“Davranış değişikliği süreci her zaman farkındalıkla başlar. Alışkanlıklarınızı değiştirmeden önce onların farkında olmalısınız” (s.71).
Bugüne kadar kaçımız yaşamımızı sahip olduğumuz alışkanlıkların yönlendirdiğinin farkındadır? Hâlbuki yeme alışkanlıklarımızdan uyuma, spor yapma, televizyon izleme, sosyal medyada vakit geçirme, kitap okuma, temizlik gibi yaşamımızı çepeçevre kuşatan ve bir an olsun bize nefes aldırmayan o kadar çok alışkanlığa sahibiz ki… Günlük yaşamımızda otomatik hale dönüştükleri için çoğu zaman aklımıza bile gelmezler. Onları çocukluğumuzdan itibaren bir kez edindikten sonra tekrar eder dururuz. Olumlu ya da olumsuz anlamda yaşamımıza kattıkları değeri gözden geçirerek iyi olanlarını geliştirme, kötü olanları bırakma noktasında ise herhangi bir çabamız dahi olmaz.
Bu yönüyle ne zaman alışkanlık konusunu düşünsem Montaigne’nin “Denemeler”indeki yazısı aklıma gelir. Kütüphanemden kitabı alır o bahsi bir kez daha okurum. Okurken bir yandan düşünür, bir yandan da gülerim. Montaigne yazısında bu konuyu anlatırken bir köylü kadınını örnek veriyor ve ekliyor. “Bir köylü kadın, bir danayı kucağına alıp sevmiş, sonra da bunu adet edinmiş, her gün kucağına alır taşırmış; sonunda buna o kadar alışmış ki dana büyüyüp koskoca öküz olduğu zaman, onu yine kucağında taşıyabilmiş” (s. 143).
Aslında günlük yaşamımızda alışkanlık dendiğinde de çoğumuzun aklına hep olumsuz örnekler gelir. Sigara alışkanlığı, alkol, tırnak yeme ve kötü beslenme alışkanlıkları gibi… O nedenle olsa gerek Montaigne yazısının devamında şunları söylüyor: “Gerçekten de alışkanlık pek yaman bir hocadır ve hiç şakası yoktur. Yavaş yavaş, sinsi sinsi içimize ilk adımını atar; başlangıçta kuzu gibi sevimli, alçak gönüllüdür; ama zamanla oraya öyle yerleşip kökleşti mi, öyle azılı, öyle amansız