şəhəri – İşğal altındakı Fransanı, • Aegistosun zalım rejimi – Fransada almanlara işləyən hökuməti, • Sineklər – Nasistlərin xalq üzərində yaratdığı ruhi və sosial basqını, • Zeus – Avtoritar gücü, • Orest – Azad insan simvolunu təmsil edir. Bundan əlavə danışılmağa dəyər obraz Elektradır. Bunun əsas səbəbi Sartre-nin qadınları romantik və ya passiv göstərməyə meyilli olan klassik dramdan fərqli olaraq, Elektranı daxili çarpışma yaşayan, lakin yenə də passiv qalan bir obraz kimi təqdim etməsidir. O, ümumən passiv cəmiyyətin metaforasıdır – dəyişmək istəyən, amma qorxudan susan insanları təmsil edir. Əsərdə həmçinin Klitemnestra – keçmiş günahları gizlədərək xalq üzərində qorxu və vicdan əzabına əsaslanan hakimiyyət qurmuş zalım fiqur kimi təqdim olunur. Onun öldürülməsi Orestin sadəcə şəxsi qisası yox, həm də köhnə rejimin dağıdılması anlamına gəlir. Müəllim obrazı isə azadlıq və həqiqəti bilən, lakin onu ifadə etməkdən qorxan, passiv ziyalılığın simvoludur. O, hərəkət etməsə də, Orestin oyadılmasında vacib bir rola malikdir. Nəhayət, Orestin seçimi – hər şeyi dərk edərək günahı və nəticələrini üzərinə götürməsi olur.
SineklerJean-Paul Sartre · Kuzey Yayınları · 1985261 okunma
8/10
·87 syf.··
2024 8. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2024 22:42
Sartr bu pyesdə, əsasən "natamamlıq kompleksi"ni ələ almışdır deyə düşünürəm. "Varlıq və heçlik" kitabında açıqladığı kimi, insanın şüurlu varlıq olması ilə azadlığının tamamilə eyniləşdirib, insanın etdiyi seçimlər, onda olan azadlıq və bu azad seçim nəticəsində var olan məsuliyyətə və qəbullanma hisslərinə toxunmuşdur. Birbaşa bu açıqlamalar olmasa da, Sartrın fəlsəfəsinə aşina olanlar bu pyesdə əslində Sartrın oxuyucuya nə çatdırmaq istədiyini dolayı yol ilə də olsa başa düşəcəklər.
Pyes
SineklerJean-Paul Sartre · Kuzey Yayınları · 1985261 okunma

Yazar Hakkında

Jean-Paul SartreYazar · 60 kitap
Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazarve düşünür. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl'a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. Sartre, bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur. Babasını ufak yaşta yitiren Sartre, annesinin ailesinin yanında büyüdü. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi'nde verdi. Daha sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve 1928'de Simone de Beauvoir'la tanıştı. 1939 yılında II. Dünya Savaşı başlayınca Fransız ordusuna meteorolog olarak hizmet vermeye başladı. 1940 yılında Almanlar tarafından yakalanıp 9 aylığına hapse atılmasının sonrasında Direniş hareketine katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı sekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü yapıtı da bu sırada yazıldı (1943). 1945 yılında öğretmenliği bıraktı ve "Les Temps Modernes" adlı edebi-politik dergiyi çıkarmaya başladı. Kitaplarının neredeyse tümü edebi ve politik sorunları işleyen kuramsal metinler olarak şekillendi. Sartre, savaş sonrası dönemde ise özellikle politik etkinlikleriyle öne çıkmaya başladı. Soğuk savaş dönemi boyunca birçok eleştirisine rağmen Sovyetler Birliği'ni desteklemiş, Fransa'nın Cezayir'e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmıştır. Çıkardığı dergi, bu bağlamda yoğun bir etkinlik göstermiştir. Sartre, hep sol politik görüşe yakın olmuştur. 1956 yılında Macaristan'ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesine kadar Fransız Komünist Partisi'ni (PCF) desteklemiş, ardından desteğini çekmiştir. Ardından Fransız Komünist Partisi'nin Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nden daha bağımsız politikalar izleyebilmesine dolaylı katkısı olmuştur. 