Gerçek zenginliği ve gerçek fakirliği sadece dünya penceredinden bakan insanlara, İmam ahiret penceresinden baktırmış kitapta. Dünya penceresinden baktığımız zaman, zenginliğin; mal mülk evlat olarak görüyoruz fakirliği ise punlardan noksan olarak. İmam ise gerçek zenginliğin:
Kim, kendi zenginlik sebebine muhtaç olur, ona dayanır ve güvenirse ona zengin denmez. Çünkü o, vasıtalara muhtaç olan birisidir.
Bir kişi ancak, sebepleri yaratan Zât'ın rahmetine, hikmetine, tasarrufuna ve güzel tedbirine vâkıf olduktan sonra O'nunla zenginleşir ve sebeplere dayanma illetinden kurtulursa “zengin” diye vasıflanabilir. Kim, sebeplere güvenip dayanma ve Hakk'ın hükmüyle —O'na boyun eğerek— çekişme hastalığından kurtulursa, onun kalp zenginliği gerçekleşmiş olur.
Kişi, Allah'ın güzel tedbirine vâkıf olup kalbi bununla zenginleştiğinde, sadece bununla tam zengin sayılmaz. Bir de buna, Allah'ın hükmüne boyun eğerek teslim olmanın eklenmesi gerekir. Çünkü Allah'ın hükmüyle çekişip başka hükümlere başvurmak, seçme hakkını kullanmadaki düşüncesizliğe delalet eder ki bu, seçme hakkını kullanan kimsenin seçilen şeye muhtaç olduğunu gösterir. Allah'ın dilemediği bir şeye ihtiyaç hisseden kimseye, Allah'ın tedbirini gözeterek zengin olmuş denemez.
Bundan dolayı diyoruz ki; Allah'ın kulu için olan tedbiri göz önüne alınarak zengin olmak, ancak Allah'ın güzel tedbirine vâkıf olduktan sonra O'nun hükümleriyle çekişmeyip itaat etmekle olur.
Aslında dünyaya ne kadar bel bağlarsak o derecede fakirleşiyoruz. Çünkü bel bağladığımız. Gelip geçici olandır.
Zenginliği bide bu bakıştan aktarıyor:
Şeyhin zenginliği bu derecelere ayırması, zenginliğin bağlı olduğu şey açısından kaynaklanmaktadır. Şeyh şöyle diyor:
"Kalp zenginliğine gelince; kalbin sebeplere itimat etmekten kurtulması, Hakk’ın
Scott Hawkins denen adamın kafa yapısına ve düş gücüne inanılmaz derecede hayranlık duymama rağmen öfkelenmeden de edemiyorum; "Böyle müthiş bir evreni neden 400 sayfaya sığdırırsın ki? Seri halinde ve uzun uzun olsaydı tadından yenmezdi ayrıca evreni daha çok kavrayabilirdik. 12 kütüphanecinin on ikisinin de kataloglarını iyi bir şekilde bilmek, sindirmek, Baba'nın varisini seçerken seçtiği müthiş yolu sonda ayrıntılı bir şekilde öğrenmek hakkımızdı diye düşünüyorum.
Spoiler olmadan kısaca kitaba değinmek istiyorum. Kitabın arkasındaki tanıtım yazısı bence büyük spoiler içeriyordu. Ne olacağı az çok tahmin edilebiliniyordu tabi tamamiyle değil. Son kısmı inanılmaz etkileyiciydi öngörülemezdi bence.
Bu fantastik evrende bir tane kütüphane var bu kütüphaneyi Baba denilen adam yönetiyor bire bir Tanrı da diyebiliriz bu adama. Bu adamın 12 tane kütüphanecisi var. Öğrenci çırak ya da evlat da diyebiliriz. Her birinin kataloğu, uğraştıkları alan farklı hiçbiri diğerinin kataloğu hakkında bilgi edinemez. Bir gün bu Baba ortadan kayboluyor olaylar o şekilde başlıyor. Güç savaşı ortaya çıkan sırlar vs. Derken olay kitabı elden bırakamayacak bir yere evriliyor. Başta olaylar karmaşık gelecektir ama sonda bir çok şey gün yüzüne çıkıyor ve olaylar birbirne bağlanıyor.
Uzun süredir fantastik kitap okumak istiyordum cidden beni tatmin etmeyi başardı.
Annesi ve babası eşkıyalar tarafından öldürülen Yusuf, Kaymakam Salahattin Bey tarafından evlat edinilir ve onun kızı Muazzez ile birlikte büyür. Sessiz, içine kapanık ama dürüst ve cesur bir genç olan Yusuf, zamanla Muazzez’e âşık olur. Ancak kasabanın çıkarcı ve yozlaşmış insanları onların mutluluğunu engeller. Yaşanan olaylar Yusuf’u toplumla ve adaletsizliklerle mücadele etmeye zorlar.
