·
Okunma
·
Beğeni
·
23,9bin
Gösterim
Adı:
Nana
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akvaryum Yayınları
533 syf.
·9 günde
İnsanoğlu düzenli bir yaşam sürerse saygı görmekte. Peki, düzensiz bir yaşam sürerse, iffetli dahi olsa da saygıyı hak etmez mi? Erdem dediğimiz olgu, insanın yaşam tarzıyla sınırlı olabilir mi?

Değer yargısı ve düzgün bir hayat sürme inancı, kişiden kişiye farklılık gösteren bir yaşam biçimidir. İnsanoğlunun tek gayesi, melekler kadar saf ve temiz olarak gözünü açtığı bu fani dünyadan, Allah'ın rızasını kazanmış olarak ve yine tertemiz olarak veda etmek değil midir? İnsan bazen hatalı seçimleri yüzünden, istemese de yanlış yollara sapabiliyor. Ne kadar vahim bir durum. Hatalı seçimlerimizin kurbanı olmak ve onları bir ilmek gibi, ölesiye dek boynumuzda taşımak. Biliyor musunuz, aslında hiç birimiz günahsız değiliz! Ama insan olarak, önem verdiğimiz bazı değerlerimiz vardır ki, onlardan biri de " Namus " kavramıdır. Evet, namus öyle iffetli ve öyle erdemli bir terimdir ki, kolay kolay ayaklar altında çiğnenmesine seyirci kalamayacağımız bir hasletimizdir.

Özellikle biz kadınlar için, namus kavramı daha bir önem arz eder. Çünkü, fıtratımızdan gelen bir özelliğe sahibizdir ki, o da " Anne " olabilme kimliğine sahipliğimizdendir. Ne yazık ki biz kadınlar, iffetli olanları tenzih ederim ki, karşı cinsin üzerinde etkili olan, dişiliğimizi kullanarak kendimizle birlikte, karşı cinsi de günaha sürükleyebiliyoruz. En kolayıdır bir kadın için, bedenini satarak, para uğruna kendini güvenceye almak istemesi. Peki ya sonrası? Anlık geçici zevklerden sonra, insan ruhunun üzerinde bıraktığı, tamiri olunamaz hasarların yol açtığı yıkım. Bunları idrak edemez mi, insan?

Ama kadına en büyük kötülüğü, yine bir kadın yapar, değerli okurlar. Sakın şaşırmayın! Ben de bir kadın ve bir anne olarak dile getiriyorum bu varsayımımı. Çünkü, biraz ağır olacak ama öyle arsız ve bencil hemcinslerimiz var ki. " Yuva yıkanın yuvası olmaz! " gibi, çeşit çeşit atasözleri türetilse de, yine de sefahat ve zevkleri uğruna yuva yıkmaktan geri durmazlar. Tabii ki, bir savunma mekanizması olarak zihnimize şu sorular hücum eder. " Erkeklerin hiç mi, suçu yok? Madem ki, o da aldatmasın! " Söyler misiniz, kaç erkek cazibesini kullanan bir kadına dirayet gösterebilir. Elbette ki, namus timsali erkekler de vardır, var olmasına da ama çoğunluğun yanında azınlıkta kalırlar. Çünkü karşı cinsin fıtratı gereği, şehevi arzuları kuvvetlidir ve asıl manevi imtihan o nefsi arzuyu köreltebilmektir.

Ah! Nana, ah! Kuşkusuz insandır, hata yapar. Bir hatadır olmuştur. Kabul ederim etmesine de. Yapılan bu yanlış davranışın, akla mantıklı gelecek hiçbir izahı olmasa da! Hiç mi, doğru yolu bulamaz bir insan! Nedir, doğru yolu bulmasına engel! Nefsi mi, şehevi arzuları mı?

Kentin dış mahallelerin birinde çamaşırcı bir kadın ve ayyaş bir adamdan doğan, bahtsız güzel. Daha on beş yaşındayken, baba dayağından kaçmak bahanesiyle, geçici hevesleri uğruna sığınır erkeklere. Görselde tiyatro da çalışır, hiçbir kabiliyete sahip olamasa da. Ama sahne arkasında hayat kadınıdır, Nana. Nana'nın hayatı inişli, çıkışlıdır. Yeri gelir dayak yer, yeri gelir aranılan, özlenen kadındır. Ama Nana'nın başına ne gelirse gelsin sonuç, hep hüsran, hep hayal kırıklığıdır. Bazen kelimeler yüreğini dağlar, Nana'nın. Çünkü kelimeler cam kırıkları gibi, batar ağzına. Sussa yüreği dağlanır, konuşsa kan ağlar dile dökülen kelimelerden.

