Okuldan verdikleri "Öğrenci Tanıma Formu"nu dolduruyordum.
"Eviniz kaç odalı?" diye soruyordu.
Şöyle yazdım: "İki oda bir de yalnızlık."
Sıradaki soru şuydu:
"Eviniz neyle ısınıyor?"
Cevabım hazırdı: "Sevgiyle."
Bir alttaki soruyu okudum:
"Okula nasıl geliyorsunuz?"
"Hayal kurarak." diye fısıldadım.
Bir alttaki soru: "kendinize ait bir odanız var mı?"
Formda "Evet" ve "Hayır" diye iki seçenek vardı. Ben ikisini de işaretlemedim. Sorunun yanına şunu yazdım: "Benim kendime ait bir dünyam var ve o, bir odaya sığmaz."
Biz kötü çocuklar değiliz be anne. Siz bizi kötü yetiştirmediniz. Ama gücümüz yok. Gücümüz yetmiyor hayatlarımıza. Böyle olmasaydı iyiydi ama oldu. Hayatlarımız sizinki gibi değil. Sizin bir eviniz vardı, bize bir ev yetmiyor. Siz her yere otobüsle, dolmuşla gittiniz; biz arabamız olmadan adım atmıyoruz.
Çocuklar iyi okullarda okusun diye dünyanın parasını akıtıyoruz. Aldıkça alıyoruz anne, aldıkça alıyoruz. Sonra borçtan başımızı kaldıramıyoruz. Bir hafta tatile gitmek için bir yıl çalışıyoruz. Tatilin taksiti bile bir yıl sürüyor. Hayat eziyor bizi anne. Yetişemiyoruz dünyaya. Çıkamıyoruz bu düzeninin içinden.
Toprağınız toprağım, eviniz evim; burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım; vallahi ve billahi.