Adı:
Nana
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
472
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kum Saati Yayınları
Émile Zola (1840-1902): Natüralizm akımının en önemli temsilcilerinden biri olan Zola, romancının olayları bir izleyici gibi kaydetmekle yetinmemesi, kişileri ve tutkularını bir dizi deneye tabi tutarken, duygusal ve toplumsal olayları da bir kimyacı gibi ele alması gerektiğini savundu. Zola içinde yaşadığı eski dünyanın yıkıntılarını inceledi, gelecekteki bir dünyanın olgularını saptamaya çalıştı. Bu niyetle yirmi iki yılda yazdığı yirmi romandan oluşan Rougon-Macquartlar dizisi başta olmak üzere çok sayıda büyük eser verdi. İkinci İmparatorluk Dönemi'ni anlatan bu dizinin dokuzuncu kitabı Nana (Paris Yaşamı) kitap olarak ilk kez 1880 yılında yayımlandı. Bu romanda Zola, etrafındaki her yaşama adeta felaketi getiren Nana adındaki bir hayat kadınının eliyle aristokrasinin ve burjuvazinin maskesini düşürür; maskenin altında beliren çürümüşlüğü, ikiyüzlülüğü gerçeklikten bir an bile ödün vermeden, açıkyüreklilikle anlatır. Zola, Nana'da Flaubert'in de söylediği gibi bir Paris miti yaratmış, edebiyata bir hayat kadını arketipi armağan etmiştir.
533 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
İnsanoğlu düzenli bir yaşam sürerse saygı görmekte. Peki, düzensiz bir yaşam sürerse, iffetli dahi olsa da saygıyı hak etmez mi? Erdem dediğimiz olgu, insanın yaşam tarzıyla sınırlı olabilir mi?

Değer yargısı ve düzgün bir hayat sürme inancı, kişiden kişiye farklılık gösteren bir yaşam biçimidir. İnsanoğlunun tek gayesi, melekler kadar saf ve temiz olarak gözünü açtığı bu fani dünyadan, Allah'ın rızasını kazanmış olarak ve yine tertemiz olarak veda etmek değil midir? İnsan bazen hatalı seçimleri yüzünden, istemese de yanlış yollara sapabiliyor. Ne kadar vahim bir durum. Hatalı seçimlerimizin kurbanı olmak ve onları bir ilmek gibi, ölesiye dek boynumuzda taşımak. Biliyor musunuz, aslında hiç birimiz günahsız değiliz! Ama insan olarak, önem verdiğimiz bazı değerlerimiz vardır ki, onlardan biri de " Namus " kavramıdır. Evet, namus öyle iffetli ve öyle erdemli bir terimdir ki, kolay kolay ayaklar altında çiğnenmesine seyirci kalamayacağımız bir hasletimizdir.

Özellikle biz kadınlar için, namus kavramı daha bir önem arz eder. Çünkü, fıtratımızdan gelen bir özelliğe sahibizdir ki, o da " Anne " olabilme kimliğine sahipliğimizdendir. Ne yazık ki biz kadınlar, iffetli olanları tenzih ederim ki, karşı cinsin üzerinde etkili olan, dişiliğimizi kullanarak kendimizle birlikte, karşı cinsi de günaha sürükleyebiliyoruz. En kolayıdır bir kadın için, bedenini satarak, para uğruna kendini güvenceye almak istemesi. Peki ya sonrası? Anlık geçici zevklerden sonra, insan ruhunun üzerinde bıraktığı, tamiri olunamaz hasarların yol açtığı yıkım. Bunları idrak edemez mi, insan?

Ama kadına en büyük kötülüğü, yine bir kadın yapar, değerli okurlar. Sakın şaşırmayın! Ben de bir kadın ve bir anne olarak dile getiriyorum bu varsayımımı. Çünkü, biraz ağır olacak ama öyle arsız ve bencil hemcinslerimiz var ki. " Yuva yıkanın yuvası olmaz! " gibi, çeşit çeşit atasözleri türetilse de, yine de sefahat ve zevkleri uğruna yuva yıkmaktan geri durmazlar. Tabii ki, bir savunma mekanizması olarak zihnimize şu sorular hücum eder. " Erkeklerin hiç mi, suçu yok? Madem ki, o da aldatmasın! " Söyler misiniz, kaç erkek cazibesini kullanan bir kadına dirayet gösterebilir. Elbette ki, namus timsali erkekler de vardır, var olmasına da ama çoğunluğun yanında azınlıkta kalırlar. Çünkü karşı cinsin fıtratı gereği, şehevi arzuları kuvvetlidir ve asıl manevi imtihan o nefsi arzuyu köreltebilmektir.

