Davam - Kitaptan alıntılar
· Almanya-Ruhr sahasında gördüğüm fabrikalar, Türkiye'de de ağır sanayi hamle­si başlatılması fikrinin bizdeki ilk kıvılcımları oldu. Yer­li bir motor sanayi kurmanın ve tamamen yerli olan fabrikalara sahip olmanın, Türkiye gibi yoksulluktan yeni çıkmaya çalışan bir ülke için ne kadar önemli ve gerekli olduğunu anladım. "Milli Ağır Sanayi" fikri o günden sonra, Milli Görüş Davası'nın en önemli hedeflerinden biri olarak hayatımızda yer aldı. · Gümüş Motor'un ilk prototipi yapılıp test için ilgi­li makamlara götürüldüğünde bir engel çıktı. Neymiş; Avrupa standartlarına göre 5.6 litre olması gereken yakıt, bizim motorda 5.7 litre çıkmış. Bunun için onay veremeyeceklerini söylediler. Geri dönüp tekrar çalış­ maya başladık. Gümüş Motor'u, Avrupa standartla­ rının dahi altında, saatte 5.5 litre motorin harcar hale getirdik. Yine standartlara uygun olmadığı gerekçesiyle reddedildi! Tabii ki mesele aslında standart meselesi değildi. Mesele, Türkiye'nin şeftali yerine, motor üret­mek istemesiydi. Bu ilk sanayileşme mücadelemizde, elbette Rahmetli Mehmet Zahid Kotku Hocamızın nasihat ve tavsiyele­ rini unutmamız mümkün değildir. Kendileri, ülkemiz­ de ilk yerli motorun üretilmesi için çok büyük bir teş­vikte bulunmuştur. Hocaefendi, sohbetlerinde sürekli milli sanayinin kurulmasının öneminden bahsederdi. Dergahın önündeki otomobilleri göstererek, "Keşke, dış ülkelerden getirilen bu otomobillerin yerine, imalat fab­rikaları kurabilsek, aç susuz ülke insanımıza iş imkanı sağlayabilsek..." derdi. Türkiye'nin ekonomik olarak Batıya bağımlılığının kültürel bağımlılığı da beraberinde getireceğini söy­ lerdi. Şuurlu Müslümanların, kalkınma için birleşme­ lerini, güçlerini bir araya
Düşünce
Muhammed Emin el-Hüseyni
Günümüz cahilleri her konuda olduğu gibi cihat konusunu da yanlış yorumladır. Cihat etmeyi öldürmekten ibaret olduğunu düşündüler. Oysaki Müslümanın cihadı evvela kendi nefsini terbiye etmekle başlar. Cihat yeri gelir silahla yeri gelir kalemle yapılır. Silah kelimesi bedeni, kalem kelimesi de ilmi temsil eder. Okuduğum kitapta Muhammed Emin el-Hüseyni adında bir şahsiyete denk geldim. Evvela kendisi cihat kelimesini tam manasıyla anlamış ve tabiri caiz ise cihat kelimesinin vücut bulmuş hali… Muhammed Emin el-Hüseyni 1.dünya savaşında Çanakkale'de savaşmış ve ardından Kudüs'e giderek Müslümanları bir araya toplayıp Yahudilere karşı Kudüs'ü korumaya çalışmıştır. Kudüs'ü korumak için gerçekleştirdiği faaliyetlerde silah yerine diplomasiyi kullanmıştır. Muhammed Emin el-Hüseyni'nin Kudüs deki faaliyetlerinden rahatsız olan Yahudiler İngiltere'nin desteği ile Muhammed Emin el-Hüseyni yakalama kararı çıkartmışlar. Muhammed Emin el-Hüseyni Kudüs'ten kaçarak Müslüman ülkelerine sığınma talebinde bulunmuş ama zamanın yönetimi izin vermemiş. Bunun üzerine Muhammed Emin el-Hüseyni Bulgaristan oradan da İtalya'ya geçmiştir. Almanya başkanı Hitlerin daveti üzerine görüşmeye gitmiş.( bu konuda atılan iftiralara değinmek bile istemiyorum) Oradaki görüşmede: Hitler ilk iki görüşmemizde, bana, İslam âlemi hakkında sualler sordu. Arapların İngiliz idaresinden ne gibi şikâyetleri vardır? İstekleri nedir? Araplar İngiliz sultasından kurtuldukları gün ne yapmak isterler? Alman hükümeti onlara ne gibi yardımı olabilir gibi şeyler soruyor, bende cevap veriyordum. Konuşmanın bir yerinde, Osmanlıların idaresi ile İngilizlerin farkı nedir? Diye sormuştu. Ben buna cevabım sırasında, Osmanlılardan bahsederken gözüm yaşarmış. Hitler derhal, Müftü efendi, ecdadınız Türk müydü? Diye sordu.