1960'ların sonlarında Sartre, kurulu komünist partileri reddettiği için Maocuları destekledi. Sartre daha sonra Maocularla ittifak halinde olduğunu reddetmiş ve Mayıs olaylarından sonra "Eger biri tüm kitaplarımı yeniden okursa, benim hiç değişmediğimi, hep anarşist olarak kaldığımı anlayacaktır." demiştir. Bundan sonra kendisinin anarşist olarak tanıtılmasını uygun karşılamıştır. Sartre, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Edebiyat Ödülünü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına hem de politik konumuna zarar verecegini düşünmüştür. "121'ler Manifestosu" olarak bilinen bildirgeyi imzalamış ve 1961-1962 yılındaki büyük gösterilere katılmıştır. Ayrıca, 1966-67 yılları arasında Vietnam Savaşı'nda meydana gelen katliamları sorgulamak üzere kurulmuş olan Russell Mahkemesi'nin de başkanlığını yapmıştır. Politik etkinlikleri giderek yoğunlaşmış ve kendi iç-dönüşümleriyle birlikte şekillenmiştir. 1968olayları Sartre'ın kendi fikirlerini ve geleneksel entelektüel konumlarını da sorguladığı bir dönem olmuştur. Sovyetler'in Prag'a müdahalesinin ve Fransa'daki öğrenci hareketlerinin üzerine, teorik politik alanı yeniden değerlendirmeye başlamış, 1973'te Liberation'u kurmuştur. 1974 yılında Sartre'ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı'nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolükonusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu. Öte yandan siyasal aktifliğinin onun edebi ve felsefi yönünü gölgelediği söylenemez. Sartre her şeyden önce kendisinden iyi bir edebiyatçı ve yetkin bir filozof olarak söz ettirmeyi başardı. 15 Nisan 1980'de Paris'te öldüğünde geride felsefe ve edebiyat açısından büyük değerde metinler bıraktı. Kendi varoluşçu felsefesini işlediği yapıtları başlıca; Özgürlügün Yolları, Bulantı, Gizli Oturum, Kirli Eller, Sözcükler, Duvarolarak belirtilebilir. Sartre'ın Varoluşçuluğu: Varoluşçuluk, esas olarak 17. yüzyıldan beri var olmakla birlikte, gerçek ününü Sartre ile birlikte kazanmıştır. 20.yüzyılda, Martin Heidegger gibi kendine özgü ve yetkin varoluşçu filozoflar söz konusu olmakla birlikte, bir felsefe olarak varoluşçuluk asıl etkisini Albert Camus ve özellikle de Sartre ile birlikte göstermiştir. Sartre, varoluşçu felsefenin hem felsefi hem de siyasal alandaki taşıyıcısı, uygulayıcısı olmakla bir entelektüel ve filozof olarak ayrı bir yer edinmiştir. Varoluşçuluğun, geriye doğru gidildiğinde Blaise Pascal'a kadar uzayan bir geçmişe sahip olduğu görülür; bu elbette belli bir şekilde anlaşılan varoluşçuluk anlamında bir felsefe eğilimidir, bunun yanı sıra varoluşçuluğun argümanlarının bir kısmı, nüve halinde ya da perspektif düzleminde de olsa çok daha öncelerde, örneğin Sokrates felsefesinde, kutsal metinlerde vb. de bulunmaktadır. Ama felsefe tarihi incelemelerinde bir felsefe eğilimi olarak Varoluşçuluğu Pascal ile birlikte ele alıp değerlendirmek yaygın bir tutumdur. Daha sonraları, Soren Kierkegaard varoluşçuluğun anlaşılmasına tam olarak belli bir şekil verir. Buna göre dünyadaki insanın varoluşu bir problematiktir ve felsefenin soruşturulması bunun üzerine yürütülmelidir. İsa, modern varoluşçuluğun kurucusu olarak kabul edilir. Varoluşçuluk öyle ki hem edebiyat alanında hem de felsefe alanında etkili olmuş ve çeşitli şekillerde temsilcilerini bulmuştur. Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Albert Camus, Dostoyevski varoluşçuluk dendiğinde akla gelen ve modern varoluşçuluğun temsilcileri olarak incelenen isimlerdir. Sartre'ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler. Bu, "varoluş özden önce gelir" sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır. Kahraman ya da alçak olmak, insanın kendi yaptıklarıyla ilgili bir sonuçtur. Bu anlamda varoluşçu felsefede insanın etik bir varlık olarak şekillendirildiği, ama bunun da siyasalı yadsımayan bir etik olduğu görülür. İnsan belirli bir bütünlüğün içine doğmuştur, burada belirli bağımlılıkları vardır ve yaşamı boyunca bu bağımlılıklar içinde bazı kararlar vermek zorundadır. İşte bu kararlar insanın varoluşunun gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda Sartre varoluşçuluğu genelde sanıldığının aksine ve varoluşçu edebi metinlerde görülen karamsarlığa rağmen iyimser bir felsefe olarak değerlendirir. Bu felsefede özgürlük ve bağımlılık arasında tuhaf bir ilişki kurulur, öyle ki, Sartre; insan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir der. Sartre'a göre insan kendi kararlarıyla ve tercihleriyle özgürlügünü gerçekleştirmek zorundadır. Öte yandan varoluşçuluk belirtildiği gibi iyimser bir felsefedir ve özünde hümanisttir. Hümanizm Sartre'ın felsefesinde önemli bir yöndür. 