Herkese Merhabalar!
Beyaz Zambaklar ülkesinde kitabını henüz bitirdim ve bilgiler tazeyken söze hemen başlamak istedim zira kitabı okurken inceleme yapacağım anı sabırsızlıkla bekliyordum.
Kitap Grigoriy Petrov'un 1920'li yıllarda yazmış olduğu bir kitap ve kitapta Findanliya'nın kuruluşunu bataklıklar ülkesi bir ülkenin Beyaz zambaklar ülkesine dönüşümünü anlatıyor. Sadece bu konu bile ilgi çekiciyken Mustafa Kemal Atatürk'ün şiddetle önermesi ve okulların müfredatına konulmasını, özellikle istemesi beni daha da ilgisi altına aldı. Kitabın ilk 51 sayfasında yazar ile ilgili kısımlara değiniliyor . Beyaz Zambaklar ülkesi bu sayfalardan sonra başlıyor eser olarak didaktik bir tarzda yazılmış sade bir eser. Anlatımı sade ve anlaşılır ben koridor yayınlarından okudum ve çeviri olarak beğendim, öneriler üzerine bu yayını tercih etmiştim zaten.
Kitabı okuyup bitirdikten sonra idealist bir ruha bürünüyor ve daha önce neden okumadığınızı sorguluyorsunuz. Finlandiya'nın eğitim olarak ne kadar ileride olduğunu bilmeyeniniz yoktur peki yıllarca baskı altında kalmış ve herhangi bir gücü olmayan bir ülke şu an ki konumuna nasıl geldi dersiniz? Bir avuç aydının isteyip ,çabalamalarıyla ve halkın bu direnişe ayak uydurulması ile hakedilmiş bir zafer bu. İlk öncelik eğitime önem vermişler ama öyle genel geçer değil gerçekten 7sinden 70ine. Kitabı okurken şu kısım çok hoşuma gitmişti yaşlı insanlar bir ayağım çukurda ben öğrensem ne öğrenmesem ne demeden her gün sayısızca kitap gazete okumuşlar, okuma yazma bilmeyenler de torunlarına veya komşu çocuklarına okutmuşlar. Böylelikle çift taraflı bir gelişim sağlanmış hem yaşlılar, hem çocuklar açısından. Finlandiya ile ilgili diğer bir dikkatimi çeken konu ise "Bizi bitirmek istiyorsanız okullarımızı elimizden alın" demeleri. Eğitime ne
Merhaba kitapseverler,
Kronolojik Dostoyevski yolculuğumuzda 15. kitap olan Budala’yı okuduk. 1868 de yayımlanmaya başlanan bu eserle ile ilgili her ne kadar Dostoyevski zengin bir konu yakalayamadığını, düşündüklerinin onda birini bile anlatamadığını söylemişse de, önemli başyapıtlarından biridir bu eser.
Saralı bir hasta olarak İsviçrede tedavi olan Prens Mışkin’nın Rusya’ya dönüşüyle başlayan, önce Anne,Baba ve üç kızları ile birlikte yaşayan Yepançin ailesi ile, ardından Natasya Filippovna ile tanışması ile gelişen olaylar üzerinden devam eden bir kitap,
Prens Lev Nikolay Mışkin, hayatı henüz tanımayan, iyiniyetli, saf, temiz ve içten duygulara sahip, 26-27 yaşlarında göstermesine rağmen çocuk ruhlu bir insandır. Kimseye kötülük düşünmez, ama başkalarına kolayca kanan bir yapısı vardır. Kendisine miras kalan önemli servete rağmen tüm bu özellikleri ona ‘’Budala Prens’’ lakabı takılmasına neden olmuştur. Ama İçtenliği, iyiniyetli ve saf olması ona büyülü bir çekicilik kazandırmış ve kısa sürede etrafında kötüler ve yolunu şaşıranlar dahil bir sürü insanın kümelenmesini sağlamıştır.
Acı çekerek kendi varoluşunu duyumsayan Dostoyevski’nin insanları yine karşımızdalar. Kitaptaki tutkulu sevgi de, karşısındakini acıdığı için seven ve onun mutluluğu için acı çekmek pahasına her türlü özveriye katlanan bir sevgi.
Kitapta otobiyografik unsurlar yine mevcut. Hatta Dostoyevski’nin Petraşevski olayı nedeniyle tutuklandıktan sonra kurşuna dizilerek idam edilmek üzereyken son anda affedilerek cezasının hapis ve sürgüne çevrilmesi olayının benzerini Prens Mışkin aynen anlatıyor kitapta. Bir insana bu şekilde cezası affedilmeden önce kesin öleceğini düşündürerek işkence edilmesinin yıpratıcı etkisi vurgulanıyor.
Unutulmaz karakter Prens Mışkin ile tanışmanızı öneririm.
BudalaFyodor Dostoyevski · Nora Kitap · 201731,5bin okunma
Okurken midem bulandı.. Sağlıklı bir beyin için tavsiye etmem, yazarın ilk kitabı gibi sürekli tecavüz üstelik ailesinin önünde bu nasıl bir hastalıklıtır.. Bu yazarın başka kitabını daha okumam.