Recaizade Mahmud Ekrem’in kaleme aldığı ve 1898 yılında yayımlanan trajikomik eseridir. Türk edebiyatının ilk realist romanı olarak kabul edilir romanda; bihruz bey, bir paşanın oğludur. yirmi-yirmili yaşlarında iken babasının ölümü üzerine önemli bir servete kavuşur. devrin modasına uyarak fransızca hocası tutar, araba alır, şık giyinir, şımarık ve sorumsuz bir gençtir. yazları çamlıca'da kışları ise süleymaniye'de oturur. bu arada ümitsiz bir sevdaya tutulur.
* Romanın son sayfası insanda acıma ve tebessüm duygusu uyandırıyor, en azından benim gözümde gerçekçidir, hayat kadar.
evet ben de biraz bihruz bey'im...
Alman yazar "stefan zweig" tarafından yazılmış, platonik aşkı etkileyici bir şekilde anlatan aşk romanı..Kitabı okuyunca anlıyorsunuz ki aşk bedenle olan bişey değil, ruhla olan birşey ve yine anlıyorsunuz ki birine aşık olduğunuzda onun da size aşık olması gerekmiyor..Tutku, saplantı, karşılıksız aşk, teslimiyet, ve gurur, bir kadının hayatını bunlardan biri, birkaçı ya da hepsi için nasıl heba ettiğinin hikâyesi değil yalnızca, stefan zweig'in insan psikolojisini tahlil etme konusundaki muazzam yeteneğinin en görkemli örneklerinden biri. İnsan psikolojisinden ziyade kadın psikolojisini bu kadar iyi tanıması ve irdelemesi gerçekten takdire şayan. Kitabı okurken beklenti içinde okudum hep heralde o hep alışageldiğimiz sonları ya da cümleleri beklediğim için,ama iyiydi.. Herkesin cinsiyet ayrımı yapmadan okuyup düşünmesini isterim.
"...İnandığımız şeyler dünyamızı gerçek anlamda etkiler. İnandığımız şeyler seçimlerimizi, davranışlarımızı ve ardından yaşamlarımızı etkiler. Yunanlılar tanrılarına inanıyorlardı ve bu inanç diğer her şeyi etkiliyordu. İster doğru ister yanlış olsun, tarih insanların inandıkları şeylere göre yazılır. Kendi tarihinizin yazarları olarak inandığınız şey, yolunuzu etkiler. Efsane olabilecek bir şeye inanıyor musunuz? Sadece dini inançlardan söz etmiyorum. Kendinize söylediğiniz ya da çok uzun süredir size öyle söylendiği için gerçek olduğunu düşündüğünüz şeylerden söz ediyorum..."