Émile Zola'yı ilk defa tanıma şerefine, bu eser vasıtasıyla eriştim. Ve nedendir bilinmez, yazarın kadın olabilme yanılgısına kapıldım. Sanal ortamda araştırdığımda erkek profil fotoğrafını gördüğüm de, hayretten donup kaldığımın resmidir yaşadığım. İlk defa yazarın bir eserini okumama rağmen, kalemine ve anlatım diline hayran kaldım. Ben ki eseri okumakla kalmadım, adeta bütün benliğimde hissettim ve yaşadım. Kişilik analizleri ve yer tasvirleri muhteşem. Hayatımda isimlerini dahi ilk defa duyduğum Variétés Tiyatrosu, Panoramas Pasajı gibi yerleri, gezip görmüş gibi hissettim. Anlayacağınız eser, derin ve kuvvetli bir anlatım diline sahip. Özellikle yazarın Nana isimli karakter üzerinden hayat kadınlarının gizli kalmış yönlerini naif bir dil kullanarak, okuyucunun aklında hiçbir soru işareti bırakmaksızın irdelemesi. Konu itibarıyla biz kadınların genelini ilgilendiren, ince ve hassas bir terazi. Hemcinslerimiz yüzünden adımız çıkmış bir kere. İstediğimiz kadar iffetli olalım, karşı cinse arkadaşça yaklaşalım, karşı cins tarafından kuşkuyla bakılmıyor muyuz? " Acaba, bu kadın bana pas verir mi? " diye, çağrışımlara sebep olmuyor muyuz? Yoksa değerli okurlar bu söylevlerim, bana ait bir paranoyadan mı ibaret. Adını koyamadığım...

Émile Zola Nana üzerinden sorgulamış iğrenç eğilimleri ve nihayetinde getirdiği yıkımı. Saygının olmadığı yerde, sevginin de barınamayacağına dem vurmuş. Her şeyin bir güzelliği olduğunu. Herkes göremese de. Ama anlayana...

Zaten biz kadınlara; tarih boyunca insan neslinin devamını sağlayan tarla, bazen kocası tarafından misafire sunulan bir ikram, uzun yıllar hizmetçi, bazen de eşya gibi alınıp satılan bir köle nazarıyla bakılmadı mı?
Hak ettiğimiz değeri, sadece ve sadece masallarda bulmadık mı?
Aristo insanı tarif ederken, " İnsanlar iki şekilde doğarlar; hizmet edenler ve hizmet edilenler. Hizmet edenler köleler ve kadınlardır. " demedi mi?

Yahudilerin kitabı Tevrat'ta; " Kadın ölümden acıdır. Allah nezdinde iyi kimse kadından kurtulandır. Kadınlar arasında iyi birini bulamadım." diye, yazmıyor mu?

Kadın, İncil'e el süremeyecek kadar murdardır, anlayışı yüzünden İngiltere'de 16.yüzyıla kadar kadınların ne kadar dindar olursa olsunlar, dinlerinin kitabını ellerine alıp okuyamadıklarını biliyor musunuz?

Biz kadınlara hak ettiğimiz değeri bir tek İslâmiyet vermiştir. Kur'an-ı Kerim'de " Kadınlar sizin elbiseniz, örtünüz; siz de onların elbisesi, örtüsüsünüz." der, Alemlerin Rabbi.(Bakara/187)

Ama bazı dilinin haddini bilmezler, haklı mazeretlerine kılıf uydurmak adına, çok eşliliğin gerekçesini İslâm'a bağlarlar. Ve çok iyi bilirler ki, İslâmiyet evvel uygulanan birden fazla sınırsız sayıda kadınla evlenmeyi engellemek maksadıyla, dört kadına indirgediğini. Tabii ki eski uygulamalara dönülmemesi için de, bir takım ceza'i müeyyideler getirmiştir.
" Sahip olduğunuz kadın ile yetinin bu adaletten ayrılmamanız için en uygun olandır. " (Nisa/3) der, Alemlerin Rabbi.

