Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.
Bazı kitaplar katili bulmak için yazılır. Bazıları ise katili ararken seni, kendi içindeki kaybolmuş yüzünle baş başa bırakır. Ahmet Ümit'in "Kayıp Tanrılar Ülkesi" tam olarak bu ikinci türdendir. Bir polisiye roman gibi başlar, ama sayfalar ilerledikçe sen artık cinayetleri değil, kendi içindeki kayıp tanrıları sorgulamaya başlarsın.
Berlin'de işlenen esrarengiz bir cinayet. Kurban: Arkeolog. Cinayet silahı: Mısır mitolojisinin karanlık simgelerinden biri. Dedektif Yıldız Karasu, ilk başta bunun sadece kültürel bir motif olduğunu sanır. Ama olay büyüdükçe bu cinayet dosyasının, geçmiş uygarlıkların günümüzdeki yankılanan çığlığı olduğunu fark eder.
Ahmet Ümit, bu kitapta sadece bir polisiye anlatmıyor. O, medeniyetin üzerine toprak atılan yüzünü kazıyor. Ve her bir kazı, karakterlerin iç dünyasında yeni bir depreme yol açıyor.
Çok hırslı, çok mağrur, çok gururlu bir kızdı o," dedi annem gözlerimin içine bakarak. Sır verir bir havada ekledi: "Zaten kedi sevmediğini öğrendiğimde şüphelenmiştim."