Ermiş, roman değil; hayatın anlamı üzerine şiirsel bir bilgelik kitabıdır. Cibran, aşk, evlilik, özgürlük, çalışma, acı ve ölüm gibi insan yaşamının temel meselelerini kısa ama derin metinlerle ele alır. Dili sade görünse de her okunuşta yeni anlamlar açığa çıkar. Dogmatik öğütler vermekten çok, okuyucuyu kendi iç yolculuğuna davet eder. Doğu mistisizmi ile Batı düşüncesini ustaca birleştiren eser, yüzyılı aşkın süredir etkisini korumaktadır. Yavaş okunması gereken, altı çizilecek cümlelerle dolu zamansız bir klasik.
ErmişHalil Cibran · Can (Modern) Yayınları · 202185,3bin okunma
Yaşar kemal in 3 ciltlik romanı dağın öte yüzü yazarın masalsı anlatımı ve muhteşem doğa betimlemeleri ile tam bir baş yapıt ve kesinlikle okunması gerek bir kitap. Çukurova ya dağları zorlukla aşarak pamuk toplamaya giden yalak köylülerinin iç burkan ve bir o kadar da hazin hikayesi .Fakirliğin ve çaresizliğin hikayesinde köylülerle iç içe sanki sizde nefes alıyor çektikleri zorluklara tanıklık ediyorsunuz .O yıllarda köylülerin ilişkileri ,birbirlerinden nefret edişleri ,herşeye çocuk gibi inanmaları ,bi yandan çok masum bi yandan da çok acımasız bir topluluğa dönüşebilmesini hayretler içinde okuyorsunuz .Pamuk onlar için hayat demek yaşam demek ,pamuk toplanamama tehlikesi bir yıl bile olsa onlar için açlık demek .O kadar fakirler ki yalın ayak dağları aşıyorlar .Uzun ali nin çoluk çocuk ,annesi ile zorlu çukurova yolculuğu o yolculukta yaşlı annesinin kendisine ağır gelmesi zaman zaman ondan kurtulmak istemesi sonra bu duygudan pişman olması ,annesinin gözüyle o yollarda oğluna yük olduğunu bilerek azimle inatla yolu bitirme macerası ,kötü ruhlu muhtarın köylüler ile ilgili kurnaz planı,taşbaşın ermiş olma olayları iç içe geçip sizi tam bir masalsı maceraya sürüklüyor. Okuyun okutun ...
Dağın Öte YüzüYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 2015373 okunma
Kitap bir tiyatro oyunu türünde yazılmış ancak ben bu eserin edebi yapısından ziyade Jan Dark’ın hikayesine değinmek istiyorum. Çünkü onun askeri dehası, uzun süredir farklı ideolojik, dini ve felsefi çevrelerde tartışılan bir konu olmakla birlikte, son yıllarda benim de ilgimi çekmeye başladı.
Karşımızda okuma yazma bilmeyen köylü bir ailenin kızı var, ne bir asilzade ne de eğitimli bir asker. Peki nasıl oluyor da böyle bir profil tarihin akışına yön veren bir figür haline gelebiliyor?
Romantize edilenin ötesine geçtiğimde şu soruyla baş başa kalıyorum: Savaşın seyrini değiştiren bu genç kadın, çökmekte olan bir krallığın ordularına gerçekten hükmetmiş midir yoksa sadece moral veren bir maskottan mı ibarettir?
Modern tarih araştırmaları bu durumu efsane olmaktan çıkarıyor. Gerçek şu ki inançlı halk ve koskoca kral (!) tarafından mistik motivasyonuna tutunulan bu kadın zamanla yüzyıllardır farklı çevreler tarafından sahiplenilen bir sembol haline geliyor.
Jan Dark her ne kadar vatanseverlik, bağımsızlık, masumiyet, direnişin sembolü haline gelmiş olsa da ne yazık ki sonu trajik olmuştur, esir alınmış ve meydanda diri diri yakılarak idam edilmiştir. Kral VII. Charles gibi korkaklar yüzünden…
Elbette böyle bir fenomenin modern feminizmle çok yakından bir ilişkisi vardır. Hatta onu tarihin ilk proto-feminist ikonlarından biri olarak okumak yanlış olmaz. Tabii ki 15. yüzyılda ‘Ben kadınları temsil ediyorum.’ diye bir misyonu yoktu ajdhdjsjshs ama erkek egemen alanı adeta gaspetmesi, dönemin kıyafet politikalarına rest çekip zırhların ardında cinsiyetsizleştirmesi ve en önemlisi kendi bedenine hükmetmesi bugünün feminist mücadelesiyle çok çok yakından ilgilidir.
