Yine biz!
https://1000kitap.com/Nordavind ile 1000kitap'ın sanal kütüphanesinde incelemelerden yapılmış koltuklara oturduk, konuştuk beraber. Ne yapabiliriz, ne edebiliriz de insanların Jack London okumasını sağlayabiliriz diye. 4 kişiye 2 adet Vahşetin Çağrısı, 2 adet de Demir Ökçe hediye ediyoruz. Onun için ister bu gönderiye isterseniz de https://1000kitap.com/Nordavind'nın sayfasındaki https://1000kitap.com/gonderi/25175360 gönderiye düşüncelerinizi yazabilirsiniz. Ama bu kitap hediye etme sürecinin sonucunda da aklımıza bu ilginç adam konusunda ilginç şeyler geldi.
Türlü türlü çetin yollardan geçmiş (Tren yollarının yapımında çalıştırılacak işsizlere katılmak için 4800 km yolu kaçak olarak tren sırtında geçirmesi, dilencilik yapması, evlilik dışı bir çocuk olması vs.) bu adam bize bir zaman kapsülü niteliğinde onlarca kitap bırakmış, hem de 40 yıllık bir yaşam sürecinde. Bu 40 yıllık epey kısa görünen yaşam sürecinin bize bir şeyler konusunda ışık tutması gerekiyor aslında. Biz geleceğe ne bırakmayı planlıyoruz? Elon Musk dünyanın seyrini değiştirirken, Jack London edebiyatın seyrini değiştirirken biz neler düşünüyoruz gelecek hakkında?
Evet, bugün bir zaman kapsülünüz var. Benden ve https://1000kitap.com/Nordavind'dan size hediye olarak geldi. Onun içine geçmişinizden veya şimdiki anınızdan ne koymak istiyorsanız koyabilirsiniz.
Cevaplamanız gereken soru şu :Gelecekte o zaman kapsülünü açtıklarında size ait neleri göstermek isterdiniz? Hatıra defterlerinizi, anarşizm fikirlerinizi, başkaldırmalarınızı, inanç çizelgelerinizi, belki de ruhunuzdan kopan acıları?
1 aylık süreç için hepinizin birer zaman kapsülü var. Belki de Jack London'ın yaşam süresi olan 40 yıldan uzun yaşayıp onun geçirdiği yolların hiçbirini de yaşamıyor olabilirsiniz. Niceliklere
YouTube kitap kanalımda Mecburiyet kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz: ytbe.one/yf0me602lnY
Mecburiyet : Zorunluluk, yükümlülük anlamlarına gelen bir kelime. Peki bu kelime bizi neden bu kadar etkisi altına almak zorunda? Bir şeylere gerçekten de mecbur muyuz? Kitabın kapağındaki adamın o kaçınılmaz görevini yapması gerçekten de onun için kaçınılmaz bir yükümlülük mü?
Kabul edelim veya etmeyelim, hayatlarımızın şu anki işleyişine karar veren bazı kurumlar, adamlar, eserler ve yasalar var. Evraksız adım bile atamadığımız şu dünyada hayatımıza karar veren çeşitli daktilolar, bilgisayarlar ve kanunlar sayesinde yaşayabiliyoruz. Çünkü bizi buna mecbur hale getirdiler. İşin ironik yönü ise, bu sistemi oluşturanın da sistemi isteyenin de yine ta kendimiz olması... Sistemin işlemesi için paralarımızı döken biziz, vergilerimizi hiç şikayet etmeden veren biziz, vatani görevlerimiz uğruna ezilen, hayatları biten, ardında onlarca insan bırakanlar tam olarak da biziz işte. Bunun için de o hayatlarımız için karar veren daktilolarda kafamıza kafamıza vurulmasını çok iyi hak ediyoruz!
Neden savaşmayı bu kadar çekici buluyoruz? Etrafımızda, önümüzde, arkamızda, sağımızda ve solumuzda -yani kısacası her tarafımızda- sayısızca nimet ve sonsuzca güzellik, mutluluk, üzülmeye mecbur olmadığımız şu her şey var iken neden kan dökmeyi ve savaşmayı, para ve rütbe uğruna birbirimizi kırmayı yeğliyoruz? Milletlerin yıllardır cevap aradığı sevginin ve manevi dünyanın gücünün savaş ve diğer her türlü iğrenç şeye karşı savaşında sorduğu sorularda insanların bu güzelliklere karşı gerçekten de fazlasıyla kör olması yatıyor olabilir mi? İnsan yalnız yüreğiyle gerçekten görebiliyorsa neden gözlerimizi zevklendirmek uğruna savaş ve bunun türevleri olan şiddet
YouTube kitap kanalımda Mecburiyet kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz: ytbe.one/yf0me602lnY
Mecburiyet : Zorunluluk, yükümlülük anlamlarına gelen bir kelime. Peki bu kelime bizi neden bu kadar etkisi altına almak zorunda? Bir şeylere gerçekten de mecbur muyuz? Kitabın kapağındaki adamın o kaçınılmaz görevini yapması gerçekten de onun için kaçınılmaz bir yükümlülük mü?
Kabul edelim veya etmeyelim, hayatlarımızın şu anki işleyişine karar veren bazı kurumlar, adamlar, eserler ve yasalar var. Evraksız adım bile atamadığımız şu dünyada hayatımıza karar veren çeşitli daktilolar, bilgisayarlar ve kanunlar sayesinde yaşayabiliyoruz. Çünkü bizi buna mecbur hale getirdiler. İşin ironik yönü ise, bu sistemi oluşturanın da sistemi isteyenin de yine ta kendimiz olması... Sistemin işlemesi için paralarımızı döken biziz, vergilerimizi hiç şikayet etmeden veren biziz, vatani görevlerimiz uğruna ezilen, hayatları biten, ardında onlarca insan bırakanlar tam olarak da biziz işte. Bunun için de o hayatlarımız için karar veren daktilolarda kafamıza kafamıza vurulmasını çok iyi hak ediyoruz!
Neden savaşmayı bu kadar çekici buluyoruz? Etrafımızda, önümüzde, arkamızda, sağımızda ve solumuzda -yani kısacası her tarafımızda- sayısızca nimet ve sonsuzca güzellik, mutluluk, üzülmeye mecbur olmadığımız şu her şey var iken neden kan dökmeyi ve savaşmayı, para ve rütbe uğruna birbirimizi kırmayı yeğliyoruz? Milletlerin yıllardır cevap aradığı sevginin ve manevi dünyanın gücünün savaş ve diğer her türlü iğrenç şeye karşı savaşında sorduğu sorularda insanların bu güzelliklere karşı gerçekten de fazlasıyla kör olması yatıyor olabilir mi? İnsan yalnız yüreğiyle gerçekten görebiliyorsa neden gözlerimizi zevklendirmek uğruna savaş ve bunun türevleri olan şiddet
" Yanımda ağzını açmadan yürüyen, karşımda ses çıkarmadan çalışan bu adamdan, ne öğrendiğimi iyice bilmediğim halde, bana senelerce ders veren birinden öğrenebileceğimden çok daha fazla şeyler öğrendiğime emindim."