Ben çok güzel bir çağda yetişmiştim, şimdi geçmişte kaldı
ne yazık ki. O çağda, değişime hazır olmak ve devrimci önseziler yaratmak için bir yetenek vardı. Şimdilerde kimsenin yeni bir şeyler düşünmeye cesareti yok. Durmadan var
olan düşünceler konuşuluyor, eski düşünceler yuvarlanıp
duruyor. Gerçek yaşlandı ve bunadı; ne de olsa, her canlı
organizma gibi kesinlikle aynı yasalara tabi -yaşlanıyor.
Onun küçük parçaları olan duyular da apoptoza uğrar.
Apoptoz, maddenin yorgunluğu ve tükenmesiyle gelen
doğal ölümdür. Yunancada bu sözcük, "taç yapraklarının
dökülmesi" anlamına gelir. İşte dünya da taç yapraklarını
döktü.
Işıl ışıl Sylvie öldüğünden, sönüp gittiğinden beri ev oldukça karanlık, yarı gölgede yaşıyorum. Ne kadar ampul değiştirsem, ne kadar güçlülerini koysam değişmiyor, sürekli karanlık.
Halbuki insanın bir de dimağı vardır ki yemek, yatmak, eğlenmek gibi şeylerle alakadar olmayan birtakım ihtiyaçlar taşır. Kendine yakın bir arkadaş arar. Kendisine yardım edecek (maddi veya manevi yardım edecek) diğer bir insan ister ve bunun mümkün olabilmesi için yardım isteyen diğer insanlara yardıma hazır bulunur. Sonra muhakkak sevilmek ister, bunun için de başkalarını sever. Düşün, dünyada yalnızlık kadar feci bir şey var mıdır? Tabii yalnızlıktan kafa yalnızlığını kastediyorum, yoksa dünya bir sürü kuru kalabalıkla dolu…
"İyi o zaman, senin bahsettiğin şu ahlak komisyonunun ilkeleri gibi, benim de birtakım ilkelerimin olduğunu bilmen belki seni eğlendirir. Ben bunlara Salander ilkeleri diyorum. Benim için bir soysuz her zaman soysuzdur. Eğer hak ediyorsa, bütün kirli çamaşırlarını açığa çıkartarak ona zarar veririm. Yaptıklarının karşılığı olarak."