Puan vermedi·392 syf.··
2026 11. kitabı
#okudumbitti The Kitap Yayınları @ruthwarewriter @iremhattat @paragraffkafasi @sukriyealtntas #mükemmelçift 389 sayfa Evet dostlarım bugün sizlere harika bir polisiye gerilim kitabı tavsiyesi ile geldim The Kitap Yayınları ndan çıkan polisiye gerilim kitaplarını severek okuyorum ve bu kitaplar tam da bana göre. Gelelim kitabımıza, Lyla bir bilim insanı ( kendini böyle tanımlıyor ) , sevgilisi Nico ise meşhur olmaya çalışan 28 yaşında bir aktör.Lyla Nico çok istediği için teklifi kabul eder.Sadece 2 hafta kalmayı düşünen Lyla yı bekleyen sürprizler vardır.Bir realty şov için 5 çift seçilir ve bu 5 çiftin içinde Nico ile Lyla da var.Bu 5 çift gizlilik antlaşması imzalayarak Endonezyada bir adaya götürülür.Endonezydan gemi ile 20 saat süren bir yolculukla uzak bir adaya götürülürler. Tüm teknolojik aletleri ellerinden alınan yarışmacılar Sadece acil durumlarda ekipteki bir numaradan aranabileceklerdir.Her gün farklı bir yarışma, çiftlerin birbirleri hakkında neler bildiklerine dair sorular ve verilen cevaplara göre en mükemmel çift seçiliyor. Sonsuzluk adasında kartlar yeniden dağıtılıyor çünkü hiç bir şey aynı kalmayacak, herkesin hayatı bir şekilde alt üst olacak. Sürükleyici bir macera ve gerilim okumak isterseniz işte bu o kitap derim.Yolculuğa hazır mısınız? #reklamdeğiltavsiye #keşfetteyim
Mükemmel ÇiftRuth Ware · The Kitap · 202649 okunma
Başkasının Bakışından Özgürlüğe
Puan vermedi·280 syf.··
2026 79. kitabı
“Ben, benden başkası değilim, bu doğru.” (s. 251) Kitaba başlarken karşıma çıkacak temel meselenin yalnızca ırkçılık olacağını düşünmüştüm. Kitaba dair inceleme yazma kararını verme sebebim ırkçılık ya da özgürlük meselesi olmadı. Bunlar elbette başka metinlerde de karşımıza çıkan, üzerine çokça düşünülen konular. Bu kitapta benim asıl ilgimi çeken yer, benliğin nerede ve nasıl kurulduğu sorusuna etkili bir örnek sunmasıydı. İnsanın kendisini yalnızca kendi içinden değil dışarıdaki gözün, bakışın ve başkalarının onu görme biçimlerinin içinden de kurması… Frantz Fanon'un bu kitabını okurken en çok bu konuya odaklandığımı fark ettim. Kitap ırkçılığın ne olduğuna dair ayrıntılar sunarken insanın başkasının bakışı altında nasıl değiştiğini de nitelikli bir biçimde gösterebiliyor. İnsan kendini yalnızca kendi gözleriyle görebilir mi yoksa başkalarının ona yönelttiği bakışlar da bu noktada belirleyici mi olur? Fanon'un anlatısına bakınca siyah insan dünyaya yalnızca bir insan olarak çıkamıyor. Daha baştan bir bakışla, bir adlandırmayla, bir yükle karşı karşıya kalıyor. Siyah insan sadece dışarıdan gelen bir ayrımcılıkla karşılaşmıyor. Bundan daha fazlası onun yaşadığı. Henüz kendini kuramamışken başkalarının onun hakkında kurduğu bir imgenin içine doğuyor. Önce kendi olup daha sonra yargılanmıyor. Daha kendisini bile tam olarak tanımamışken başkalarının gözünde belirlenmiş bir kimlikle karşı karşıya kalıyor. Fanon bu noktada Georg Wilhelm Friedrich Hegel’e başvuruyor haliyle: “Öz-bilinç kendinde ve kendi-için olmaktır; bunun içindir ki öz-bilinç ya da kendi-bilincinde-olmak, başka bir öz-bilinç için kendinde ve kendisi için olmak demektir aynı zamanda. Bu da öz-bilincin ancak tanınmak ve bilinmekle gerçekleşebileceği anlamına gelir.” (s. 257) İnsan var olmak isterken hem de birileri tarafından
Felsefe
Siyah Deri Beyaz MaskelerFrantz Fanon · Encore Yayınları · 2016690 okunma
Reklam
Puan vermedi·80 syf.··
2026 9. kitabı
! Spoiler içerebilir ! Siz sevdiği kitapları tekrardan okuyanlardan mısınız bilmiyorum ama ben değilim. Ne kadar sevsem de elim bir okuduğuma bir daha kolay kolay gitmiyor benim. Biraz herhangi bir yerde kıpırdayamaz hale gelecek şekilde kök salmamak için biraz da daha okumamış olduğum kitaplardan yayılan bilinmezliğin, farklı bir düşüncenin, cümlenin, karakterin cazibesinden sanıyorum. Başka nedenleri de olabilir. Yalnız birkaç seferdir okuduğum kitapları daha bitirmeden tekrar okumanın hayalini kurarken buluyorum kendimi. Kitaba daha onu bitirip bir kenara atmadan tekrar çekiliyorum. Feniçka da bu duyguyu iliklerime kadar hissettiğim bir kitaptı bir süredir. Çok kısa bir zaman önce okumama rağmen tekrar elime aldım onu. İlk okumamda çok etkilenmiştim. Sürekli bir sonraki sayfanın heyecanı içinde bazı yerleri çok da anlamasam da geçmişim. Bunu çok net fark ettim. Tekrar okuduğumda mekanlar diğer kişiler vs. ye dair şeylere çok daha dikkat etme fırsatım oldu. Salomenin hayatını çok daha iyi bilerek okuyunca içinde kendi hayatına dair daha çok şey gördüm. 8. Sf'da hem yazarına hem karakterine ait ortak özellikler göze çarpıyordu: •Moskovada doğmuştu. (St. Petersburgda doğdu) •Eski bir askeri doktor olan babasıyla (Salomeninki de rus general) birlikte daha küçük yaşlarda İsviçreye gitmiş, burda üniversite öğrenimine başlamıştı. •Babasının ölümünden sonra (17 yaşında kaybetmiş Salome de babasını) bir yığın çaba gerektiren uğraşlarl, ders vererek, her türden çeviriler yaparak azimle eğitimini sürdürmüştü. •Anlaşılan Zürihte (Salomenin okuduğu yer) arkadaş olduğu pek çok erkekle birlikte okuyordu. Bunlar yakalaması kolay benzerliklerdi ama dediğim gibi ben kitap boyunca bunları gördüm. Eğer Salomeyi Nietzsche'nin evlilik teklifini reddeden kadın olarak tanıyorsanız
FeniçkaLou Andreas-Salomé · İş Bankası Kültür Yayınları · 20219,5bin okunma
9/10
·626 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 19:26
Selamm, sonunda sürekli övgülerini duyduğum ve benim de okumak istediğim kitabı bugün bitirdim. Öncelikle Jane ile çok bağ kurduğum için kitabın ortalarında ve sonlarında fikirlerim epey değişti. Jane bence duygularını yönetmekte çok başarılı ve karakter gelişimi çok güzel bir şekilde işlenmişti. Merhametli olduğu konularda ona kızsam da kendimi yerine koyduğumda aynı şeyleri yapacağımı bildiğim için ona hak veriyorum. Kin tutan biri değil ve ona kötü davranan insanlara karşı bile iyilikle yaklaşıyor. Çok olgunca bir davranış ve kesinlikle çok zor, herkesin yapabileceği türden bir şey değil. O yüzden Jane karakteri saygıyı hak ediyor. Kurguya gelirsek, Edward Rochester ile Jane Eyre arasında 20 yaş var ve bu sebeple en başından beri aşkları bana geçmedi. Aynı zamanda Edward kaba, dengesiz ve manipülatif bir insan. Evet, Charlotte Brontë Edward'ı kusurlu bir karakter olarak yazmış fakat bu onu meşrulaştırmaz. Kendisinden 20 yaş küçük, ayrıca kendi evinde çalışan bir kadına aşık olması benim açımdan normal değil. Çünkü Jane 18 yaşında, daha hayatın çok başında ve Edward 38 yaşında, görmüş geçirmiş biri. Yaşları 30-50 tarzı bir şey olsaydı bana bu kadar absürt gelmeyebilirdi ama evine küçük yaşta aldığı bir kıza aşık olmak benim açımdan yanlış bir durum. Jane yolun başında ve hayatında tanıdığı 3. erkek olduğu için aşık olduğunu düşünüyorum. Çünkü eğer hayatında daha fazla erkek tanıyor olsaydı Edward'ı seçeceğini düşünmüyorum. Edward ona dengesiz ve kaba davranıyordu ve bencildi. Sırf evli olduğu için Jane onunla evlenmez diye, evlenmeden önce Jane'e gerçekleri söylemeden evlenmeye kalktı. Jane gitmek istediğinde ona "Beni bırakacaksın mı?" tarzı manipülatif cümleler kurdu ve Jane'i tebrik ediyorum; onca manipülasyona rağmen kanmadı ve gerçekten gitti. Daha sonra bir
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042,2bin okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2026 12. kitabı
Herkese merhaba Kitap, geçmişte yaşadığımız pişmanlıkların, kırgınlıkların ve başarısızlıkların insanın bugünkü hayatını nasıl gölgelediğini anlatıyor. Evet geçmiş değiştirilemez ama ona yüklediğimiz anlamlar değiştirilebilir. Bu nedenle affetmek, kabullenmek ve ders çıkarıp yola devam etmek, mutluluğun temel taşları arasında yer alıyor. Kitap yalnızca geçmişi geride bırakmayı değil, aynı zamanda geleceğe cesaretle yürümeyi de teşvik ediyor. Olaylara istikrarlı ve tutarlı yaklaşmanın büyük değişimler yaratabileceği, olumlu düşüncelerin ise eylemlerle birleştiğinde hayatı değiştireceğinden bahsediyor. Okuyucuya kendi değerini fark etmesi, korkularının esiri olmaması ve yeni başlangıçlara açık olması gerektiği hatırlatılıyor. Açıkcası klasik bir kişisel gelişim kitabı okudum diyebilirim.
Geçmişe Bay Bay Geleceğe Hay HayDilek Cesur · Kronik Kitap · 2025351 okunma
Korkuyu Beklerken
6/10
·202 syf.··
2026 22. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 19:02
Merhabalar bugün sizlere okuma grubumuzda çekilişle çıkan iki kitabın ilk ile geldim. İkincisi Sinan Akyüz'den Fidan Hanım bundan sonra hemen ona başlıyorum. Neyse size hemen bu kitaptan bahsedip kaçıyorum. Bence Korkuyu Beklerken hakkında en ilginç şey, kitabın "korku"yu anlatmaktan çok, beklemeyi anlatmasıdır. İnternette çoğu yorum, kitabın bireyin yalnızlığına, yabancılaşmasına ve toplumla kuramadığı ilişkiye odaklanır. Bunlar doğru tespitlerdir; fakat bana göre Atay'ın asıl başarısı başka bir yerde gizlidir. Kitaptaki karakterler, büyük felaketler yaşamazlar. Onları tüketen şey, olacak sandıkları şeylerdir. İnsan zihni bazen gerçeklerden değil, ihtimallerden yorulur. "Acaba?" diye başlayan düşünceler, yaşanmamış olayları bile yaşanmış kadar ağır hissettirebilir. Bu yüzden kitabın adı sadece bir öykünün değil, modern insanın ruh hâlinin de özeti gibidir. Bir başka dikkat çekici yönü ise Atay'ın okuruna güvenmesidir. Duyguyu açıklamaz, öğretmez, parmağıyla göstermez. Boşluklar bırakır. O boşlukları kendi korkularımızla, kendi yalnızlığımızla doldururuz. Bu nedenle aynı kitabı yirmi yaşında okuyan biriyle kırk yaşında okuyan biri bambaşka satırların altını çizer. Ayrıca kitapta sıkça hissedilen ironi de sadece güldürmek için değildir. Atay'ın mizahı, acıyı hafifleten bir araç değil; tam tersine, acının ne kadar derin olduğunu daha görünür kılan bir aynadır. Gülümsettiği anda bile insanın içinde ince bir sızı bırakır. Belki de kitabın en çarpıcı cümlesi hiç yazılmamıştır: İnsan bazen korktuğu şey yüzünden değil, korkusuyla baş başa kaldığı için yorulur. İşte Korkuyu Beklerken bana bunu düşündüren bir kitaptır. Okudukça hikâyelerin karakterlerinden çok, kendi iç sesimizi duymaya başlarız. Bu yüzden kitap bitse bile, insanın içinde uzun süre devam eder. Modern insanın
Öykü
Korkuyu BeklerkenOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 202233,4bin okunma
Reklam
Reklam