Ah! Nana, ah! Kuşkusuz insandır, hata yapar. Bir hatadır olmuştur. Kabul ederim etmesine de. Yapılan bu yanlış davranışın, akla mantıklı gelecek hiçbir izahı olmasa da! Hiç mi, doğru yolu bulamaz bir insan! Nedir, doğru yolu bulmasına engel! Nefsi mi, şehevi arzuları mı?

Kentin dış mahallelerin birinde çamaşırcı bir kadın ve ayyaş bir adamdan doğan, bahtsız güzel. Daha on beş yaşındayken, baba dayağından kaçmak bahanesiyle, geçici hevesleri uğruna sığınır erkeklere. Görselde tiyatro da çalışır, hiçbir kabiliyete sahip olamasa da. Ama sahne arkasında hayat kadınıdır, Nana. Nana'nın hayatı inişli, çıkışlıdır. Yeri gelir dayak yer, yeri gelir aranılan, özlenen kadındır. Ama Nana'nın başına ne gelirse gelsin sonuç, hep hüsran, hep hayal kırıklığıdır. Bazen kelimeler yüreğini dağlar, Nana'nın. Çünkü kelimeler cam kırıkları gibi, batar ağzına. Sussa yüreği dağlanır, konuşsa kan ağlar dile dökülen kelimelerden.

Émile Zola'yı ilk defa tanıma şerefine, bu eser vasıtasıyla eriştim. Ve nedendir bilinmez, yazarın kadın olabilme yanılgısına kapıldım. Sanal ortamda araştırdığımda erkek profil fotoğrafını gördüğüm de, hayretten donup kaldığımın resmidir yaşadığım. İlk defa yazarın bir eserini okumama rağmen, kalemine ve anlatım diline hayran kaldım. Ben ki eseri okumakla kalmadım, adeta bütün benliğimde hissettim ve yaşadım. Kişilik analizleri ve yer tasvirleri muhteşem. Hayatımda isimlerini dahi ilk defa duyduğum Variétés Tiyatrosu, Panoramas Pasajı gibi yerleri, gezip görmüş gibi hissettim. Anlayacağınız eser, derin ve kuvvetli bir anlatım diline sahip. Özellikle yazarın Nana isimli karakter üzerinden hayat kadınlarının gizli kalmış yönlerini naif bir dil kullanarak, okuyucunun aklında hiçbir soru işareti bırakmaksızın irdelemesi. Konu itibarıyla biz kadınların genelini ilgilendiren, ince ve hassas bir terazi. Hemcinslerimiz yüzünden adımız çıkmış bir kere. İstediğimiz kadar iffetli olalım, karşı cinse arkadaşça yaklaşalım, karşı cins tarafından kuşkuyla bakılmıyor muyuz? " Acaba, bu kadın bana pas verir mi? " diye, çağrışımlara sebep olmuyor muyuz? Yoksa değerli okurlar bu söylevlerim, bana ait bir paranoyadan mı ibaret. Adını koyamadığım...

Émile Zola Nana üzerinden sorgulamış iğrenç eğilimleri ve nihayetinde getirdiği yıkımı. Saygının olmadığı yerde, sevginin de barınamayacağına dem vurmuş. Her şeyin bir güzelliği olduğunu. Herkes göremese de. Ama anlayana...

Zaten biz kadınlara; tarih boyunca insan neslinin devamını sağlayan tarla, bazen kocası tarafından misafire sunulan bir ikram, uzun yıllar hizmetçi, bazen de eşya gibi alınıp satılan bir köle nazarıyla bakılmadı mı?
Hak ettiğimiz değeri, sadece ve sadece masallarda bulmadık mı?
Aristo insanı tarif ederken, " İnsanlar iki şekilde doğarlar; hizmet edenler ve hizmet edilenler. Hizmet edenler köleler ve kadınlardır. " demedi mi?

