Üç yaşam türü vardır ve hangisinin en iyisi olduğu hep sorulur. Birincisi hazza, ikincisi temaşaya, üçüncüsü ise eyleme adanmış yaşamdır. İlkin tartışmayı, karşıt düşünceyi savunanlara karşı duyduğumuz yatışmak bilmeyen nefreti bir kenara koyarak bütün bu yaşam türlerinin başka adlar altında da olsa aynı sonuca varıp varmadığını görelim. Hazzı savunan temaşadan, kendisini temaşaya adayan hazdan, yaşamı eylemlerle şekillenen ise temaşadan yoksun değildir. Diyebilirsin ki, "Bir şeyin kendisinin amaç olmasıyla, başka bir şeyin fazladan katkısı olması arasında büyük bir fark vardır." Kuşkusuz, büyük bir fark var, ancak yine de biri olmadan diğeri de olmaz. Eylemsiz temaşa edilmez, temaşasız eylem halinde olunmaz, kötü olduğunu düşünmekte uzlaştığımız üçüncü yaşam türü yavan hazzı savunur ama bu haz muhakemeyle sağlamlaştırılır, böylece bu haz öğretisi de eylemde bulunmuş olur. Epicurus bile kendisinin bazen hazdan vazgeçebileceğini, hazzı pişmanlık izlediğinde ya da daha büyük acı yerine daha az bir acı çekmesi mümkün olduğunda en nihayetinde acıyı tercih edebileceğini söylediğine göre, niçin bu yaşam türünde eylem bulunmasın? Bunları söylemenin anlamı ne? Temaşayı herkesin kabul edebileceği görülüyor; bazıları onu hedefler, bizim içinse o demirleme yeridir, liman değil.
Halihazırda Chrysippus'un ilkesine göre inzivada yaşamaya cevaz verilir. İnzivayı hoşgörüyle karşılamaktan değil, onu bilhassa seçmekten bahsediyorum. Bizimkiler bilgenin herhangi bir devlete hizmet etmeyeceğini söyler. Ancak bilgenin inzivaya nasıl çekildiğinin ne önemi var, hiçbir yerde bir devlet bulamıyorsa, varsın ona uygun bir devlet olmasın ya da varsın o bir devlet için uygun olmasın. Kaldı ki, devleti küçümseyerek sorgulayanların hiçbir zaman devleti olmaz. Sana bilgenin hangi devlete hizmet