Hakikatler ayan bir şekilde bu kadar ortadayken, ben dört tane kadınla evleneyim, demek ne kadar doğru bir davranıştır. İşte orası tartışılır. Genel yargının aksine bir erkeğin dört kadın ile evlenmesi, Allah'ın bir emri değil, iznidir.

Sizce değerli okurlar neden, bu kadar ayrıntıya gerek gördüm. Gerek gördüm ki, kadın kimliğimizle karşı cinse varlığımızı kanıtlamak durumundayken bile, Nana gibi kadınlar yüzünden, biz daha çok ikinci plana atılır ve hor görülürüz.

Bırakalım bütün iğrençlikler kitaplar ile sınırlı kalsın!
Kadınların süsü ilim, edep ve tahsilidir.
Boş verelim, kişiliğimize zarar veren kötü alışkanlıkları.

Dünyada güzellikler adına, ne varsa arta kalan, siz değerli okurlara gelsin...
512 syf.
·2 günde

Fransız yazar Emile Zola 'nın 1880 yılında tamamladığı, Dünya Klasikleri arasında olan ve adını eserin kahramanından alan Nana 20 ciltlik Les Rougon-Macquart serisinin dokuzuncu kitabıdır. Paris'in çürüyen toplum yapısını bir kadının hayatı üzerinden anlatan Nana, yazarın daha önce okuduğum Meyhane kitabındaki kadın karakter olan Jevez'in kızıdır.

İçerik:
Nana, ailesinin de içinde bulunduğu yoksulluk nedeniyle güzelliği ile kazanç sağlamaya çalışan bir kadındır. Henüz 16 yaşındayken anne olur ve 18 yaşında tiyatro adı altında farklı amaçların güdüldüğü bir yerde çalışmaya başlar. (Paris'in kirli yüzünü gösteren bu mekanın ne amaçla kullanıldığının farkındadır herkes.) Nana, bayağılıkların arasında oradan oraya savrulurken birçok kişiye zarar verir ve birçok kişiden de yaralayıcı darbeler alır.
Oğlunu bırakıp Rusya'ya giden ve döndüğünde oğlunun öldüğünü öğrenen karakterimiz çiçek hastalığına yakalanıp bir otel odasında ölür.
Her ölünün ardından olduğu gibi Paris Nana'yı iyi anmaya başlar fakat asıl hissettikleri ölüm yatağında uyuyan ve güzelliğinden eser kalmayan bu kadına acıma duygusundan öte bir şey değildir.

Benim kitap hakkındaki düşüncelerime geçecek olursak:

Karakterler kafa karıştırıcı derecede fazla, kitaba anlaşılmayan karmaşık ilişkiler hakim.
Emile Zola severim fakat okumasaydım da kaybedeceğim bir şey olmazdı sanırım.
Erkek karakterlerin kadınları sürekli aşağılamasına karşı kadın karakterler asla kendini savunmayıp aksine bu erkek karakterlere daha da sokulmakta sevgisi daha da artmakta kitaba göre. Kadın karakterler ne kadar yıprandığının farkında değiller mi yoksa bundan hoşnutlar mı anlamak çok güç ayrıca kadınların bu hayattan kurtulmak için çaba sarf etmeyip aksine yaşamını sürdürmek için ölene kadar bir hatta birçok erkeğe ihtiyaç duyduğunu çok fazla hissettirmesi de kitabın beni rahatsız eden başka bir yönü.

260. sayfaki şu cümle dikkat çekmekte:"Güvenin olmadığı yerde sevgi de olmazdı!" kitabın hiçbir yerinde herhangi bir sevgi cümlesine rastlamadım kaldı ki varolan ilişkiler güven ve sevgi üzerine kurulu değil zaten.

Kitabın sonlarına doğru yazılan "Olan kadının kendisine oluyor" cümlesi de absürt bir yandan çünkü karşılıklı bir durum söz konusuyken hatalardan sadece kadınların mesul tutulması düşünülemez.

Sonuç olarak okunmasa da olur gibi. Tabii bana göre, tercih sizin.