Yahudilerin kitabı Tevrat'ta; " Kadın ölümden acıdır. Allah nezdinde iyi kimse kadından kurtulandır. Kadınlar arasında iyi birini bulamadım." diye, yazmıyor mu?

Kadın, İncil'e el süremeyecek kadar murdardır, anlayışı yüzünden İngiltere'de 16.yüzyıla kadar kadınların ne kadar dindar olursa olsunlar, dinlerinin kitabını ellerine alıp okuyamadıklarını biliyor musunuz?

Biz kadınlara hak ettiğimiz değeri bir tek İslâmiyet vermiştir. Kur'an-ı Kerim'de " Kadınlar sizin elbiseniz, örtünüz; siz de onların elbisesi, örtüsüsünüz." der, Alemlerin Rabbi.(Bakara/187)

Ama bazı dilinin haddini bilmezler, haklı mazeretlerine kılıf uydurmak adına, çok eşliliğin gerekçesini İslâm'a bağlarlar. Ve çok iyi bilirler ki, İslâmiyet evvel uygulanan birden fazla sınırsız sayıda kadınla evlenmeyi engellemek maksadıyla, dört kadına indirgediğini. Tabii ki eski uygulamalara dönülmemesi için de, bir takım ceza'i müeyyideler getirmiştir.
" Sahip olduğunuz kadın ile yetinin bu adaletten ayrılmamanız için en uygun olandır. " (Nisa/3) der, Alemlerin Rabbi.

Hakikatler ayan bir şekilde bu kadar ortadayken, ben dört tane kadınla evleneyim, demek ne kadar doğru bir davranıştır. İşte orası tartışılır. Genel yargının aksine bir erkeğin dört kadın ile evlenmesi, Allah'ın bir emri değil, iznidir.

Sizce değerli okurlar neden, bu kadar ayrıntıya gerek gördüm. Gerek gördüm ki, kadın kimliğimizle karşı cinse varlığımızı kanıtlamak durumundayken bile, Nana gibi kadınlar yüzünden, biz daha çok ikinci plana atılır ve hor görülürüz.

Bırakalım bütün iğrençlikler kitaplar ile sınırlı kalsın!
Kadınların süsü ilim, edep ve tahsilidir.
Boş verelim, kişiliğimize zarar veren kötü alışkanlıkları.

Dünyada güzellikler adına, ne varsa arta kalan, siz değerli okurlara gelsin...
512 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Emile Zola'nın yazdığı Rougon-Macquart serisinin 9 no'lu kitabı. Aynı zamanda Zola'nın hem ülkemizde hem de dünyada en tanınmış romanı.

Yazar bu kitabında bizi Antoine Macquart'ın kızı Gervais'ten olma torunu, Nana'nın Paris'teki yaşantısına götürüyor. Nana'nın çok sıkıntılar içinde geçen çocukluğu, ergenliğe geçişi ve ilk genç kızlık yılları, serinin 7 no'lu kitabı olan ''Meyhane''de anlatıldığından dolayı burada yetişkinlik dönemi bizlere aktarılıyor.

Nana'nın Paris'teki en dip ile en üst kademe arasında inişli çıkışlı olarak değişen ilginç ve bir o kadar da dramatik hayat hikayesi bize anlatılıyor. Bu inişler ve çıkışlar arasında tek değişmeyen şey ise Nana'nın her zaman vücudunu kullanmasıdır. Öyle ki en çok izlenen tiyatro oyuncusuyken bile halk, onun oyunculuğu ile değil de, sadece çıplak vücudu ile ilgilenmektedir. Zaten bozulmuş ve iyiden iyiye ahlak çöküntüsü içerisine girmiş olan dönemin Paris'indeki yaşantıda Nana'da hayata ayak uydurur ve vücudunu kullanma işini başarıyla yapar. Adeta bir erkek öğütme makinesine dönüşür ve deyim yerindeyse bir nemfomanyak haline gelir.

