emre civelek

Hallaç Sözlüğü
10/10
·126 syf.··
Beğendi
·
2023 33. kitabı
Sürreal yazın türünün Türk edebiyatındaki en yetkin örneklerini veren yazarlardan birisi kuşkusuz Leyla ErbilLeyla Erbil ‘dir. Erbil’in hikaye kitaplarında gördüğümüz çok katmanlı, özgün ve ilmek ilmek işlenmiş derin kurgulama tarzı; yer yer bilinç akışı tekniğiyle zengileştirilmiş, sadece Erbil’e ait olan onun o eşsiz üslubu Sigmund FreudSigmund Freud ’un Psikanaliz teorisinden yoğun izler taşıyor. Böylesine derinlikli ve imgesel eserleri anlamak için okurun herhangi bir esere gösterdiğinden çok daha fazla çaba ve katılım göstermesi gerekiyor. Ne yazık ki Leyla Erbil Türk okuru tarafından anlaşılamamış bir yazar. Özellikle 1000 kitap uygulamasında gözlediğim kadarıyla okur kitlesi sürreal tarzda eser okumayı bilmiyor. Bilmediği için de anlamıyor, anlamayınca da eseri bir kenara fırlatıp onu taşlamaya başlıyor. Oysa Leyla Erbil bırakın Türk edebiyatını, Dünya edebiyatı çerçevesinde başyapıt olarak nitelenebilecek eserler yazmış, çeşitli yazın türlerine -özellikle roman ve hikaye- yenilik getirmiş eşsiz bir yazardır. Ana dili Türkçe olduğu için okurun kendisini şanslı hissetmesine sebep olacak ölçüde yetkin ve yaratıcı kullanmıştır Türkçeyi. Okurun okuduğundan çok ek okuma yapmasına ihtiyaç olan bazı kitaplar vardır. Erbil’in kitaplarının çoğu bu türden kitaplardır. Bunda elbette sürrealizm etkisinde kalmış olmasının payı çok büyük. Erbil’in CüceCüce adlı novellasını okurken yaptığım ek okuma ve araştırmalar sırasında internette Cüce için yapılmış olan bir sözlük çalışmasına denk geldim (1). O zamana kadar kendi başıma yaptığım ve oldukça zamanımı alan bu ek okumalara ilaç gibi gelmişti bu sözlük çalışması. Erbil’in Türk okuru tarafından anlaşılamamış olması ve bu sözlük çalışmasına rastlamış olmam beni HallaçHallaç için de benzer bir sözlük çalışması yapmaya itti. Sözlük için öncelikle TDK’dan, ikincil
HallaçLeyla Erbil · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2013587 okunma
Reklam
Madalyonun Öteki Yüzü
1/10
·383 syf.··
2022 72. kitabı
Kendine yabancılaşmak günümüz tüketim toplumlarının düzen istikrarlılığını sağlamak adına bireye dayattıklarının bir götürüsü olarak karşımıza çıkıyor. Bu düzene uyum sağlamaya çalışan her birimiz bilinçsizce birçok bireysel süreçten feragat ediyoruz, içsel sürecimizi takip etmek ise belki de vazgeçtiklerimizin en önemlisi. Hangimiz gün içerisinde bir adım geriye çekilip eylemlerimizin altında yatan sebepleri izliyor ya da düşünüyoruz? Bırakın eylemlerimizin sebebini araştırmayı, birçoğumuz gün içerisinde nasıl hissettiğimizi bile sorgulamıyoruz. Eminim popülasyonun bütününde bunları bireysel olarak gerçekleştiren kişilerin sayısı da oldukça azdır. Hal böyle olunca günümüzde toplum olarak eksikliğini en çok çektiğimiz süreç kendimizi anlamak oluyor. Bunun sebebi elbette anlama sürecini gerçekleştirebilecek kabiliyetten toplum olarak yoksun olmamız değil, sebebi daha çok bu süreci başlatacak tetikleyicilere git gide duyarsızlaşmamız. Kendini anlamayan bir kişi insanı anlayabilir mi? İnsanı anlamayan bir kişi toplumu anlayabilir mi? Kendini, insanı ve toplumu anlayamayan bir kişi bu oluşum içerisinde sağlıklı ve mutlu bir şekilde var olabilir mi? Psikoloji ve psikiyatri alanında ortaya koyulan eserlerin kişinin kendini, insanları ve yaşadığı toplumu anlamasında kilit rol oynadığını düşünüyorum. Bu alanlarda yazılan kitapları salt bilgi vermeye yönelik, daha çok akademik içeriği ağırlıklı olan kitaplar ve her kesimden bireyin okuyabileceği içeriği basite indirgenmiş kitaplar şeklinde temel olarak ikiye ayırabiliriz. Madalyonun İçi bunlardan ikincisi ve en tartışmalı olanına giriyor çünkü Madalyonun İçi bir psikiyatristin “danışanlarının” deneyimleri üzerine yazmış olduğu bir kitap. Otoriteler bir psikiyatristin danışanlarının anılarını –danışanlarının izni dahilinde de
Psikoloji