Sayfa 145·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Reklam
Seni seviyorum. Sen de beni sevme. Bir portakal ağacının hayatı boyunca yetiştirdiği on sekiz bin portakaldan sonuncusu ol ve C vitamini olarak girdiğin vücuttan büyük bir fikir olarak çık; Esatir-i Yunaniye seni de yazsın. Benim için... Bir zeytin fidanı dik, zamanla ölmez ağacı olur adı; yerini severse üç bin yıl yaşar ve yaşadığı zaman boyunca da hiç kimseyi öldürmez. Benim için bir cümleden ibaret olacağına, işçiliğiyle göz kamaştıran bir anafikir ol. Eski balıkçılardan dinlediğin bir efsaneyi hatırla ve suyun altında burun buruna geldiğin bir orfozun gözlerine bakıp "Neden öyle büyük büyük bakıyor?" derken, suyun altında bir deniz kızı gördüğü için öyle bakıyor olabileceğini düşün. Kaz Dağları'nın eteklerinde sakız reçeli, mor kekik, kuru incir, zeytinyağı, limon kekiği ve adaçayı satarak ailesini geçindiren ve okul masraflarını dahi kendisi çıkaran on iki yaşındaki bir çocuk ol. Bir çocuk ol ve kafiyelere uyma. Sigara tütününden denizatı yap. Senden daha iri cüsseli bir adamla güreş tut. Adı "Sefil" olan mutlu bir fil çiz. Hava kararsın. Assos Antik Kenti'ne, "tarihi eser kaçakçısı" şüphesiyle tutuklanabileceğine aldırmadan, kapıları kapandıktan sonra tel örgülerinin altından sürünerek kaçak gir. Tüm Athena Tapınağı senin olsun. Hayatının en güzel manzarasına karşı o gece kırmızı şarap iç; Lesvos'a baka baka, yıldızlar altında, Zeus'a bir dal sigara kurban et. Bir kitapçıya uğra ve daha önce okuduğun ve sevdiğin ve bu yüzden bir arkadaşına da okusun diye ödünç verdiğin bir kitabı, sana geri dönmeyeceğini bildiğin için yeniden satın al. Bu kitabı bir başkası istiyorsa da, onun gözlerine baka baka o kitabı ver ona ki alnında kocaman kocaman harflerle enayi yazsın. Enayi ol çünkü bilgelik enayilikten doğar. Enayiliğinle gurur duy; şark kurnazları için
Alıntı
Adını Hz. Muhammed'in (s.a.v.) amcası Abbas'tan alan Abbasiler, ilk atalarının adından dolayı Haşimiler olarak da bilinmektedir. Abbasiler'in yönetimi ele geçirmeleri İslam tarihinin önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Emevîler Dönemi'nin memnuniyetsiz kitleleri tarafından iktidara getirilen Abbasiler, iktidarları dönemindeki uygulamalarıyla dünya tarihini etkilemişlerdir. (...) Emevîler Dönemi'nde, Arap olmayan toplumlar, Müslümanlığı kabul etseler dahi ikinci sınıf insan muamelesi görüyordu. Mevali denilen bu insanlar, Araplarla eşit haklardan faydalanamıyorlardı. Müslüman olmalarına rağmen, devletin gelirlerinin arttırılması maksadıyla kendilerinden her türlü vergi —hatta gayrimüslimlerin ödedikleri bir vergi olan cizye bile— alınıyordu. Savaşlara piyade olarak katılmalarına karşılık, Arap süvarilerden daha az aylık ve ganimetten de daha az pay alıyorlardı. Emevîler'in eşitsizlik yaratan bu uygulaması sadece Ömer b. Abdülaziz döneminde terk edildi. (...) Hz. Osman'ın şehit edilmesi ile başlayan ve Hz. Hüseyin ile birlikte ailesinden 72 kişinin şehit edilmesiyle zirve noktasına ulaşan karışıklıklar, Emevîler'e duyulan kini iyice artırdı. Uzlaşma ve diyalog yerine baskı ve şiddet yöntemlerini kullanan Emevî Hanedanı, kendisine karşı oluşan muhalefetin daha da güçlenmesine yol açtı. Muhalefetin mesajlarına en fazla kulak veren eyaletler Irak ve Horasan oldu. Özellikle mevali, Şiilerin görüşleri doğrultusunda Hz. Peygamber'in neslinden gelen meşru bir halife fikrini benimsedi. Böylece mevali ile Şiiler arasında Emevî iktidarına karşı bir ittifak oluştu. Emeviler'e karşı oluşan ittifakın bir diğer kanadını da Hâriciler teşkil etti. Hiçbir iktidara itaat etmeyen Hâriciler, sürekli isyan hâlinde olmaları nedeniyle Şam'ın otoritesini büyük ölçüde sarstılar.