Yazar burada her ne kadar Paris'in çöküntü içerisindeki ahlakını eleştirir gibi görünse de özellikle kadın erkek ilişkisi konularında da çok doğru mesajlar vermektedir. Örnek vermek gerekirse karşılıklı olmayan sevgilerde, gerçek sevenin her zaman kaybedeceği ve bu kaybın sadece sevgiliyle sınırlı kalmayacağı , maddi kayıplar, çekilen fiziksel ve ruhsal eziyetlerin yanında en önemli kaybın ise kişilik yitirilmesi olduğunun vurgulanması mesajı gibi. Örnekler sayfalar dolusu çoğaltılabilir ama spoilere gireceğinden dolayı burada yazmanın doğru olmayacağı kanaatindeyim. Zaten bunlardan birkaçını da alıntılar yoluyla paylaşmıştım.

Kitabın baş tarafı özellikle de ilk üçte birlik kısmı, serinin diğer kitaplarında görmediğim düzeyde durağanlığa sahipti. Bu yüzden okurken çok sıkıldım ve bir ara bıkkınlık geldi diyebilirim. Fakat sonrasında ''bir açıldı pir açıldı'' deyimini doğrular şekilde akıcılık ve sürükleyicilik birden bire arttı ve finale kadar da devam etti.

Bir kaç cümle de karakterler ve dramlarla ilgili olarak yazmak istiyorum. Serinin bundan önceki okuduğum kitaplarında da Zola , bize hep dramları yaşatırdı. Bazılarında daha ağır ve kapsamlı, bazılarında ise daha hafif olmak üzere ama mutlaka dramlar vardı ve bunlar, okuyucu üzerinde müthiş bir üzücü etki bırakıyordu. Hatta bazılarında insan ''yeter artık Zola bu kadar da vurulmaz ki '' diye isyan edecek duruma gelebiliyordu. Oysa bu kitabında da dramlar var hem de en ağır dramlar bunlar, ama yazar öyle karakterler çıkarmış ki ortaya, bunlar kötü diye tabir edeceğimiz karakterler olmamasına rağmen, okuyucuya bu kitapta kim ne yaşıyorsa bunu tamamen hak ediyor duygusu veriyor. Kesinlikle üzüntü duyulmuyor. Tabii ki buna Nana da dahil. Sanırım bu kitabın en önemli özelliği budur bence.

