(...) Lewis Mumford’un Ulysses görüşünü Varoluşçu felsefenin iki temel ilkesi bakımından ele alalım:
“Başşehrin her köşesini menfî canlılık suretleri sarmış… James Joyce Ulysses’te bu birsâmlı vaziyeti yansıtmıştır; ürpertici boşluklar, marazî hislerin zorlamaları, zayıf düşürücü endişeler, karanlık arzular ve tatminsiz ihtirasların cehenneminde yaşayan Leopold Bloom’un, gazete ve reklâmların muhtevasını kusan aklını sergilemiştir. Onunki, bölünmüş bir şehrin tahlil edilmiş aklıdır; belki de dünya başşehrinin normal aklı…”
I. Kişinin kendi kendini tâyini, aynı zamanda “başkası”nı tâyinidir:
“Bölünmüş şehrin tahlil edilmiş aklı”, Joyce’un kendi aklıdır ve Joyce bu akla “Ulysses” ismini vermiştir. Bir diğer ifadesiyle Joyce’un ürpertici boşluklar, marazî hislerin zorlamaları, zayıf düşürücü endişeler, karanlık arzular ve tatminsiz ihtirasların cehenneminde ortaya koyduğu kendisi, “Ulysses”tir. Tıpkı tarihteki adaşı gibi, bin bir talihsizlik ve belânın kucağında… Joyce’un Ulysses’te ortaya koyduğu bu “ben”, aynı zamanda “başkası”dır, “insan”dır, “zaman”dır. Mumford’un nezaketle ifade etmeye çalıştığı gibi, Joyce kendi benliğine işaret ederek “zamanın sureti”ni göz önüne sermeye çalışmış, bir nev’î kendi aklını küllîleştirerek “küllî akıl-selim akıl” olarak belirlemeye çabalamıştır.
**Bu davanın aslı ve hakikati İslâm’dadır ve İslâm olmadan olmaz. “İnsan, Allah katında bakan gözbebeği gibidir; Allah kuluna onunla nazar eder, bu yüzden ona İNSAN ve HALİFE dendi.” Batı’da “aydın sorumluluğu” olarak yarım yamalak bilinen “çağına şahidlik” görevi, İslâm’da “Mü’min sorumluluğu” olarak yerine getirilmesi gereken “hilâfet” görevidir. Kişinin kendinde olma isteği, başkasında oldurma isteğinin aynıdır. Bu mânânın mihrâk noktasında bulunan “derin ve gerçek Mü’min”,
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 7, Temmuz 1997), ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -II-, (Yolculuk ve Sürücülük, Yelteniş ve Eriş) NOT: 6 Haziran 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.