Recep Tayyip Erdoğan
Gönüllerde yanan kutlu bir ateş, Yolunda yürürken batmaz hiçbir güneş. Zulme karşı duran, dağ gibi metin, Milletin kalbinde yükselen bir eş. Karanlık geceden aydınlığa yol, Eğilmez başınla dik duran bir kol. Mazlumun sesini dünyaya duyan, Hakikat uğrunda en önde sen ol. Hizmet aşkı ile dolmuş o yürek, Yeniden yazılır destan, tek tek. Büyük bir davanın mimarı bugün, Sarsılmaz bir kale, sarsılmaz direk. Tarih şahit olsun bu aziz güne, Gönüller bağlandı o kutlu yöne. Vatanın bağrında sönmez bir yıldız, Yıllar geçse dahi benzer bu üne...❤️ ©EMİRHAN ARSLAN
Şiir
Güç, Servet ve Mahremiyet: Küresel Siyaset Sosyolojisinde Nüfuz Ticareti ve Akraba Kayırmacılığı İnsanlık tarihi, gücün doğası ile o gücü elinde bulunduran odakların mülkiyet ilişkileri arasındaki gerilimin tarihidir. Güç, yapısı gereği merkezîleşme ve etrafında korunaklı bir elit tabaka yaratma eğilimindedir. Siyasi otoritenin, toplumsal kaynakları dağıtma yetkisini elinde bulundurması, iktidar sahiplerinin yakın çevreleri, hısımları ve çocukları için her dönemde doğal bir ekonomik cazibe merkezi doğurmuştur. Farklı coğrafyalarda, değişen rejimlerde ve hatta yüzyıllar arasında bile bu temel rasyonalite değişmemiştir. Doğu’dan Batı’ya, gelişmekte olan demokrasilerden kurumsallaşmasını tamamladığını iddia eden modern devletlere kadar, "güce yakın olanın kaynaktan pay alması" olgusu evrensel bir insan tabiatı ve sistem zaafı olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’nin yüz yıllık siyasi geçmişinden modern Amerikan demokrasisinin güncel krizlerine kadar uzanan süreç, bu evrensel kuralın yapısal mekanizmalarını incelemek adına zengin bir zemin sunmaktadır. Kamusal figürlerin ve onların ailelerinin özel hayat sınırları, demokratik ve hukuki toplumlarda sıradan vatandaşlara kıyasla her zaman daha esnek bir zeminde tartışılmıştır. Siyasetçilerin, üst düzey yöneticilerin veya popüler kültür ikonlarının attığı adımlar, şeffaflık ilkesi gereği kamuoyunun incelemesine ve eleştirisine açıktır. Ancak bu esneklik, bireysel mahremiyet haklarının tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Bireylerin rızaya dayalı özel yaşam tercihleri, cinsel yönelimleri veya sağlık durumları, toplumsal bir zarara ya da kamusal bir suç unsuruna yol açmadığı müddetçe en temel insan haklarından biri olan özel hayatın gizliliği kapsamında korunmalıdır. Dijital çağın getirdiği dönüşümle birlikte,
Sosyoloji
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“En çok söz dinleyen çocuklarınızı seversiniz, itaat eden eş ya da sevgililerinizi, sizi açıkça eleştirmeyen arkadaşlarınızı seversiniz. Devlet de aynı sizin gibi davranıyor, niye şaşırıyorsunuz? Şaşırmaya kendinizden başlayın.” | Süreyya Karacabey
#𝙕𝙐𝙈𝙀𝙍_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 📗 #Allah evlat edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi. Fakat O, evlat edinmekten de, her türlü noksanlıktan da yücedir. O, her şeyi kudretine boyun eğdiren tek bir Allah’tır. 4 #Tefsir: 📖 📖 Allah Teâlâ’nın yaratıklarla ilişkisi -hâşâ- “baba-evlat” ilişkisi değil, “Hâlık-mahluk, Rab-kul, ulûhiyet-ubûdiyet” ilişkisidir. Dolayısıyla bütün varlıkları kudretine boyun eğdiren ve tek olan Allah, çocuk edinmekten pak ve yücedir. Çocuk olması için eş olması gerekir. Oysa Allah eşi olmaktan sonsuz derecede uzaktır. Evlat ihtiyacı noksanlığın ve acizliğin alametidir. Cenâb-ı Hak bütün noksan sıfatlardan beridir. Faraza çocuk edinmek isteseydi bile yerdeki insanlar ve diğer yaratıklara gelinceye kadar göklerdeki meleklerden veya başka ulvî varlıklardan edinirdi. Fakat O’nun için böyle bir şey söz konusu değildir. .