Sonuç olarak serinin bir kitabını daha okumuş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Dünya Klasikleri içerisinde önemli bir yere sahip olan bu kitabı ben, büyük beğeniyle okudum ve okunmasını da tavsiye ederim.
  • Goriot Baba
    8.1/10 (684 Oy)611 beğeni2.781 okunma1.373 alıntı17.069 gösterim
  • Kırmızı ve Siyah
    8.0/10 (545 Oy)524 beğeni2.169 okunma1.597 alıntı21.028 gösterim
  • Kamelyalı Kadın
    8.3/10 (529 Oy)460 beğeni1.612 okunma1.071 alıntı14.611 gösterim
  • Dörtlükler
    8.7/10 (1.216 Oy)1.283 beğeni4.152 okunma3.064 alıntı23.342 gösterim
  • Bitmeyen Kavga
    8.6/10 (373 Oy)352 beğeni1.126 okunma492 alıntı10.986 gösterim
  • Üç Silahşör
    8.3/10 (405 Oy)385 beğeni1.960 okunma266 alıntı12.220 gösterim
  • Cezmi
    7.8/10 (228 Oy)187 beğeni1.062 okunma355 alıntı7.781 gösterim
  • Silahlara Veda
    8.0/10 (367 Oy)365 beğeni1.336 okunma375 alıntı13.669 gösterim
  • Zübük
    9.0/10 (348 Oy)346 beğeni1.269 okunma513 alıntı9.873 gösterim
  • Benim Üniversitelerim
    8.2/10 (387 Oy)398 beğeni1.682 okunma1.350 alıntı9.537 gösterim
512 syf.
Emile Zola ile tanıştığım ilk romandır.Açıkçası okurken yaşadığım olaylar mı ,o anki duygusal ruh halim mi bilinmez kitabı okurken ağladım.Ama şuan duygusal değil de objektif teknik açıdan bakarsak benim için vasat.Emile Zola adını çok duyduğumuz bir yazar.En ünlü romanının bu olması çok üzücü.Oysa Germinal'i okumama rağmen daha ilk sayfasından etkilenmiştim.Nana'yı bu kadar ünlü yapan içeriğindeki erotizm midir acaba?Bana kalırsa ders çıkarabileceğiniz bir ana fikir falan da yok.Her şey ahlak yollarından sapmış Nana ile onunla kendi seksüel zevklerini tatmin etmeye çalışan bir grup erkek etrafında gelişiyor.
512 syf.
·14 günde·10/10
Klasiklerin yeri benim için başkadır ki yine etkisi Harika olan bir klasikle vedalaşmanın burukluğunu yaşıyorum.. Okumadan önce sitedeki yorumlara bakınca biraz içim kararmıştı ama neyse ki korktuğum gibi olmadı bunu; Nana ile tanışmadan önce Emile Zola ile ilgili araştırma yapmış olmama bağlıyorum ve tavsiye ediyorum. Bu kitaba alelade yazılmış sapkın bir kadının aşk serüvenleri şeklinde bakarsanız ve o şekilde okursanız elbette sıkılırsınız ama bu kitap o dönemin otoritesine bir tepkidir. Aynı zamanda natüralizm nedir ? Sorusunun cevabıdır. Klasikler günümüz popüler kültür kitapları gibi meşhur olayım ya da para kazanayım kaygısı ile yazılmış yavan kitaplara benzemez. Klasikler edebiyattır ! Her birinin bir hikayesi bir amacı ya da muhteşem bir amaçsızlığı vardır. Bence bunun bilincine vararak araştırarak okursanız o muazzam tadı alırsınız. Nana benim için mükemmel bir deneyimdi Natüralizmi fazlasıyla hissettiğim aşırı doğal bir kitaptı. Ben yine hayran kaldım size de tavsiye ederim :)
512 syf.
·4 günde·5/10
Şunu söyleyebilirim ZOLA nın diğer kitabı germinal de aldığım hazzı bu kitaptan alamadım ilk başladığımda çok hevesliydim ama ne yazık ki beklentimi karşılamadı NANA çok acayip bir kadın okurken karaktere bürünürsün ya işte o olmuyo bu kitapta hissedemiyosun sadece okudum diyebilirim..
512 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Emile Zola'yla oturup bir tiyatro oyunu seyredermişçesine okunan bir romandı bu benim için. Naturalizm akımının öncülerinden olan yazar eserin olay örgüsüne müdahale etmeksizin Fransız toplumunun ahlaki açıdan çöküşünü ve asıl suçun düzeni bu hale getiren toplumun elit kısmı olduğunu baş karakterle vurgulamış. Yer yer sinirlenmekle beraber ara sıra verilen psikanaliz kesitleriyle her karakterin davranışına bir sebep görüp anlayabiliyorsunuz. Neden olayların bu şekilde ilerlediğini kavrıyor fakat öte yandan başka türlü olmasını, iyi sona götürmesini ister istemez bekler hâle geliyorsunuz. Benim için farklı bir deneyim oldu, umuyorum okuyacak olanlar çabucak bitirir, zira kitabı bitirmek için bir bakıma gerekli bir şey :)
533 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Ünlü Fransız yazar Émile Zola'dan okuduğum ikinci kitap Nana oldu. Natüralizm akımının öncülerinden olan yazarı daha önce beğendiğim için devam etmek istedim. Nana direkt düşündüğüm kitaplardan biri olmasa da genel itibariyle beni tatmin etti. Biraz eleştirel bir konusu olan kitabı okumak çok kolay olmadı aslında. Öncelikle kitabın dili sade değil biraz ağır. Betimlemeler fazla ve olay örgüsü çok durağan. Mesela birkaç sayfa boyunca tiyatro binasının özelliklerini okumakla geçiyor vakit. Karakter sayısı biraz fazla ve Fransızca adlara aşina değilseniz birbirine karıştırmanız mümkün. Ancak ben zor kitabı severim, ondan bir şeyler kapmak güzel oluyor. Bir olay olacak ama başlamamakta inat ediyor adeta. Bir at yarışı muhabbeti vardı orada bunaldığımı söylemem lazım. Ne kadar önemli bir yarışsa Gazi Koşusu sıfır kalır. Her neyse klasik edebiyat ilk kez okuyacaksanız bu kitapla başlamanızı önermem. Hatta sıkıntıdan yarım bırakanlar olmuş fazlasıyla. Hikayeden bahsedelim biraz. Nana adında son derece güzel ve çekici bir kadın var elimizde, onun hayatını okuyoruz. Nana aşırı güzel olmasının yanında son derece lükse düşkün, para canlısıi isanları pek önemsemeyen, yer yer bencil ama duygusal