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,6bin okunma
Selime teyze ve Meltem’in hikayesini okuyoruz. Biri anne baba hasretini anlatıyor diğeri dört tane çocuk büyütmüş eşi öldükten sonra kalan yalnızlığını anlatıyor.
.
Kitap su gibi ben bir günde okudum öyle bir edebi dili yok ki olmasın da zaten ,insanın içine oturacak hikayeleri okurken edebi dil aramıyorum ben okurken o kadar yutkundum o kadar üzüldüm ki ama Selime teyzenin iç sesini okurken de kahkaha attım
.
Anne babasızlık Meltem’in hikayesi , evlatların ayrı tek başına yaşayan Selime teyzenin hikayesi… Hangisi daha çok içine dokundu derseniz valla ikisi de … İnsan okurken maalesef hayatın acı gerçekleri ile yüzleşiyor bu kadar da olmaz deme oluyor , Selime teyzenin hikayesini okurken bir anne on evlada bakarmış da on evlat bir olup bir anneye bakamazmış cümlesi geldi aklıma her iki kadının yollarının kesişmesi ve birbirlerine içleri açması ve ondan sonra yaşananlar çok güzeldi ama sonu benim için eksik kaldı Selime teyzenin hikayesini okumak isterdim o bende yarım kaldı mesela
.
Mutlaka okumanız lazım muhteşem bir kitap demeyeceğim ama hayatın içinden okuma yapmak bu türde okumaları da seviyorsanız gönülden tavsiye ediyorum
Geçmişe dönebilseydiniz neyi değiştirirdiniz?
Annesini kaybetmesinin üzerinden 7 sene geçmiş olmasına rağmen hala ilk günkü gibi yas tutan bir kadının hikayesini okuyoruz kitap boyunca.
O kadar fazla pişmanlıkla ve “keşke” ile boğuşuyor ki kendi hayatına yabancılaşmaya başlıyor karakterimiz. “Ya daha iyi bir evlat olsaydım, ya onu o gün yalnız bırakmasaydım, ya hastaneye daha erken gitmiş olsaydık…” gibi bir sürü düşünce dolanıyor kafasında.
Yine böyle düşündüğü günlerden birinde karşısına bir kitabevi çıkıyor ve biraz dolaştıkça anlıyor ki bu kitabevi normal bir kitabevi değil.
İçerisindeki kitapları karıştırmaya başladıkça buradaki her bir kitabın bizzat yaşadığı anılardan oluştuğunu fark ediyor. Başka bir travmasına, başka bir anısına açılan bir kapı adeta her kitap.
Hatta dilerse bu kitaplar aracılığıyla -kalan ömründen eksilmesi şartıyla- geçmişe bile dönebilir.
Peki geleceğini tehlikeye atmak pahasına geçmişe dönmek iyi bir karar mı? Bu, annesini kurtarabilmesi veya bir şeyleri değiştirmesi için ona tanınmış bir fırsat mı?
“Geride kalan” olmayı çok iyi işleyen bir kitap. Özellikle ana karakterin; zaman geçtikçe annesinin sadece bir “anne” olmadığını, daha bir sürü farklı sıfatla yaşadığını, onun da kendi kararları, istekleri, keşkeleri olan bir insan olduğunu fark etmesi beni çok etkiledi.
Bana “Gece Yarısı Kütüphanesi” kitabını hatırlatan, küçük ama önemli detayları incelikle işleyen, bir şekilde içinizi ısıtacak anlamlı bir kitap. Hatıra Kitabevi
Nedir bu Hamnet, neden bu kadar tutuldu diye düşünürdüm. Kitap bitti ve şuan ellerimin arasından bırakmak istemiyorum.
Acıklı hikayeler hep şahsımı çok etkilemiştir ve uzak durmuşumdur. Karakterlerin çektiği acılar sayfa sayfa benim içime işler ve uzun süre kurtulamam bu etkiden.
Duygusal olarak bu kitabın yoğunluğu, hislerin kaleme alınış biçimi o kadar etkileyiciki okurken akıp giden bir nehir misali sizi sürüklüyor. Bir evin ve evliliğin yürütülürken kurulması gereken dengenin, yetiştirilen çocuklarla birlikte kurulan bağın, yaşarken yaşanamayan hislerin sayfa sayfa ilmek ilmek işlendiği bir eser.
Keyifli okumalar diliyorum.