Eğer bir öğreti akla hitap etmiyorsa, o zaman belirsiz olmak zorundadır; eğer hem akla hitap etmiyor hem de belirsiz değilse, o zaman gerçekliği ispat edilemez cinsten olmak zorundadır. Etkili bir öğretinin doğruluğunu ispat etmek isteyen bir kişi, ya uzak bir geleceğe veya yedi kat gökyüzüne erişmek zorundadır. Bir öğretinin bir kısmı nispeten kolay anlaşılır olduğu zaman, iman sahipleri arasında öğretinin o kısmını, dikkati çekmeyecek ve zor anlaşılır duruma getirmeye yönelik bir eğilim ortaya çıkar. Böylece basit kelimelere anlamlar eklenir ve gizli bir mesajın şifreleriymiş gibi görünmesi sağlanır. Bu nedenle, en aydın “kesin inanç adamı”nda bile bir cehalet havası sezilir. Bu aydın, sanki kullandığı kelimelerin gerçek anlamını bilmiyormuş gibi görünür. Kılı kırk yarmaktan, kaçamak cevaplar vermekten, skolâstik lülelerden zevk alır.
Bir kişinin hayatını kaybetmesi demek, şimdiki zamanı yaşamaması demektir; o halde, eğer şimdiki zaman kötü ve değersiz ise, kaybedilen şey de fazla bir şey değildir.
Eğer yaşamda gerçekten bir anlam varsa,acıda bir anlam olmalıdır. Acı da yaşamın kader ve ölüm kadar silinmez bir parçasıdır. Acı ve ölüm olmaksızın ,insan yaşamı tamamlanmiş olmaz.
Erkek için, sosyal olarak teşvik edilen seven koca ve sorumlu baba rolleri söz konusuydu, ev yaşamı, erkek kişiliğine yüklediği ağır görevlerden kaçıp kurtulma isteğinin doğmasına yol açtı. Kamusal alan aynı zamanda bir özgürlük ve (ahlaksızlık değilse de) sorumsuzluk alanına dönüştü. Kuşkusuz bu, erkekler ve kadınlar için farklı anlamlar taşıyordu. Bu çerçevede kurgulanan kamusal mekanlar, kadınlar için erdemlerini yitirme, kendini kirletme riski içeriyordu; kamusal alana çıkmakla onurun zedelenmesi düşüncesi sıkı sıkıya ilişkiliydi. Erkekler içinse, saygınlığın gerektirdiği yükümlülüklerden uzakta, kalabalığın içinde kaybolmak demekti. Erkekler bu özgürlüğü korumak amacıyla kendi aralarında işbirliği yaptılar. Böylece, kocasıyla da olsa bir restorana yemek yemeğe giden bir kadın skandal konusu olurken, metresiyle böyle bir yerde yemek yiyen bir erkek, kendi arkadaşları tarafından bile görmezden gelinebiliyordu.
Eğer dünyayı olduğu gibi görürsek sabahları yataktan kalkamayacak kadar üzgün oluruz. Eğer dünyayı hayal ettiğimiz gibi görürsek terliklerimizi bulamayacak kadar sapıtırız.