“Sen her şeye faydacılık açısından baktığın için sana boş geliyor olabilir. Ama insan hayatta bazı şeyleri de faydasız olduğunu bile bile yapmaktan keyif alır" diyorum.
Diyorum ama ben de bilmiyorum nasıl bir ruh halidir hayatta bir yerlere varmaya, illa da bir "şey" olmaya, hızlandıkça hızlanmaya tenezzül etmemek? Nasıl bir ruh halidir yetinmek eldekilerle, denizin ve talihin verdikleriyle, günün sonunda kazanacağın epi topu iki cılız balık ile bir avuç yosun olsa bile?
Ve nasıl bir şeydir dönmek akşamları eve, bir elinde senelerdir yenileyemediğin bir olta, diğer elinde ölü sıska balıklar ve yüreğinde yetinmenin huzuruyla? Bu sabrı, bu kıpırtısızlığı, bu sükûneti bilmiyorum. Kaosa ve harekete ve göçebeliğe ve değişime ne kadar şerbetliysem, o kadar uzağım yerleşikliğe, barışıklığa, balıkçıların yaşam felsefesine...”
Bilim ne kadar ilerlerse ilerlesin, "Ben" kavramından vazgeçemeyiz; tıpkı köpek severlerin "golden retriever dost ve yumuşak bir köpektir" derken moleküler biyolojiye başvurmak zorunda kalmamaları gibi. "Ben" bir "kısa yoldan anlatım"dır, ama bir "koltuk değneği" değildir. Bu ince ayrım çok önemlidir. "Ben" hem yanılsama (çünkü altında parçacıklar yatar) hem de gerçek (çünkü etkili, verimli, vazgeçilmez bir nedensel seviyedir). Epi'nin sertliği gibi gerçek değildir ama gerçekten hissedilir ve gerçekten iş görür.
-Parkta bana vururkene "Bu bir Sıdıka Saka yumruğudur" demiştin ya... Saka soyadlı
herkesi aradım, sizin numarayı buldum...
-Yanlış numara! Burda Sıdıka Saka diye birisi yok! Ben Devlet Bakanı Bekir Sami Daçe... Çabuk kapa bakiim çocuğum telefonu....
-Bekir kim, o çocuğa mı âşıksın? ikinizi birden vururum kendimi de yakarım... Belki benim temiz hislerimden başka verebilecek bir şeyim yok, ama aşkım için ölürüm de öldürürümde...
-Haydaa, nası yani aşk?.. Kardeşim epi topu iki dakka parkta görüştük, onda da yumruk yedin zaten... Huyumu bilmezsin suyumu bilmezsin... Sen başka bişiy hissediyosundur, aşk filan diildir o... Miden filan yanıyo mu?
-İçim yanıyo içim, geceleri uyku tutmuyo..
-Tamam işte... Gastirid... Aşk diil yani... Abimde de var, baharda azıyo... Sık ve az yemek yiycen...
-Kukla ettin beni kendine...
-Hırk! Ne diyosun be...
- Zalim...
-Gastrid artı ileri paranoid nevroz... Bak Kenar kardeş... Kız erkek arkadaşlığı bööle olmuyo... Bööle bişi diil yani... Hele aşk falan hiç diil. Anlaşıldı, senin bi kukla olma eğilimin var. Müslüm Baba'nın şarkılarını dinlerken karı kibin ağlamadan ve fakat masaya şööle kralından bi yumruk sallayıp, ağır delikanlı pozisyonunda birayı fondiplemeye yer arıyosun... "
- Haydaa, nası yani aşk?.. Kardeşim epi topu iki dakka parkta görüştük, onda da yumruk yedin zaten . . . Huyumu bilmezsin suyumu bilmezsin . . . Sen başka bişiy hissediyo sundur, aşk filan diildir o ... Miden filan yanıyo mu?