"Sevgili günlük... O gün, bana "Sinemaya gidelim mi?" diye sordu... Kilometrelerce öteden, şehirlerce, denizlerce uzağımdan... Yanımdaki insanlar görmezken beni, o bana imkansız olduğunu bile bile "Sinemaya gidelim mi?" dedi..."
amin,
her evar amin,
qismetė ku tu cari xwe neneqişandibů,
bi qehweya xwezginiyė,
bi cilën bûkaniyê xwe nedabú ber deriyê nesiban,
dė min bike sofiyeka belengaz ev eşqa bi namus.
rojê pênc danî berê min dide qibleya evinė,
tirsek ji mexlúqatan natirse dixe
dil,
dem diyar nîne,
gustilk li cem xişirfiroş e,
fistan nehatiye dirûtin,
lê navan li zarokên min dike,
ev eşqa bi namus.
Raflarda bir hazine vardı. Binlercesi arasında en iyisi, bir milyon arasında en iyi kitap olabilirdi ve Evar o hazinelerden birini okuyabilecekken, zamanını sadece yeterli bir kitabı okuyarak harcamak istemiyordu. Böylece sık sık okumak yerine, yeni bir kitap arayışıyla zamanını boşa harcıyordu.