Sayfa 15·Kitabı okudu
Hz. Ebu Bekir'in (halifeliğe) seçiminde, yaşı, tecrübesi, Kureyş Kabilesi'ne mensup olması, Hz. Muhammed'in yakın arkadaşı ve aynı zamanda onun kayınpederi olması etkili olmuştur. Hz. Ebubekir, Abdurrahman b. Avf, Hz. Osman ve Üseyd b. Hudayr gibi bazı sahabilerin görüşlerini alarak kendisinden sonra Hz. Ömer'in halife olmasını vasiyet etmiş ve vasiyetini Hz. Osman'a yazdırmıştır. Bu uygulama, daha sonraki dönemlerde saltanat sistemine geçişte bir dayanak olarak gösterilmiştir. Hz. Ömer ise kendisinin vefatından sonra kimin halife olacağına, belirlediği altı kişilik heyetin karar vermesini istemiştir. Bu heyet de kendi içinden Hz. Osman'ı halife uygun görmüştür. Bu uygulama da daha sonraki dönemlerde halifenin, yeterlilik sahibi, seçkin kişiler tarafından seçilmesi fikrine dayanak teşkil etmiştir. Halifenin hangi durumlarda görevden azledileceğine ilişkin tartışmalar da dayanağını Hz. Osman'ın uygulamalarında bulmuştur. Hz. Osman'ın devlet hizmetinde yakınlarını gözetmesi, liyakat sorunu olan kişileri göreve getirmesi gibi uygulamaları Müslümanlar arasında memnuniyetsizlik yaratmış, göreve getirilişinin altıncı yılında kendisine karşı güçlü bir muhalefete neden olmuştur. Görevi bırakması yönündeki çağrıları dikkate almaması şehadeti ile neticelendikten sonra, halifenin görevini yerine getirirken kusur işlediğinde görevden alınıp alınamayacağı isyan ve siyasi muhalefet gibi tartışmalara dayanak teşkil etmiştir. Hz. Osman'ı şehit edenler, yerine Hz. Ali'nin geçmesinde ısrar etmişlerdir. Ancak Hz. Osman'ın şehit edilmesiyle birlikte sahabiler arasına derin ayrılıklar girmiştir. Bu ayrılığı bahane eden Ebu Süfyan'ın oğlu Muaviye, Şam valisi iken başlattığı iktidar mücadelesi ile Müslümanlar arasında kanlı bir dönem başlatmıştır. (...) Muaviye'nin Şam'da bağımsızlığını
Sayfa 55·Kitabı okudu
_Türkler, hür ve bağımsızdırlar. Gururları çok yüksektir. Gururludurlar fakat asilzadelik taslamazlar. Türklerin karakterinde büyük tezatlara rastlanır. Hem sert ve dik başlı hem de yumuşak ve sabırlıdır. Yırtıcılığı İskitlerden, yumuşaklığı da Yunan'dan almışlardır. Fetihçi ve cahil olduklarından bütün uluslara tepeden bakarlar. Aralarında hiçbir sınıf farkı yoktur. Yalnız devletteki görevleri dolayısıyla birer rütbeleri olabilir. Türkler yiğittirler fakat düello etmezler çünkü ancak harbe giderken kılıç taşırlar. Açgözlüdürler fakat hırsızlıkları hemen hemen hiç yoktur. Boş vakitlerini kötüye kullanmazlar. İçlerinden pek azı birden fazla kadınla evlenir. Avrupa'daki büyük merkezler arasında en az genelev kadını olan şehir İstanbul'dur. Dinlerine pek sıkı bağlı olan Türkler, Hristiyanlardan tiksinirler. Onlara kafir gözüyle bakarlar. Bununla beraber, onları bütün ülkeleri içinde, hatta devlet merkezinde hoş görür ve korurlar. İstanbul'daki Hristiyan mahallesinin sokaklarında, paskalya yortusunda, ağır yürüyüşle yapılan ayinlere izin verildiği gibi, bu törenlerin başında dört yeniçerinin muhafızlık ettiği de görünür. Bayezit'in felaketi şunu kanıtlamıştır ki; Türkler yenilebilse de boyunduruk altına alınamayan savaşçı bir ulustur. Türklere aldırılmaz. _İngiliz Kralı Giyotin: "Türklere karşı onur taslanmaz." demiştir. Bu söz, malını satmak isteyen bir bezirgan tarafından söylenirse belki hoşa gider ama şeref denilen nesneye kıskançlıkla bağlı bir hükümdara bilmem nasıl yaraşır! _Kadınları baskı altında tutan, güzel sanatlara ilgisiz davranan Türkleri sevmem fakat iftiradan o kadar iğrenirim ki; onlara dahi çamur sıçratılmasına katlanamam. _Ne bir erkek ve ne bir kral gibi koruyamadığın tahtına şimdi bir kadın gibi ağla. (Arabın iç çekmesi diye anılan o tepede,
Din
Reklam