Viking asırları esnasında Britanya Adalari, hepsi az ya da cok bir ölçüde İskandinav, Norveç ya da Danimarka etkisi altinda kalmis olan,farklı ancak birbirleriyle örtüşen siyasi ve kültürel topluluklara ayrılmış halde kaldı. Normanlarin gelişi ile Britanya Adaları toplulukları, Fransa’ya yönelen tek bir kültürel ve siyasi egemenlik içinde, aristokratik düzeyde Kilise ve Devlet'te bir araya getirildi. Yaklaşık üç asır boyunca Fransızca konuşan bir sömürgeci elit sınıf; kale, ilçe, reformize edilmis Kilise ve yeni piskoposlarn yonetimi dayanak noktalar ile birlikte, kendi kültürel normlarını dayattı. Bu daha çok gücün askeri aristokrasiye dayandığı "güdümlü" bir toplum oldu. Akrabalığa ya da pazara dayalı, toplumun farklı formlaryla iligkili bu kurumlar, bu dönemde ikinci sirada yer aldı.Normanlar kendi çıkarları için ticaretle ilgilenmedi. Rejimin egemen ideolojisi, her biri ayrı fonksiyona sahip olan üç mülk kavramina dayaniyordu: savaşçılar, rahipler ve köylüler. Tüccarlarn bu düzende belirgin bir yeri yoktu. Bu toplumda en yüksek itibar, kendi turnuvaları ve şövalyelik kültü olan askeri siniftaydi. En yüksek bağlılık, akraba topluluklarina değil de, lorda ya da krala yönelikti. Dinde aynı varsayimlarn etkili oldugu görülebilir. Sömürgeci rejimin katedralleri otoritenin, kutsal olanin ve piskoposluğun önemini vurgulardı.