20. yüzyılın ikinci yarısı özellikle Hümanizmin kuramsal ve felsefi olarak reddedilmesi ve eleştirilmesi olarak ortaya çıkmış olmasına ve bunların çoğunluğunun Fransa kaynaklı olmalarına rağmen, Sartre ısrarla, kendi felsefi konumunu ifade etmek için özgül bir şekilde anladığı anlamda hümanizmi vurgular. Sartre Varoluşçuluk Hümanizmdir der ve bu isimde felsefi bir çalışması vardır. Bulantı Bulantı, Sartre'ın aynı adlı kitabı olmasının yanı sıra, terim olarak da Sarte'ın varoluşçu felsefesini ifade etmektedir. Dünyanın kendinde varlığı ("kendinde şey"), insana bulantı duygusu verir; çünkü gerçeklik, yani varlıklar ne iseler o olarak orada öylece ve anlamsız bir şekilde dururlar. Bilinç ise, "kendi-için-şey"dir, ve o hiçlikle ortaya konur. Sartre, felsefi olarak "Varlık ve Hiçlik" kitabında bu noktaları açıklar. Daha sonra da Bulantı romanında edebi bir metin olarak konuyu somut biçimde değerlendirir. Bulantı romanının kahramanı Antoine Roquentin'dir. İlk kez yerde gördüğü bir taş parçasını eğilip almak istediğinde bunu yapamadığını fark eder; çünkü bu anda varoluşun saçmalığına karşı bir bulantı duymaya başlar, varlıkların varoluşuna, doluluğuna karşı duyulan bir bulantı. Bu dünyanın özündeki kendinde anlamsız varlığı karşısında duyulan bir bulantı'dır. Sartre'a göre hissedilen bu bulantı hissi, kişinin varlıkların kendiliğinden varoluşlarının doğurduğu anlamsızlıktan sıyrılmasını sağlar ve onu bilinçli bir varlık olma konumuna getirir. Varoluşçu Marksizm Sartre'a göre Marksizm esas itibariyle varoluşçu bir mantıkla değerlendirilebilir ve değerlendirilmelidir. Marksizm, yapısalcılık gibi kuramcı eğilimlerin iddialarının aksine özünde Hümanisttir; "Marksizm hümanizmdir", der Sartre. Diyalektik Aklın Eleştirisi'nde Sartre, varoluşçulukla Marksizmi karşılaştırarak değerlendirir ve Marksizmin, "çağımızın aşılmaz bir felsefi ufku olduğu" saptamasını yapar. Sartre'a göre; bir Descartes ve Locke dönemi, bir Kant ve Hegel dönemi, ve son olarak bir Marx dönemi söz konusudur. Bu temsilcilerin hepsi, bütün bir kültürün tarihsel ufkunu temsil ederler ve Marx bunların en yetkinleşmiş halidir. Tarihsel bir perspektif olarak Marksizmi kesin bir şekilde önerir ve "insanlık tarihinin tek geçerli yorumu"nun Marksizm ya daDiyalektik Materyalizm olduğunu söyler. "Hiç olmazsa zamanımız için" der Sartre, "marksizm aşılamazdır". Sartre ve Aydın tavrı: Sartre, bir aydın ya da entelektüel olarak her zaman çok özel bir konumda durmuş, her zaman bu aydın konumu üzerinden tartışmalar yürütülemesine vesile olmuştur. Hem savunduğu hem de uyguladığı aydın tavrı, Sartre'ı entelektüeller arasında özel bir konumda tutar. Öyle ki, Sartre, hem tamamen özgürlükçü ve bağımsız bir konumda bulunup hem de sıkı bağlanımları gerektiren pek çok politik tavrı, tereddüte ya da çelişkilere düşmeksizin sergileyebilmiş ve zamanının bütün sorunları konusunda neredeyse aktif bir tavır sergileyebilmiştir. Bu bakımdan Sartre için, "çağının tanığı ve vicdanı" diye söz edilmesi yanlış olmaz. Sartre'ı Sartre yapan yalnızca felsefi çalışmalarının yetkinliği ve özgül varoluşçu kuramının ilgi çekiciliği değil, aynı zamanda sergilediği aktif aydın tavrıdır. Sartre, bu noktada kuram ve eylem adamı niteliklerini birleştirmiş durumdadır. Sartre'ın anladığı ve savunduğu anlamda aydın, ister eylem alanında ister yazı masasında olsun, esasta aydını aydın yapan nitelik, yaşadığı zamanın dünyasına sırt çevirmeyen, bu dönemin gerçekliklerinden ve çelişkilerinden kaçınmayan, aksine tutumunu ve eylemini bu gerçeklikler ve çıkmazlardan hareketle oluşturup belirleyen tavırdır. Bu anlamda Sartre'ın bir bütün yaşam doğrultusu bu bakışın doğrulanmasıdır. Dolayısıyla da, Sartre'ın sergilediği aydın tavrı ve kişiliği, varoluşçuluğun edebiyattaki yetkin temsilcisi olarak kabul edilen Dostoyevski'nin sözünü onaylar niteliktedir; "Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur." Bu söz Sartre'ın anladığı ve örneğini sergilediği anlamda aydının tavrının da iyi bir açıklanmasıdır.