Keyifli okumalar :)
  • Goriot Baba
    8.1/10 (1.793 Oy)1.614 beğeni7bin okunma11,2bin alıntı48,6bin gösterim
  • Kırmızı ve Siyah
    8.1/10 (1.243 Oy)1.197 beğeni4.923 okunma9,2bin alıntı51bin gösterim
  • Kamelyalı Kadın
    8.4/10 (1.729 Oy)1.469 beğeni5,3bin okunma9,2bin alıntı58,9bin gösterim
  • Dörtlükler
    8.6/10 (3.096 Oy)3.108 beğeni11,1bin okunma33,4bin alıntı62,1bin gösterim
  • Bitmeyen Kavga
    8.6/10 (864 Oy)839 beğeni2.630 okunma3.462 alıntı22,2bin gösterim
  • Üç Silahşör
    8.5/10 (953 Oy)942 beğeni4.132 okunma2.493 alıntı27,5bin gösterim
  • Cezmi
    7.7/10 (478 Oy)450 beğeni2.446 okunma1.376 alıntı16,3bin gösterim
  • Silahlara Veda
    8.1/10 (894 Oy)854 beğeni3.181 okunma2.434 alıntı30bin gösterim
  • Zübük
    9.0/10 (797 Oy)753 beğeni2.738 okunma2.549 alıntı20,7bin gösterim
  • Benim Üniversitelerim
    8.1/10 (1.053 Oy)1.026 beğeni4.457 okunma8,1bin alıntı22,8bin gösterim
512 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Emile Zola'nın yazdığı Rougon-Macquart serisinin 9 no'lu kitabı. Aynı zamanda Zola'nın hem ülkemizde hem de dünyada en tanınmış romanı.

Yazar bu kitabında bizi Antoine Macquart'ın kızı Gervais'ten olma torunu, Nana'nın Paris'teki yaşantısına götürüyor. Nana'nın çok sıkıntılar içinde geçen çocukluğu, ergenliğe geçişi ve ilk genç kızlık yılları, serinin 7 no'lu kitabı olan ''Meyhane''de anlatıldığından dolayı burada yetişkinlik dönemi bizlere aktarılıyor.

Nana'nın Paris'teki en dip ile en üst kademe arasında inişli çıkışlı olarak değişen ilginç ve bir o kadar da dramatik hayat hikayesi bize anlatılıyor. Bu inişler ve çıkışlar arasında tek değişmeyen şey ise Nana'nın her zaman vücudunu kullanmasıdır. Öyle ki en çok izlenen tiyatro oyuncusuyken bile halk, onun oyunculuğu ile değil de, sadece çıplak vücudu ile ilgilenmektedir. Zaten bozulmuş ve iyiden iyiye ahlak çöküntüsü içerisine girmiş olan dönemin Paris'indeki yaşantıda Nana'da hayata ayak uydurur ve vücudunu kullanma işini başarıyla yapar. Adeta bir erkek öğütme makinesine dönüşür ve deyim yerindeyse bir nemfomanyak haline gelir.

Yazar burada her ne kadar Paris'in çöküntü içerisindeki ahlakını eleştirir gibi görünse de özellikle kadın erkek ilişkisi konularında da çok doğru mesajlar vermektedir. Örnek vermek gerekirse karşılıklı olmayan sevgilerde, gerçek sevenin her zaman kaybedeceği ve bu kaybın sadece sevgiliyle sınırlı kalmayacağı , maddi kayıplar, çekilen fiziksel ve ruhsal eziyetlerin yanında en önemli kaybın ise kişilik yitirilmesi olduğunun vurgulanması mesajı gibi. Örnekler sayfalar dolusu çoğaltılabilir ama spoilere gireceğinden dolayı burada yazmanın doğru olmayacağı kanaatindeyim. Zaten bunlardan birkaçını da alıntılar yoluyla paylaşmıştım.

Kitabın baş tarafı özellikle de ilk üçte birlik kısmı, serinin diğer kitaplarında görmediğim düzeyde durağanlığa sahipti. Bu yüzden okurken çok sıkıldım ve bir ara bıkkınlık geldi diyebilirim. Fakat sonrasında ''bir açıldı pir açıldı'' deyimini doğrular şekilde akıcılık ve sürükleyicilik birden bire arttı ve finale kadar da devam etti.

