Sonra ne oldu? Hiç.. Çünkü parti hükümetleri ciddi işlerle değil, ıvır zıvırla uğraşıyor, kendisine oy vermeyen Kırşehiri ilçe haline getiriyor ve Millî Eğitim Bakanlı-ğına kadar yükselmiş bir adam da daha 50 yıl iktidarda kalacaklarını söylemek gibi aklın kabul edemeyeceği he-zeyanlar savuruyordu. O zamanki anket uygulanamadığı gibi bizim listelerin de atıldığı muhakkaktır. Yoksa Milli Eğitim arşivlerinde bulunması icab eder. Zamanla AP Hükümeti iş başına geldi. Daha akıllı iş görerek bunu anketle değil, bir komisyonla yapmaya karar verdi. Fakat burada da büyük bir yanlış yapıldı: 1000 Temel Eser'in, İkinci Beş Yıllık Plân süresince ortaya konulması kararlaştırıldı. Buna göre yılda 200 ese-rin basılması gerekiyor, bu da aşağı yukarı iki günde bir eser çıkarmak anlamına geliyordu. Fakat 5 yılda 1000 değil de 100 eser basılsa bile, türlü beynelmilelci ve vatan ihaneti aşılayan kitaplarla zehir-lenen, Türklükten koparılan gençlerin bir kısmını olsun kurtarabilecek nitelikte olduğu muhakkaktı. Nitekim Orkun Yazıtları, Kaşgarh Mahmud, Dede Korkut gibi ana eserlerle Türk milletine âdeta susadığı eserlerin verilme-sine başlanmıştı. Fakat ne oldu? Birkaç solcu profesörün kışkırtmasıyla Millî Eğitim Bakanlığı bu seriyi durdurdu. Halbuki beklenen şey bunun durdurulması değil, aralarına bundan sonra bazı zayıf eserlerin karışmasını önleyecek tedbirlerin alınması, komisyonun kuvvetlendirilmesi ve eserlerin pek ucuz olan 5 liralık satış fiyatının çoğaltıl-masıyla telif ücretlerinin biraz azaltılması sayesinde hazineye bir miktar gelir sağlamak olacaktı. Şimdi Kültür Bakanlığı 3 seri halinde yeni eserler bas-tırarak bu zararı gidermeye çalışıyor. Bu teşebbüsün de önünde sonunda akim kalacağını bildiğim için cevabımı kamuoyu önünde açıklamayı. Demokrat Parti zamanında boşuna
Sayfa 260 - Ötüken, 1 Kasım 1971, Sayı: 112·Kitabı okudu
Bundan sonra yine kanâat etmeyip, rüşvet kapısını açarak sancaklara, beylerbeyilere ve diğer pâdişâh mansıblarına karışmağa başladılar. Bir alay ehliyet­siz ve hak sâhibi olmayanın, rüşvet laşesine tama edip, kimine beylik, kimine beylerbeylik alıverip, hak sâhibi olan bir alay iş görmüş, emektar, yarar ve şecâatli kullar, itibarsızlık köşesinde nam ve ni­şansız kalıp, fakirlik ve hiçlik içinde kaldılar.
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Evimiz yerinde duruyor! İşte kapısı. Bu kapıdan içeri gire­bilirim. Annem de orada, kapıyı açıp beni içeri alır. Hay­ret, evimiz yerli yerinde duruyor! Merdiven her zamanki gibi gıcırdar. İşte bizim kapımız. Babam her sabah saat sekizde bu kapıdan çıkar. Her akşam bu kapıdan girer. Pazardan başka her gün bu böyle. Babam elindeki anah­tar demetini sağa sola sallar, kendi kendine homurdanır. Her gün. Bir ömür boyu. Annem içeri girer , dışarı çıkar. Günde üç kere, yedi kere, on kere. Her gün. Bir ömür boyu. Uzun bir ömür boyu. Bu kapı bizim kapımız. Bu kapının ardında mutfak kapısı gırç gırç eder, bu kapının ardında saat, o kısık sesiyle geri gelmez dakikaları kazır. Bu kapının ardında ben, tersine çevrilmiş bir iskemleye oturup yarış oyunu oynadım. Bu kapının ardında babam öksürür. Bu kapının ardında gevşemiş musluk, fıs fıs su kaçırır; mutfaktaki döşeme çinileri, annem sağa sola bas­tıkça yerlerinden oynar. Bu kapı bizim kapımız. Bu kapı­nın ardında ölümsüz bir yumaktan bir hayat sağılır. Otuz senedir hiç değişmemiş bir hayattır bu. Değişmeden de­vam eder. Harp bu kapının önünden geçip gitmiş. Harp bu kapıyı omuzlayıp kırmamış, rezelerinden söküp çı­karmamış. Harp bizim kapımızı olduğu gibi bırakmış, tesadüf, yanlışlıkla. Ben şimdi bu kapıdan girebilirim. Bu kapı bana açılır. Ben içeri girince ardımdan kapanır, o zaman artık dışarıda, sokakta değil, içeride evimdeyim­ dir. Pul pul dökülmüş boyası, yamru yumru teneke mek­tup kutusuyla bu kapı, bizim emektar kapımız. Elektrik zilinin beyaz düğmesi gevşemiştir , sallanır; parlak pirinç plakayı annem her sabah yeniden silip temizler; plakada bizim adımız yazılıdır: Beckmann. Aaa, sarı plaka yok yerinde! Peki ama plaka niye yok? Adımızı buradan kim kaldırmış? Kapımızda bu kirli kar­ton parçası da ne? Üstünde yabancı bir
Kötünün elinde de BİMER CİMER oyuncak oldu :)
Hemen aklınıza cebri götürmek gelir, yani tüfek-tabanca işi. Halbuysa bu zaman, silah zamanı değil. Bugünün silahı iki satır yazı... İster muska olsun, ister dilekçe... Zaten dilekçe ne demek bakalım? "Cumhuriyet muskası" demek... Geçeriz bizim emektar makinenin başına... Tıkır tıkır... Tıkır tıkır da tıkır tıkır... Sen o tıkırtıyı bilir misin? Yedi buçukluk cebel tapu yanında halt etmiş. Biz Sungurlu toprağında ağır makineliyle barınamazdık ağa, lakin o tıkırtı ile gül gibi getirmekteyiz.
Alıntı
Nell
Kuşlarla dolu kitap. tavuskuşuyla balıkçıl, dağbülbülüyle çitkuşu, turuncu şifondan rujlu göğsüyle şakrakkuşu Bu şiirleri neredeyse her gece okurdum. Şiirler öylesine zarif ve duruydu ki dedemin sesini duyabiliyordum ve yalnızca bana konuşuyormuş gibi gelirdi. Başka kızların babaları, amcaları vardı, benimse sözcüklerle her şeyi güzelleştiren emektar Phil'im vardı. Bazen anneme bakıyorum ve tüm bunların nereye gittiğini, ailenin nasıl bir çöküş yaşadığını düşünüyorum, babadan kıza, ...
Sayfa 59
Ah benim emeklerim!..
"Ah! Benim emellerim, benim ümidim, böyle ebediyen karanlık, ebediyen siyah mı kalacaktı?"
Alıntı