Ağlıyorlardı!..
Yok gülüyorlardı...
Kadınlar... gerçekten tuhaftı. Duygunun dört mevsimi,her birinin bedeninde her an gezinmekteydi, erkeklerse sadece ilkbaharı görmeye niyetliydi.
Ama hiçbirine aşık olamamasına karşın Ruth’a aşık olmuştu.Üstelik Ruth farklı bir sınıfa mensup olmakla kalmıyordu.Martin’in aşkı Ruth’u bütün mertebelerin üzerine çıkarmıştı.Onun aşk düşü gücü Ruth’u ilahi bir konuma, onunla tensel bir temas kurmasına izin vermeyecek kadar kutsal ve yüce bir konuma getirmişti.
Ruth’u Martin’den bu kadar uzaklaştıran, ulaşılamaz kılan Martin’in aşkıydı.Aşkın arzuladığı eşsizliği Martin’den esirgeyen aşkın ta kendisiydi.
Martin tartışmayı dikkatle izliyordu.Olney’in haklı olduğunu düşünmesine karşın,Ruth’a sert davrandığı için ona kızmıştı.Onları dinlerken kafasında yeni bir aşk anlaşıyışı belirmişti.
Aşkın akılla bir alakası yoktu.Sevdiği kadının doğru veya hatalı yargılarda bulunması önemsizdi.Aşk bunlardan üstündü.Eğer Ruth, Martin’in meslek sahibi olma zorunluluğunu daha az takdir etseydi bile Martin’in sevgisi azalmazdı.
Ruth istediğini düşünsün,yine de sevgiye layıktı.Kafasındaki düşünceler aşkı değiştirmiyordu.
Şarhoş oldukça onları gözlemliyor, artık onlar gibi olmadığı için tanrıya şükrediyordu.
Kendilerini unutacak kadar içiyorlar, kafalarını kaldıramayacak hale geldiklerindeyse, sarhoş zevklerinin tanrısı olarak kendi cennetlerine hükmediyorlardı.