Bir kaç cümle de karakterler ve dramlarla ilgili olarak yazmak istiyorum. Serinin bundan önceki okuduğum kitaplarında da Zola , bize hep dramları yaşatırdı. Bazılarında daha ağır ve kapsamlı, bazılarında ise daha hafif olmak üzere ama mutlaka dramlar vardı ve bunlar, okuyucu üzerinde müthiş bir üzücü etki bırakıyordu. Hatta bazılarında insan ''yeter artık Zola bu kadar da vurulmaz ki '' diye isyan edecek duruma gelebiliyordu. Oysa bu kitabında da dramlar var hem de en ağır dramlar bunlar, ama yazar öyle karakterler çıkarmış ki ortaya, bunlar kötü diye tabir edeceğimiz karakterler olmamasına rağmen, okuyucuya bu kitapta kim ne yaşıyorsa bunu tamamen hak ediyor duygusu veriyor. Kesinlikle üzüntü duyulmuyor. Tabii ki buna Nana da dahil. Sanırım bu kitabın en önemli özelliği budur bence.

Sonuç olarak serinin bir kitabını daha okumuş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Dünya Klasikleri içerisinde önemli bir yere sahip olan bu kitabı ben, büyük beğeniyle okudum ve okunmasını da tavsiye ederim.
283 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Giriş kısmından bitimine kadar ilk ciltte bir çok isme yer verilmiştir. Kitap benim hoşuma gitmedi. Benim okuyacağım tarzda kitaplardan değildi. İlk olarak 1880 yılında yayımlanan Nana o yılları veya o zamanlı olaylara değinilerek ilerlemesi pek hoş değildi sadece bu roman değil, bütün romanlarda hoşuma gitmiyor. Kelimeleri, cümleleri konusu sağlam olan her roman her yaş her zamanda anlaşılır. Ünlü olması değerli bir roman olması herkesin beğenisini kazanacağı anlamına gelmez. Benim anlayışımda kendini anlatan yazarlar bazı olayları romana olduğu gibi işlemesi saçma geliyor. Ayrı milletlerden okur olması isteniyor ise ve dünyaca küresel olmasını sesinin duyulması istiyorlarsa pasif yazar değil, olaylara kök salan yazarlar olması geriyor. Emile Zola bir yaşam ailesini seriler içinde yer vererek ve o an ki yaşam tarzlarını dile getirmeye çalışmış bu konuda başarılı olmuştur. Fakat bu hiç bir teknik gerektirmeden yazıldığını gösterir benim gözümde.

İçeriği ;

Tiyatro oyuncusu olan Nana'nın güzelliği ile bütün çevresindeki evli, bekar, genç peşine takılır güzelliği,teni içinde yanar kavrulurlar, istek arzuları içinde peşinde sürekli koşarlar, evinin zili susmaz.

Ara sıra bazı evlerde toplanır çakır gül gülistanlık sabahlamalar oluncaya değin kahkahalar dedikodular tartışmalar, gırgır komiklikler bitmez. Nana bazen kadınların eleştirisine, bazen erkeklerin kendisine değer vermeyerek bir başkası ile zaman geçirdiği için, dilsiz göz ile eleştirilir, linç edilir.

Not: Diğer cilt okunur mu okunmaz mı bilemiyorum, şuan kararsızım. :)
443 syf.
·Beğendi·7/10 puan
Nana, Emile Zola'nın ütopyacı sosyalist bakış açısıyla romanlaştırdığı eseridir. Emile Zola, Nana'da; kapitalist dünyada herkesin bir şey sattığını, satacak bir şeyi olmayan kadınların bedenlerini, satacak bir şeyi olmayan erkeklerin onurlarını sattığını konu alır.

