Emine Gökdemir

Viking asırları esnasında Britanya Adalari, hepsi az ya da cok bir ölçüde İskandinav, Norveç ya da Danimarka etkisi altinda kalmis olan,farklı ancak birbirleriyle örtüşen siyasi ve kültürel topluluklara ayrılmış halde kaldı. Normanlarin gelişi ile Britanya Adaları toplulukları, Fransa’ya yönelen tek bir kültürel ve siyasi egemenlik içinde, aristokratik düzeyde Kilise ve Devlet'te bir araya getirildi. Yaklaşık üç asır boyunca Fransızca konuşan bir sömürgeci elit sınıf; kale, ilçe, reformize edilmis Kilise ve yeni piskoposlarn yonetimi dayanak noktalar ile birlikte, kendi kültürel normlarını dayattı. Bu daha çok gücün askeri aristokrasiye dayandığı "güdümlü" bir toplum oldu. Akrabalığa ya da pazara dayalı, toplumun farklı formlaryla iligkili bu kurumlar, bu dönemde ikinci sirada yer aldı.Normanlar kendi çıkarları için ticaretle ilgilenmedi. Rejimin egemen ideolojisi, her biri ayrı fonksiyona sahip olan üç mülk kavramina dayaniyordu: savaşçılar, rahipler ve köylüler. Tüccarlarn bu düzende belirgin bir yeri yoktu. Bu toplumda en yüksek itibar, kendi turnuvaları ve şövalyelik kültü olan askeri siniftaydi. En yüksek bağlılık, akraba topluluklarina değil de, lorda ya da krala yönelikti. Dinde aynı varsayimlarn etkili oldugu görülebilir. Sömürgeci rejimin katedralleri otoritenin, kutsal olanin ve piskoposluğun önemini vurgulardı.
Sayfa 126·Kitabı okudu
Emine Gökdemir
Britanya Adaları’nda, Romalıların ayrılışı(y.400) ve Vikinglerin gelişi(y.800) arasındaki döneme dört farklı kültürün Britanya, Pict, İrlanda ve Anglosakson kültürlerinin etkileşimi damga vurmuştur. Dönemin başınd Britanya kültürü( P-Keltçe konuşan halkların kültürü) Britanya adasının büyük çoğunluğuna, Forth’un güneyine hakimdi. Büyük kısmı günümüzde İngiltere ve Güney Galler’deki yerlerde hakim olan bu kültür epey Romalılaştırılmıştı.
Reklam
"Giysideki zarafet, harekat özgürlüğü demektir." dedi Matmazel, çok kez tekrar ettiği özdeyişlerinden birinde. Meşhur ceketiyle hayata geçirdiği bir felsefeydi bu. İpek astarı ve vücuda eşsiz bir simetriyle oturması için en altına iliştirdiği incecik zinciriyle Chanel her ceketini kusursuz bir şekilde aynı zamanda da bir kadının kolunu dilediği gibi sallayabilmesi ya da ellerini özenle yerleştirilmiş ceplere kolayca sokabilmesi için tasarlardı.
Sayfa 332·Kitabı okudu
Emine Gökdemir
"İyi ayakkabı giyen bir kadın asla çirkin değildir," diye öne sürdü Matmazel, koleksiyonuna bir özdeyiş daha ekleyerek. " Ayakkabı, zarafetin son dokunuşudur."
Batı toplumlarında yüksek öz saygı kalabalıklar içinde kendini göstermek, yani özel ve ortalamanın üstünde olmayı gerektirmektedir. Özellikle Amerika'da aslında iyi niyetle başlamış olan "Öz Saygı Geliştirme Girişimleri" okullarda müfredatların içine alınmış, başarılı ve kendine güvenen nesiller yetiştirmek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda topluma istedikleri her şeyi gerçekleştirebilecek potansiyele sahip oldukları ve kapasitelerini açığa çıkarmalarının kendi sorumlulukları olduğu algısı yerleştirilmeye çalışılmıştır.
Sayfa 66·Kitabı okudu
Emine Gökdemir
Öz saygı kendimizi ne kadar olumlu değerlendirdiğimizle alakalıdır.
Eğer oksitosin hormonuna sahip olmasaydık herhalde sevdiklerimizle bağ kurmamız çok zor olurdu... Oksitosinin güven, sosyalleşme, empati ve diğer insanların yüz ifadelerini anlayabilme ve yorumlayabilme gibi birçok yakınlık davranışını etkilediği bulunmuştur. Yakınlık davranışını kolaylaştıran yönü ise oksitosin hormonunun sosyal ipuçları yakalamamızı sağlayan dikkati artırmasıdır ve bu da daha iyi sosyal ilişkiler ve destek ile stres tepkilerini hafifletmektedir.
Sayfa 31·Kitabı okudu
Psikoloji
Emine Gökdemir
Gilbert, şefkat almada zorluk çeken bireylerle yapmış olduğu araştırma deneyi sonucunda, dışarıdan oksitosin alımının ( nazal oksitosin spreyi) bireylerin yakınlık davranışlarında, duygularında, güvende onları iyileştirici bir etkiye sahip olduğunu belirtmiştir.