Kendi bedenine hükmetmek önemli bir detay çünkü 15. yy ortaçağ kadını ya babasına, ya kocasına ya da kiliseye
Bazen bir yere geri dönersiniz...
Ama bıraktığınız hiçbir şeyi yerinde bulamazsınız.
Prens Caspian, Narnia Günlükleri'nin belki de en hüzünlü kitaplarından biri. Çünkü bu kez kahramanlarımız büyülü bir dünyayı keşfetmiyor; unutulmuş bir dünyayı yeniden hatırlamaya çalışıyor.
Peter, Susan, Edmund ve Lucy yeniden Narnia'ya döndüklerinde onları büyük bir sürpriz bekler. Onlar için yalnızca bir yıl geçmiş olsa da Narnia'da yüzlerce yıl geçmiştir. Altın Çağ sona ermiş, konuşan hayvanlar saklanmaya başlamış, eski hikâyeler efsaneye dönüşmüş ve Aslan'ın adı bile unutulmaya yüz tutmuştur.
Bir zamanlar kralların ve kahramanların ülkesi olan Narnia artık kendi geçmişini kaybetmektedir.
İşte tam bu noktada sahneye Prens Caspian çıkar.
Tahtı elinden alınmak istenen genç bir prens...
Kaybolmaya yüz tutmuş bir dünyanın son umudu...
Ve eski Narnia'nın yeniden doğuşunu başlatacak kişi...
Bu kitapta beni en çok etkileyen şey savaşlar ya da macera olmadı.
Beni etkileyen şey, Lewis'in değişim kavramını ele alış biçimiydi.
Çünkü Prens Caspian'ın anlattığı şey aslında hepimizin yaşadığı bir duygudur.
Bir gün dönüp baktığınızda çocukluğunuzun sokaklarını tanıyamamak...
Eskiden çok sevdiğiniz şeylerin kaybolduğunu görmek...
Ve hatıraların bile zamanın içinde silinmeye başlaması...
Bir kahramanın yükselişini anlatmak kolaydır.
Peki ya bir kahramanın binlerce yıl sonra bir tanrıya dönüşmesini?
Dune Tanrı İmparatoru, Frank Herbert'in yalnızca bir bilimkurgu romanı değil, güç, özgürlük ve insanlığın geleceği üzerine yazdığı devasa bir düşünce deneyidir.
Paul Atreides'in oğlu II. Leto, insanlığı yaklaşan yok oluştan kurtarmak için bedenini ve insanlığını feda ederek yarı insan yarı kumsolucanı bir varlığa dönüşür. Aradan geçen 3500 yıl boyunca galaksiyi mutlak bir otoriteyle yönetir. Onun amacı hükmetmek değil, insanlığı gelecekteki felaketlerden koruyacak olan Altın Yol'u tamamlamaktır.
Ancak Herbert burada çok rahatsız edici bir soru sorar:
İnsanlığı kurtarmak için ne kadar özgürlük feda edilebilir?
Leto'nun kurduğu düzen sayesinde savaşlar sona ermiş, insanlık istikrara kavuşmuştur. Fakat bu huzurun bedeli ağırdır. İnsanlar düşünmeyi bırakmış, güvenlik uğruna özgürlüklerinden vazgeçmiş ve tek bir iradenin gölgesinde yaşamaya başlamıştır.
Roman ilerledikçe Duncan Idaho'nun yeni bir goleme olarak dönüşü, Siona'nın isyanı ve Bene Gesserit'in entrikaları hikâyeye yön verirken, asıl savaşın kılıçlarla değil fikirlerle verildiğini görüyoruz.
Bu kitapta büyük savaş sahnelerinden çok daha etkileyici olan şey; gücün insanı nasıl değiştirdiğini, dinin nasıl bir kontrol aracına dönüşebildiğini ve geleceği görmenin aslında bir lanet olabileceğini anlatmasıdır.
Dune Tanrı İmparatoru, serinin en aksiyonsuz ama belki de en cesur kitabı.
Bitirdiğinizde aklınızda karakterlerden çok şu soru kalıyor:
*"İnsanlık özgürlüğünü koruyarak mı hayatta kalabilir, yoksa hayatta kalabilmek için özgürlüğünden vazgeçmek zorunda mıdır?"*
Bazı kitaplar okunur ve unutulur.
Bazıları ise zihninizde yaşamaya devam eder.
Dune Tanrı İmparatoru tam
Sohbet havasında geçen, yazarın hayata ve insana dair kendisine hak vereceğiniz düşüncelerini belirttiği, okuması akıcı ve keyifli bir kitap olmuş.
Bölüm başlarında ve sonlarında kısa şiirler ve Ermiş isimli kitaptan da kısa kısımlar da yer almakta.