Madalyonun İçiGülseren Budayıcıoğlu · Remzi Kitabevi · 202021,5bin okunma
10/10
·576 syf.··
2022 10. kitabı
Hani bazı yazarları ilk defa okursunuz ve okumaya başladığınız ilk andan itibaren kendinize “Neden daha önce bu yazarı okumadım?” diye kızarsınız ya, Dan Brown’un Inferno’su tam olarak okumaya başlar başlamaz bende bu etkiyi yarattı. Kitabı daha bitirmeden yazarın diğer kitaplarını almaya karar vermiştim bile, nitekim kitabı bitirince bunun ne kadar doğru bir karar olduğunu anladım. Dan Brown okumak benim için okumanın da ötesinde bir deneyimdi. Yazar, sanat tarihi ile alakalı birçok içeriği kitabında kullanmış. Bunda ana karakterimizin sanat ile ilgili bir dalın -dini ikonoloji ve semboloji- profesörü olmasının önemli payı var. Okurken bir yandan telefonu elime alarak bahsi geçen mekanları, tarihi eserleri ve kişileri araştırarak okudum. Bu sayede hem genel kültür seviyeme olumlu katkısı oldu hem de okuma sürecini eşsiz bir deneyime dönüştürme fırsatı edindim. Kesinlikle her bölümünden müthiş bir zevk alarak okudum. Okuduktan sonra kitapta öğrendiklerim hakkında araştırma isteğim oluştu. Özellikle sembolizmi, sanat tarihini ve az da olsa biyolojiyi seviyorsanız mutlaka okumanız gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Aslında bu kitap uzun bir süredir kütüphanemde duruyordu. Bir tanıdığım vasıtasıyla edinmiştim. Kendisi yazarın çok derin konular hakkında yazdığını söylemişti ve ben de beni yoracağını düşünerek kitabı okumayı hep ertelemiştim. Nedense dilinin çok ağır olduğuna dair bir izlenime kapılmıştım. Kitabı okuduktan sonra ne kadar yanıldığımı ve yanlış yönlendirildiğimi anladım. Uzun zamandır okuduğum en akıcı ve sade üslupla yazılmış olan kitap olabilir. Sizin de aklınızda böyle bir düşünce varsa tereddüt etmeden başlayın, zaten nasıl bittiğini anlamayacaksınız. Üslubunun haricinde kitap ayrıca birbiriyle bağlantılı, çok önemli iki konuya değiniyor: artan
CehennemDan Brown · Altın Kitaplar · 201329,7bin okunma
Bilincin telkini ile bilinçaltının manipülasyonu
3/10
·288 syf.··
2022 7. kitabı
Kitabı büyük bir heves ile okumaya başladım. Konusu itibarıyla oldukça ilgi çekici olduğunu düşünmüştüm. Daha önce yazmış olduğum tezimde bilinç ve bilincin evrimine değindiğim için konu hakkında detaylı bir araştırma fırsatım olmuştu. Ne yazık ki kitabı okumaya heyecanla başlamış olsam da hevesim kırık bir şekilde bitirmek zorunda kaldım. Kitabın ana konusu bilincin telkin edilmesi ile bilinçaltının manipüle edilmesine dayanıyor. En azından başta okurken konunun bilimsel bir şekilde ele alınacağını düşünüyorsunuz. Maalesef, yazar bahsettiklerinin bilimsel temelleri olduğunu idda etse de kitabın tamamı boyunca bilim dışı bir söyleşi havası hakim. Yazar sürekli anekdota dayalı söylemler kullanıyor. “Bir arkadaşımın başına şu geldi”,”Tanıdığım bir doktorun…” gibi gibi söylemler ile bilimsellik haliyle en baştan ihmal edilmiş oluyor. Yazarın vermiş olduğu örnekler de bilim ile çelişiyor. Örnek verecek olursak: yazar renk körü bir bireyin telkin yoluyla bilinçaltını manipüle edip, bireyin renk körlüğünü tedavi edebileceğini ima ediyor. Bu bilimsel olarak mümkün değil. Bilinçaltının bunu gerçekleştirme yeteneği olsa bile mümkün olmazdı çünkü renk körü bir bireyin DNA’sında gerekli hücreleri üretebilecek genetik kod bulunmamaktadır. Yani aslında, bilinçaltımızı oluşturan da bu genetik kod olduğu için o genetik kodda var olmayan bir bilgi, bilinçaltının yaratma gücü olsaydı bile yaratılması mümkün olmazdı. Bilimsel olmayışının dışında, kitap sürekli aynı şeyleri anlatarak sizi sıkıyor. Gerçekten bitirmekte çok zorlandım. Kitap bölümlere ayrılmış, her bölümün sonunda o bölümden birebir aynı cümleler eklenip bir iki sayfa daha uzatılmış. Birebir aynı cümlelerin eklenmesi yetmezmiş gibi; her bölümde aynı konudan, benzer cümle yapılarıyla bahsederek okuma sürecini işkenceye
Bilinçaltının GücüJoseph Murphy · Koridor Yayıncılık · 200918,5bin okunma