Bugün "Biz elli yıl önce açtık, ama açlığımızı adam gibi yaşıyorduk, mutluyduk" demeye utanmıyorum. Bununla bedenimizin beslenmesi açısından yoksulluğu yaşarken insan olarak kendimizce onurlu kalabildiğimizi vurgulamak istiyorum. İnanılması çok güç ama gerçekten öyleydik değil mi Senai Abi?
Bağdaş kurup fasulyeyi yemeye başladım. Az sonra sokaktan bahçeye giren Nimet'i gördüm. Tek kanatlı tahta kapıyı açıp bahçeye girdi. Elinde kocaman sandal gibi bir dilim ekmek vardı. Yanında yiyecek başka bir şeyi yoktu, katıksız yiyecekti besbelli. Altı yaşındaki bir çocuk bile hesap yapabiliyor kimileyin. Içimden şöyle diyordum: Nimet yukarı çıksa, balkona gelse, ben ona fasulyemden versem, o da bana ekmeğinden verse, katıştırıp bir güzel yesek, ne iyi olur.
Genellikle önce düşleriz, sonra düşümüzü kafamızda temize çekeriz. Daha sonra da benim o gün yaptığım gibi, gerçekleşeceğini sanır, eyleme geçeriz.
"Nimet gelsene bizim balkona oturalım" diye seslendim. O da bahçeden benim fasulyeyi ekmeksiz yediğimi görüyordu besbelli.
"Ya geleyim de ekmeğimi ye, değil mi?" diye yanıt verdi ve çıkıp gelmedi yanıma.
O ekmeğini kuru kuruya yedi, ben de fasulyemi ekmeksiz bitirdim.
Yaşamım boyunca paylaşma ve yasama uğruna, başta yurekleri olmak üzere neleri varsa ortaya koyan insanlar da gördüm. Bir bekleyiş, bir yaşam coşkusunun beklentisi, özlemi sürdü gitti, bu yalnız cömert yürekler için. Çünkü paylaşmak için, sevmek için bekleyen bu insanların karşısındakiler, tıpkı Nimet'in elindeki ekmek dilimi gibi gördüler yüreklerini ve koymadılar onu yaşama. Çünkü onlar, paylaşılarak yaşamanın verebileceği zenginliklerin bilincinde değillerdi.
Sayfa 22 - Yazar 6 yaşındayken Nimet ile yaşadığı bir olayı anlatıyor·Kitabı okudu