Nasıl sadık olmak istiyorum sana. Sende olmayan hiçbir göğü, hiçbir güneşi, hiçbir çiçeği görmek istemiyorum. Sende görmek istiyorum hepsini. Senin göğe bakmanla her şey güzellenip büyüleniyor… Senin kıyına tozlu ve donuk gelen güneş ışığı ruhunun yıkanık denizinde temizlenir, binleşip ışır. Yıkanık suyum benim.
Okumak. Doldurmak boşlukları. Ama boşluklar rastgele açılmış asfalt delikleri değil ki. Rastgele zift dökerek kapayasın.
Şimdi kendi yalanlarımı, dar sokaklarımı, korkaklığımı, tembelliğimi, bereketli bir patlamadan çok düzelmeyecek bir kambura doğru gelişen sıkıntımı, yalnızlığımı, beceriksizliğimi tanımadan, tanıyıp da üstüne gitmeden, bu kitabı okumanın ne yararı var?
Morg neden tek heceli bir kelime, o gün anladım. İki heceli olsa çıkmaz insanın ağzından. Bir kerede söylüyorsun, boğazına takılıyor, sonunu duymuyorsun.
Hayat dediğimiz şey hepimize münhasır bir gümüş gergefmiş, bunu anladım. Ben kendi kumaşıma çok şey işledim, öyle çok batıp çıktım ki üzerine, kendi izlerim içime işledi… Doğduğumda bir paslı iğne tutuşturmuşlar elime. Al demişler, bununla kaderini işle.
Sayfa 133 - Gergef: genellikle dikdörtgen biçiminde, üzerine nakış işlenecek kumaşın gerildiği, iç içe geçebilen iki çerçeveden oluşan araç.·Kitabı okudu
Sevgi, sevdiğin ölünce azalmıyordu. Azalsa zaten adı sevgi olmazdı. Yunus Emre’nin “Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil” dediği ten, Reyhan Hanım’ın o gün ışıldayan teniydi. Can dediğiyse zaten bende gizliydi. Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu