Talat Sait Halman harika bir çeviri yapmış. Okurken çevirisine ve dil yeteneğine hayran kalmamak elde değil. Bazı soneler tabii ki çok güzel ama özellikle sonlara doğru, bunları çağlar boyu onca yüceltilen Shakespeare'in yazdığına inanmakta zorlandığım oldu.
Çağına göre çokça müstehcen göndermelerin olduğunu ve dahi eşcinsel ilişkiye atıf yapıldığını gözlemledim. Bunlar çağına göre tutunması zor olan ve fakat Shakespeare'in nasıl benimsediğini düşününce günümüze bile umut olan gelişmelerdir. 20. Yüzyılda Oscar Wilde'ın muhteşem eserinde eşcinsellik nüveleri olduğu düşüncesi ile hapse bile girdiğini düşününce hele...
Shakespeare'in sanki yazdıklarının çağlar boyu yaşayacağını bilerek bazı ifadeler kullanması da bana çok ilginç geldi.
Belki Shakespeare üzerine daha çok okumak ve kendisi hakkında bilgi sahibi olmak bu cahil değerlendirmemi bertaraf eder. Fakat ilk okumamda edindiğim ilk izlenimler budur.
SonelerWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202511,2bin okunma
Kendini kaybettiğini mi yoksa bulmaya çıktığını mı kitabın neredeyse tamamı boyunca anlayamadığımız anlatıcı, bizi Amerika'dan Türkiye'ye getirir. Kızarmış palamutun kokusunu özlediğini ve aramaya çıktığını biliriz ilkin. Çocukluğunun geçtiği şehre dönmek istemiştir. Sonra şehirde sudan çıkmış balığa döner, döner, döner... Sonra kendini bulur ya da bulduğunu sanar. Ama adeta zihnimizde bir balık gibi kalır. Onun yerini, zamanını ve düşününü yakalayamayız. Adı da yoktur. Söylemez yani bize adını, belki kendi de bilmez...
Sonunu ummadığımız ya da kitap boyunca umabilecekken ummak istemediğimiz bir şekilde bitirdiği için hemen bu ruh haliyle yazdım. Dolayısıyla romanın kurgusunun bir belirsizlikler yumağı olduğu sanılmasın. Yoksa öyle mi?
Engin Geçtan bir psikiyatrist ve bizi "normal(?)" olmayan bir zihnin anne rahmine dönüş yolculuğunu anlatıyor.
Okunmasını öneririm. Çok severek, yazarın zihin dünyasına ve edebi kimliğine hayran kalarak okudum. Ruhuna rahmetle...