biridir. Émile Zola öyle bir karakter yazmış ki anlatmak kolay değil gerçekten. Nana gerçek oyuncu olmadığı halde fiziği sayesinde tiyatrolarda sahne almaktadır. Esas işi fahişeliktir, zengin erkeklerle birlikte olarak paralarını yer. Fakat bu dejenere yaşamının yanında bir annedir aynı zamanda. Nana istediği erkeği seçip, istediğini reddeder ancak bunda bir seçicilik gösterir. Aslında iyi bir insandır fakat aşırı güzel olması onu fahişelik yapmaya itmiştir biraz. Okurken hem seveceğiniz, hem de nefret edeceğiniz biri. Nana'nın yaptıklarını okurken ahlak ve namus kavramlarına eleştirel bir bakış görüyoruz. Her gün başka erkekle yatan bir kadın ne kadar ahlaklıdır ya da çocuğunu iyi yetiştirmek için zengin adamların parasını yiyen biri ne kadar namusludur bunu görmeye çalışıyoruz yazarla. İnişli çıkışlı bir yaşamı olan Nana kimseyi kötülüğe teşvik etmez ancak erkekler onu elde etmek için suça bulaşmaktadır, çünkü esas sorun para. Kapitalizm fikri ortaya çıkmadan önce yazar bu düşüncenin tohumlarını ekmiş gibi sanki. Biriyle birlikte olmak için karakterden önce varlıklı olmak düşüncesi hakim. Para olunca her şeyi elde etmek belki kolay ya sonrası, bir süre sonra zevk vermeme durumu var. Nana erkeklerden çok para koparır fakat lükse harcamaktan temel ihtiyaçlarını aldığı kişilere hep borçludur. Kitap ortalara kadar biraz sıkıyor ama özellikle son bölümler oldukça güzel ilerliyor. Eserde bir Prusya ve İngiltere eleştirisi mevcut. Bismarck ismi de sıkça geçmekte. Yazar halkın o yıllardaki siyasi görüşünü dile getirmekten kaçınmamış. Sonunu tahmin etmek zor olmasa da, insana verilen değer ve paranın gücünü eleştiren bir eser. Çıktığı dönemde büyük sükse yaptığı anlatılan kitaptan daha iyileri olduğunu düşünmekteyim, yazarın en iyi eseri olmasa gerek. Nana tiyatroya ve sinemaya uyarlanmış olsa da onu tam anlamıyla oynayabilecek kimse yok bana göre. Anlatmakta zorlandım kadını yani yok öyle biri olamaz. Tabi yazarın gördüğü kadınların bir birleşimi Nana. Fiziksel olarak taklit edilebilir ancak kişilik anlamında bambaşka bir yerde bence. Can Yayınları bol bol imla hatası yapmış baskıda, onları düzeltmekten hikayeye konsantre olamadım ayrıca.
512 syf.
·1/10
Emile Zola'nın bir solukta okuduğum Germinal'den sonra hayal kırıklığı yaratan bir romanı Nana.Oysa Nana klasikler arasından Germinal'den daha meşhur.Meşhurluğu herhalde erotizmden kaynaklanıyor.Erotizmi geçtim,150.sayfaya kadar 3 sahne yaşanıyor..50 sayfa bir tiyatro-opera sahnesi,50 sayfa yemek planlaması,50 sayfa yemek..150 sayfaya kadar geçen 150 isim ve herbiri biri romanda arada bir geçen karakterler.Fransanın sosyal yapısının eleştrisi yaptığı söyleniyor..Bence eleştri falan yok.Tamamen bir fahişe kadın ve etrafında onunla yatmaya çalışan 10'larca erkek arasında geçiyor. Eleştri için zıtlıkların bir arada gösterilmesi gerekir.Doğrusu zevk alarak okuduğumu söyleyemem.Germinal ile başlayan Emile Zola hayranlığım Nana ile söndü.
535 syf.
·22 günde·Beğendi·10/10
Kesinlikle okuyun, okuyun, okuyun. Akıcı, sade bir üslûba sahip bir roman. Emile Zola bir toplumun aşırıya kaçan haz düşkünlüğünü ve ahlâki açıdan çöküşünü gözler önüne serer.Nana adlı basit ve yazarın tabiriyle “kuş beyinli” bir kızın sokaklardan tiyatro oyunculuğuna, oyunculuktan da Paris’in en meşhur fahişesi oluşuna uzanan öyküsünü anlatıyor.
512 syf.
·8/10
Emile Zola'nın okuduğum ilk romanıdır. Naturalizm'e nasıl yaklaşmam gerektiğine karar veremediğimden (bu akım bazen abartılmış ruh halleri gibi geliyor bana ve okurken yoruyor) bu kitap beni biraz zorladı. Buna rağmen Zola, tarzına saygı duyduğum bir yazardır ve Nana'nın başarılı bir roman olduğunu düşünüyorum. Okunması ve eleştirilmesi gereken bir kitap.
512 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
bir kadının - bir fahişenin - yaşadığı buhranı şade bir dille anlatmış . Dönemin ahlak sorunları , paranın insanlardaki yeri , erkeklerin onursuz hale gelmeyi kabul etmeleri şaşırdığım noktalardı
512 syf.
·Puan vermedi
Emili Zola'nın bazı kitapları nehir roman özelliği taşır, birbirinin devamı olmasalar da karakterler diğerinde de geçer. Nana'dan önce Meyhane okunmalıdır; çünkü Meyhane'de doğan kız çocuğu Nana'dır. Zola Naturalist, aynı sebeplerin aynı sonuçları doğurduğunu ispatlamak için yazmış bu iki romanı. Diğer yorumlara katılıyorum, Germinal ve Meyhane'ye göre zor okunan, aynı sahnenin uzun uzun ayrıntılı anlatıldığı bir esermiş. Okurken sıkıntı yaşadım. Bir süredir yeni bir baskısı yoktu.
Evet, bir kadına ömür boyu sevgi sözü verildiğinde, ertesi gün ilk önüne gelene sarılınmaz...
Emile Zola
Sayfa 291 - Türkiye İş Bankası
Bu kadar hödük olmasanız, karılarınıza da bizim yanımızdaki kadar nazik davranırdınız; karılarınız da bu kadar ahmak olmasalardı, sizleri yanlarında tutabilmek için bizim sizi tavlamak üzere harcadığımız çabayı harcarlardı...
Emile Zola
Sayfa 216 - Türkiye İş Bankası
Gece yarısına kadar belki on iki erkek, şöminenin önünde toplanıp alçak sesle konuşmuşlardı. Hepsi Nana'nın arkadaşıydı, hepsinin kafasına, 'Çocuk benden mi acaba?' gibilerinden bir düşünce saplanmıştı.
Emile Zola
Sayfa 421 - Yason - 2016