​[Mucize İsminin Gerçekleşmesi İçin Gereken Yedi Şart]: Özetle (vehasıl); tahkik ehli alimler, bir olağanüstü hâle 'mucize' denilebilmesi için yedi şartın bulunmasının zorunlu olduğunu belirtmişlerdir: ​ Birincisi: Doğrudan Allah Teâlâ’nın fiili olması yahut O’nun tarafından (mucize iddia eden kişinin doğruluğunu) tasdik ettiğini göstermesi için fiilin terk edilmesi (mesela ateşin yakmaması gibi bir durumun yaratılması) şeklinde olması gerekir. ​İkincisi: Âdete aykırı (olağanüstü / hârikulâde) bir durum olması gerekir; çünkü âdete aykırı olmayan şeylerde aciz bırakma (i'caz) vasfı yoktur. ​ Üçüncüsü: Nübüvvet (peygamberlik) iddiasında bulunan kimsenin elinde zuhur etmesi gerekir ki, Allah Teâlâ’nın onu tasdik ettiği bilinsin. ​ Dördüncüsü: Hakikaten veya hükmen, peygamberlik davasına (iddiasına) bitişik / eş zamanlı olması gerekir; çünkü iddiadan önce şahitlik söz konusu olamaz." ..Bazı alimler, bir anlık da olsa sonradan gelen olağanüstü durumun mucize olacağını söylemiş ve 'Onun (peygamberin) durumu zaten bilinmektedir' demişlerdir. Evet, bazı müteahhir (sonraki dönem) alimler, mucizenin iddiadan çok uzun bir zaman sonra gelmesi durumunda, bunun (iddia sahibinin) yalanına bir delil teşkil edeceğini belirtmişlerdir. Diğer bazı alimlere göre ise böyle bir durumda açığa çıkan harikuladelik keramet sayılır. Bu iki görüşün arasını uzlaştırmak (cem etmek) ise şöyle mümkündür: İlk alimlerin sözü peygamberliğin ilk dönemlerine, diğer alimlerin sözü ise peygamberliğin sonraki dönemlerine hamledilir. ​Ben derim ki (Kultu): Bir kimsenin peygamberlik iddiasında bulunup da risaletinin (ileriki bir zamanda gelecek olan) sonraki bir vakitle sınırlandırılmadığı asıl durum göz önüne alındığında, sözün akışı buna hamledilmelidir; nitekim bu husus ileride gelecektir. ​ Beşincisi:
Beni zaman kuşatmış, mekan kelepçelemiş; Ne sanattır ki, her şey, her şeyi peçelemiş... Bir anlık visal başka, kesiksiz huzur başka. Hayat mı bu sürdüğün, kabuğundan, ezberci? Rabbim, Rabbim, Yüce Rab, âlemlerin Rabbi, sen! Sana yönelsin diye icad eden kalbi, sen! Senden uzaklık ateş, sana yakınlık ateş! Azap var mı alemde fikir çilesine eş? Yaşamak zor, ölmek zor, erişmekse zor mu zor? Ölen ölüyor, bense ölümü yaşıyorum! Kendini kaybetmek mi, visalin son bedeli? Sonu gelmez visalin gayrından vazgeç, gönül! O visal, can sendeyken canını etmek feda; Elveda toprak, güneş, anne ve yâr elveda! Necip Fazıl Kısakürek