ANNE...
Bu hitap olmasaydı her şey eksik olurdu. Kime şikâyet ederdik halimizi, kime nazlanırdık? Kim yüklenirdi taşımaktan korktuğumuz yüklerimizi. Kim tüm içtenliğiyle hatalarımız ve kusurlarımızla üşütmeden severdi yüreklerimizi. Karlı günlerde buz tutan ellerimizi kim ısıtırdı? Çektiği tüm çilelere rağmen kim koyardı beş öğün önümüze sofrayı? Kim kurardı yıkılan hayallerimizi derleyip toplayıp güç vererek yeniden? Yoktan var eden Allah'tan sonra yoklukta da bizi kim tok tutardı? Üşümeyelim diye kim son nefesine kadar kullanarak ateşi harlar, isli ellerini buzdan keskin suyla şikayet etmeden durulardı? Kim ağlayan gözlerini kurutarak yanımıza gülümseyerek gelir, her şeyin çok normal gittiğine bizi inandırırdı?
Anne...
Hakkını ödeyemem... Hakkıyla hakkını veremem senin bize olan sevginin... Eğer hak eden biri varsa cenneti, cehennemde de bize cennet gibi bir dünya yaşatmaya çalıştığın için cennet senin hakkındır.
Anne...
Tahtını kurmaya çalıştığın evlatlarının bahtına gücün yetmese de dualar okudun durmadan, mübarek dudakların ya Fettah'la araladı kapılarımızı... Nice sıkıntı ve musibetlerden senin dualarınla bertaraf olduk.
Anne...
Kimden istesek sürekli bir sabırla katlanmazdı nazımıza, ne eş ne dost ne kardeş... Sen bir kez bile sızlanmadan, üstelik biz istemeden de yalvarmadan da hem de varlığımıza şükrederek dayandın bize. Katlandın bebekliğimize, çocukluğumuza, ergenliğimize... Üstelik en çok cefayı da biz çektirdik sana, en çok ezayı da biz ettik. Nazımıza, katlanmak zorundaymışsın gibi tüm kızgınlıklarımızı da sana yönelttik. Bir dosta etsek sana ettiğimizi bir daha yüzümüze bakmayacakken, sen kırgınlıklarını içine gömerek gülümsedin yine yüzümüze... Sırtındanki kamburlar, saçındaki aklar, kalbindeki ritmin hızlı oluşu hep bizim eserimiz... Hakkını helal