Türk çocuğu Asya'dan gelirken kendi haysiyetini korumaya arslanlar gibi kabiliyetli idi. Müslüman olunca Anadolu'da, insanlığın haysiyetini koruyacak iktidarın sahibi oldu. Fatih o iktidarın mümessili, Yavuz kudretin sultanı oldular. Biz onların çocukalrı değil miyiz?
Vaktiyle vatanın bir karış toprağını teslim etmeyeceği haçlıların çan seslerini susturmak için, beşyüz sene garbın varoşlarında nöbet bekleyen Fatihlerin torunları, şimdi çocuklarının ruhunu haçlıların kültürüne teslim etmek emeliyle, çan kapılarında sıra bekliyor.
Süleyman peygamberin hikayesi manidardır: Babasının devletine göz diken iki kadın çocuğa sahip olmak isterler. Paylaşamazlar. Meseleyi hukuk halledemez. Hükümdarın huzuruna gidilir. Devletlerin, saadetlerin peygamberi emreder; "çocuğu ortadan ikiye bölünüz. Yarısını bir kadına, yarısını öbür kadına veriniz!" Sahte ana iki murada birden ermiştir. Fermana razı olur. Gerçek ana yerlere kapanır. Yalvarır:"Allah aşkına çocuğumu öldürmeyiniz. Öldürmeyin de, onun olsun. Ben analık hakkından vazgeçiyorum!"
Biz bu topraklarda ezan seslerinden idrak ve duygu toplamış, aşk ve irade ateşi almış Fatih'in çocuklarını arıyoruz. O Fatihler ki Bizans halkını büyüleyen imanıyla Galya topraklarında hazırlanan Haçlı ordularını yerlerinde durdurur. Çöle inen nur ile doldurduğu Ayasofya'nın kubbesi altında Harem-i Şerif'in hizmetkarı olmak ihtirasıyla yanar,dünya saltanatını bırakıp gariplerin dergahına sığınır, Allah kitabı huzurunda el bağlayıp sabahlar, insan kiniyle değil, Allah aşkıyla gaza yapmaktan usanmazlar...