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Nana
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
472
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kum Saati Yayınları
Émile Zola (1840-1902): Natüralizm akımının en önemli temsilcilerinden biri olan Zola, romancının olayları bir izleyici gibi kaydetmekle yetinmemesi, kişileri ve tutkularını bir dizi deneye tabi tutarken, duygusal ve toplumsal olayları da bir kimyacı gibi ele alması gerektiğini savundu. Zola içinde yaşadığı eski dünyanın yıkıntılarını inceledi, gelecekteki bir dünyanın olgularını saptamaya çalıştı. Bu niyetle yirmi iki yılda yazdığı yirmi romandan oluşan Rougon-Macquartlar dizisi başta olmak üzere çok sayıda büyük eser verdi. İkinci İmparatorluk Dönemi'ni anlatan bu dizinin dokuzuncu kitabı Nana (Paris Yaşamı) kitap olarak ilk kez 1880 yılında yayımlandı. Bu romanda Zola, etrafındaki her yaşama adeta felaketi getiren Nana adındaki bir hayat kadınının eliyle aristokrasinin ve burjuvazinin maskesini düşürür; maskenin altında beliren çürümüşlüğü, ikiyüzlülüğü gerçeklikten bir an bile ödün vermeden, açıkyüreklilikle anlatır. Zola, Nana'da Flaubert'in de söylediği gibi bir Paris miti yaratmış, edebiyata bir hayat kadını arketipi armağan etmiştir.

Kitabı okuyanlar 1.085 okur

  • Elif
  • Bilinmeyen

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları