Eski

Eski
𝙖𝙢𝙤𝙧 𝙛𝙖𝙩𝙞 eskiden 𝐇𝐞𝐲𝐡𝐚𝐭! 𝐎 𝐛𝐢𝐫 𝐢𝐧𝐜𝐞 𝐫𝐮𝐡, 𝐛𝐞𝐧𝐬𝐞 𝐞𝐭𝐭𝐞𝐧 𝐛𝐢𝐫 𝐤𝐚𝐥ı𝐩..
DEĞERİ BİLİNMEYEN BİR REŞAT NURİ GÜNTEKİN ESERİ
9/10
·194 syf.··
Beğendi
·
2025 19. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2025 11:26
Asıl düşman kim? Uzun zamandır sayfa sayısına bakmadan akıp giden bir kitap okumamıştım ama Reşat Nuri Güntekin ve Bir Kadın Düşmanı kitabı bunu yapmayı başardı. Daha önce adını dahi duymadığım bu kitap hak ettiği değeri görmediği için gerçekten üzgünüm. Konu özgün, işleniş güzel, kahramanlar az ve anlaşılır. Açıkçası bu eseri öveceğim çok şey var fakat eklemeden geçemeyeceğim çok şaşırdığım bir şey de var: Şimdiye kadar bu eser nasıl olur da sadece kitap olarak kalır. İlk baktığım şey filmi olup olmadığı oldu fakat ben bulamadım, şayet varsa izlemeyi çok isterim. SPOİLER* Eserimiz 27 yaşında olup büyüdükçe güzelliğini kaybetmekten korktuğu için herkese hâlâ 22 yaşında olduğunu söyleyen Sâra'ya odaklanıyor. Ahh biz kadınlar ne müthiş varlıklarız. Sâra paşa kızıdır ve oldukça güzeldir. Etrafındaki herkesin ilgi odağıdır. İstanbul'da eğlenceli bir hayatı vardır fakat bir gün köye kuzeninin düğününe gitmesi gerekir. Burada da tüm bakışlar üstündedir sadece Homongolos yani 30-35 yaşlarında olan Ziya bey onunla ilgilenmez ve tabi ki bu yüzden Sâra'nın dikkatini çeker. Peki kim bu Homongolos? Kitabın başında nefret edeceğiniz fakat kitabın sonunda kalbi kırılmış bir çocuk olduğunu anladığınızda çok seveceğiniz baş karakterimiz yani kahramanımız olan Bir Kadın Düşmanı. Homongolos iyi bir yüzücüdür, bir motosiklet grubu vardır. Çevresince kadın düşmanı, her şeyle dalga geçen ve çirkin bir adam olarak bilinir. Kahramanımız da kendisini çirkin bulur, bu yüzden hayatı boyunca hiçbir kadına yaklaşmamıştır, hak etmediğini düşünür. Yalnız olur mu öyle şey arkadaş? Kime göre neye göre çirkin? Bazen ne güzeller görüyoruz birkaç şeyden sonra ne kadar çirkin olduğunu anlıyoruz. Bir de kendisine göre çirkin olup bize göre ise muhteşem olanları
Edebiyat
Bir Kadın DüşmanıReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Yayınları · 19865,3bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Deniz Kurdu
9/10
·270 syf.··
Beğendi
·
2022 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2022 21:54
• Spoiler! Hepimize bir Ghost lazım! Şöyle bizi ayağa dikecek, konfor alanımızdan çıkaracak ve yaşamın farkına varmamızı sağlayacak bir hayalet gemi.. Bir düşünün 35 yaşındasınız, hayatınız boyunca sorumluluk almanız gerekmedi, tüm hayatınız kitaplar, kitaplar ve kitaplar.. Evet, aslına bakarsanız şu an hayatımızın çoğunu kitaplar kaplıyor ve bunu seviyoruz ya gerçek hayat? Kabul edelim kitap okuma nedenlerini sıralayacak olursak 'gerçeklerden kaçma' maddesi belki de en fazla duyacağımız yanıt olacaktır. Ne diyorduk? Evet, şimdiye dek ekmek elden su gölden şeklinde geçti zaman fakat bir an gözlerinizi açtığınız ve size istediğini yapabilecek en az 20 avcının olduğu bir avcı gemisindesiniz, yaşamayı seviyorsunuz ve hayatta kalmalısınız. Ne olurdu? Sanırım ben bu macerayı yaşamak isterdim en azından öldürülmeyeceğimden emin olsaydım :) Jack London 'ın bir olay örgüsü yaratma şeklini, kitabı yaşatma gücünü seviyorum. Okura yüklenmiyor aksine çok akıcı ve açık bir üslup kullanmayı başarıyor çünkü sosyalizmi benimsiyor ve tüm halka hitap etmeyi amaçlıyor. Kitabı okurken en sevdiğimiz duyguyu yani sizde oluşan mutluluğu fark edebiliyorsunuz, Jack London ile dinlenebiyorsunuz. O denizde artık siz de varsınız, mürettebata dahilsiniz tıpkı kendisi gibi. Yazarı benimseyecek olmanızın bir sebebi de eserlerinin hayatından bağımsız olmayışı. Düzensiz bir hayatı olması ile beraber birçok farklı işte çalışmasına rağmen sürekli kütüphaneye giderek kendisini geliştirmiştir. Hakkında bilinen fakat emin olunmayan bir diğer bilgi ise istenmeyen bir çocuk olduğu. Söylentilere göre babası annesine Jack'i doğurmaması için baskı yapar, annesi intihara teşebbüs eder fakat kurtulur. Çocuk doğar ama annesinin psikolojik sorunları nedeniyle başka birine verilir. Doğumunda yaşananlar tüm hayatını
Roman
Deniz KurduJack London · İlya Yayınevi · 20188,2bin okunma
Bir İdam Mahkumunun Son Günü
9/10
·131 syf.··
Beğendi
·
2021 56. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 07 Ağustos 2021 21:51
• "Bu Cellatlar Çok İyi Yürekli İnsanlar" spoiler! Giyotin, kulağa oldukça ürkütücü geliyor ki öyle de olmalı. Bir dakika aynı isimli bir yarışma programı vardı, bir televizyon programı neden bir ölüm makinesi ile anılmak istendi asla anlamadım tıpkı insanların her gün neden daha fazla ölüm istediğini anlamadığım gibi. Bazı kaynaklar giyotinin Fransız Devrimi ile adını duyurduğunu, bir doktor ve meclis üyesi olan Joseph-Ignace Guillotin tarafından tasarlandığını ve adını buradan aldığını, bazı kaynaklar ise ilk kez Fransa'da değil İngiltere'de kullanıldığını ve sanılanın aksine yaratıcısının Guillotin değil Fransız Cerrahlar Sekreteri Dr. Antoine Louis olduğunu belirtiyor ama kitap ilk seçenek üzerinde duruyor. Komiktir ki giyotin ile idam cezalarının daha "insancıl" infaz edilmesi amaçlanıyor. İdam çok insancıl bu sebeple uygulanması da tabi ki kendisini aşmamalıdır. Kitapta, modern sayılan bu ölüm makinesinin ceza uygulanırken insanlık dışı olayların nasıl sahnelendiği hep birlikte göreceğiz. Not: Dr. Guillotin, aletin ve idam şeklinin kendi soyadıyla anılmasından rahatsız olur ve soyadını değiştirir. Yazarın 1829 yılında yani 27 yaşındayken maruz kaldığı baskılar yüzünden takma ad ile, Paris Greve Meydanı'nda gördüğü ve çok derinden etkilendiği idamın üzerine yazdığı kitabın bir manifesto niteliğindeki önsözünde anlatılan önemli bilgiler üzerinde duralım. Ele alınan ilk konu yazarın kitabı yazma amacıdır. Kitap, şu anki ve gelecekteki bütün suçlular için genel ve kalıcı bir savunma. 'Asıl temyiz mahkemesi olan halkın' önünde insan haklarının savunulmasının ve dile getirilmesinin doruk noktasını temsil eden bir savunma. Bir suçlunun mahkemeye değil giyotin sehpasına, hâkimin önüne değil celladın önüne yerleştirilen ölüm kalım meselesini ele alan bir
Edebiyat
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,3bin okunma
| spoiler!
Puan vermedi·512 syf.··
2021 12. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2021 11:26
• Fransız yazar Emile Zola 'nın 1880 yılında tamamladığı, Dünya Klasikleri arasında olan ve adını eserin kahramanından alan Nana 20 ciltlik Les Rougon-Macquart serisinin dokuzuncu kitabıdır. Paris'in çürüyen toplum yapısını bir kadının hayatı üzerinden anlatan Nana, yazarın daha önce okuduğum Meyhane kitabındaki kadın karakter olan Jevez'in kızıdır. İçerik: Nana, ailesinin de içinde bulunduğu yoksulluk nedeniyle güzelliği ile kazanç sağlamaya çalışan bir kadındır. Henüz 16 yaşındayken anne olur ve 18 yaşında tiyatro adı altında farklı amaçların güdüldüğü bir yerde çalışmaya başlar. (Paris'in kirli yüzünü gösteren bu mekanın ne amaçla kullanıldığının farkındadır herkes.) Nana, bayağılıkların arasında oradan oraya savrulurken birçok kişiye zarar verir ve birçok kişiden de yaralayıcı darbeler alır. Oğlunu bırakıp Rusya'ya giden ve döndüğünde oğlunun öldüğünü öğrenen karakterimiz çiçek hastalığına yakalanıp bir otel odasında ölür. Her ölünün ardından olduğu gibi Paris Nana'yı iyi anmaya başlar fakat asıl hissettikleri ölüm yatağında uyuyan ve güzelliğinden eser kalmayan bu kadına acıma duygusundan öte bir şey değildir. Benim kitap hakkındaki düşüncelerime geçecek olursak: Karakterler kafa karıştırıcı derecede fazla, kitaba anlaşılmayan karmaşık ilişkiler hakim. Emile Zola severim fakat okumasaydım da kaybedeceğim bir şey olmazdı sanırım. Erkek karakterlerin kadınları sürekli aşağılamasına karşı kadın karakterler asla kendini savunmayıp aksine bu erkek karakterlere daha da sokulmakta sevgisi daha da artmakta kitaba göre. Kadın karakterler ne kadar yıprandığının farkında değiller mi yoksa bundan hoşnutlar mı anlamak çok güç ayrıca kadınların bu hayattan kurtulmak için çaba sarf etmeyip aksine yaşamını sürdürmek için ölene kadar bir hatta birçok erkeğe ihtiyaç duyduğunu
Roman
NanaEmile Zola · Akvaryum Yayınları · 20125,5bin okunma
| spoiler!
Puan vermedi·444 syf.··
2021 1. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 02 Ocak 2021 23:09
• Yorgun olduğumu hissettiğim bu dönemde dinlendirici olacağını düşündüğüm fakat bitirmeye çalışırken yorgunluğumun daha da arttığı bir Canan Tan kitabı. Evet, akıcı fakat sıradanlığı aşamayan bir hikaye. Yazar "Piraye ile kıyaslamayın" diyor fakat bu mümkün değil, iki kitap arasındaki benzerlik yazarın tekerrüre düşmesine sebep oluyor. Piraye'yi okurken az da olsa dikkat çekici gelen detaylar bu kitapta yerini bayalığa bırakıyor maalesef. İkisi arasında kalırsanız Piraye'yi okumanızı tavsiye ederim. Üniversitede Nazım'ın şiirleriyle başlayan, başta Aslı'nın duygularında yaşadığı medcezirlerle devam eden bu hikaye Murat'ın ailesinin evliliklerine karşı gelmesiyle çıkmaza girer. Aslı'nın baskıyı asla kabul etmeyen kişiliği bu ilişkiyi bitirmesine neden olur ve tamamen kariyerine odaklanır. Başarılı bir kariyere sahip olmasına karşın özel hayatında geri dönüşü olmayan pişmanlıklar yaşar. Okumasanız da olur gibi. Keyifli okumalar :)
İnsan ve Duygular
Yüreğim Seni Çok SevdiCanan Tan · Doğan Kitap · 201638,6bin okunma