Parayı ve paranın yol açtığı entrikaları, başka bir deyişle insanın yabancılaşmasını tüm gerçekliğiyle gözler önüne serer. Bu romanda Zola, bir kadının, bir rejimin (II. İmparatorluk Fransa'sı) ve bir toplumun çürüyüşünü resmediyor.
512 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Paris'in soylu görünümünün altındaki çürümüşlüğü, yozluğu ve zaafların her kesimden insanları hangi sınırlara getirebileceğini açık bi söylemle dile getirmiş zola . birçok fransız yazarın dile getirmeye çalıştığı şeyi yapmış aslında. 
443 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Karantina günlerinde daha da sıkılmamı sağladığın için teşekkür ederim sana Emile Zola! Kim fahişeydi, kim dosttu, kim sevgiliydi, kim metresti; kısacası kimin eli kimin cebindeydi belli değildi:( Gerçekçi olacağım derken, adamların sahneye çıkacak Venüs karakterini yani Nana’yı beklerkenki sıkıcılığı tamamiyle gözler önüne serilmiş. Hele o kadınlar o kadınlar yok mu? Onlar nasıl kadınlar ki kocaları açık açık Nana için kapıda kuyruk oluştururken kendileri sadece izlemek ile kaldılar, tamamen meraklarından! Peki ya sen Nana sen yaşadıkların kolay değildi fakat bu şekilde yaşamak da zorunda değildin! Of kısacası ben sevmedim bu kitabı. Klasik severler linçlerinize hazırım, bekliyorum:)
İyi günler...
560 syf.
·6 günde·7/10 puan
İnsan insanın cehennemidir.. Nana, mahalle aralarının çöplüklerinden havalanmış olan bir sinek.. Kendisiyle birlikte çürümelerin, kokuşmaların mayasını da getirip, yalnızca üstlerine konarak o dönemin Paris erkeklerini zehirler.. Nana; hem güzel hem çirkin, hem fahişe hem evlenilecek kadın, hem zengin hem fakir, hem tanrıça hem canavar, hem sinek hem rengarenk kelebek hem cennet hem cehennemdir.. Dönem Paris’inin iğrenç eğilimlerini ve getirdiği yıkımları bir fahişenin hayatından gerçekçi,sade bir anlatımla sunuyor Zola.. 7/10
512 syf.
Emile Zola ile tanıştığım ilk romandır.Açıkçası okurken yaşadığım olaylar mı ,o anki duygusal ruh halim mi bilinmez kitabı okurken ağladım.Ama şuan duygusal değil de objektif teknik açıdan bakarsak benim için vasat.Emile Zola adını çok duyduğumuz bir yazar.En ünlü romanının bu olması çok üzücü.Oysa Germinal'i okumama rağmen daha ilk sayfasından etkilenmiştim.Nana'yı bu kadar ünlü yapan içeriğindeki erotizm midir acaba?Bana kalırsa ders çıkarabileceğiniz bir ana fikir falan da yok.Her şey ahlak yollarından sapmış Nana ile onunla kendi seksüel zevklerini tatmin etmeye çalışan bir grup erkek etrafında gelişiyor.
512 syf.
·7 günde
1870'lerin duvarlarını süsleyen yepyeni bir oyun sahnelenecek ve senle ben bu müzikali görecek ilk insanlardan olacağız.

Herkesin ağzında aynı mırıltı dolanıyor, aklı bu esrarengiz kadını hayal etmeye çalışıyor lakin nafile! Böylesini ne gördüler ne de duydular. O ki gür saçlarını saldığında etraftakileri onun kokusuyla sarhoş eder, o ki mavi gözleri ile hipnotize ederken endamı kafaları allak bullak edecek duruma getirir.

Gişede çırpınan adamları görüyor musun? Onlar sadece onu görmek için birbirlerini ezer gibi koltuk kapmaya çalışıyorlar.

O mu kim? O okur, o tam bir hayat kadını! O paranın kokusunu aldımı adamın son kuruşuna kadar emen zehirli bir esansa sahip olduğu için kendini öldürtebilecek fedailere sahip olan yegane kadınlardandıt.

Seninle rahat koltuklarımızdayız. İlk sahne, ilk görüş ve işte karşında sarhoş babasının yıllarca annesine ve ona eziyetleriyle büyüyen Nana!

Ahlakın kavramını "realist" romancılıkla yazdığı ve bu akımın ilk örnek kitabı ünvanına sahip "Nana" akıcı bir eser.

1800'lerin Fransa'sını kadın karekterinin üzerinden ahlak ifşasını "burjuva kesimine" yaptığı, bu durumun zengini ya da fakirinin değil "insan" olmanın doğasında olduğunu "realist" bir dille sunmuştur.

Kitapta; doyumsuzluk, şehvet, açgözlülük, cimrilik, yoksulluk, hırs, nefret, ego, ahlak(sızlık), güç, para ve abartı olgularını görmeniz Zola'nın topluma "ders" niteliğini taşımıştır.

Hadi okur, rahat koltuğuna yaslan ve sessiz ol! Işıklar sahnedeki "Nana" 'yı gösteriyor. İnan bana kaç tane zengini kölesi yapacak kaç tanesini iflasa sürükleyecek okumadan tahmin bile edemezsin.

#nana #emilezola #işbankasikulturyayinlari

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Nana
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akvaryum Yayınları

Kitabı okuyanlar 2.301 okur

  • Eski

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları