Ona karşı hissettiğim şeyin gerçek bir sevgi olmadığını söyledi. Eğer onun ihtiyaçlarını anlamıyorsam onu nasıl sevebilirdim ki? Hayatının bu kadar ayrılmaz bir parçası haline gelen mesleğine karşı nasıl tavır alabilirdim.
“Saray yıkılır diye mi içlenirsin bu kadar? Bak evlat, Türklerin tarihi çoook uzundur. Acı, tatlı, savaşlı, barış, coşkulu, durgun, upuzuuun bir tarih.
Ta Orta Asya’dan bu zamana Türkler çok badireler atlatmıştır. Ama her seferinde bir Türk askeri çıkmış, atalarının kaldığı yerden yeniden başlamış. Bak, bu günlere geldik çok şükür. Yıkılmadık, yok olmadık demek ki, buradayız.”
“Akşam saat yediye doğru yarı yarıya suya batmış olan Nautilus bir süt denizinin ortasında ilerlemeye başladı.
Okyanus göz alabildiğine süt kesmiş gibi görünüyordu. Bu görünümün sebebi ay ışınları mıydı? Hayır. Zira henüz iki günlük olan ay hâlå ufuk çizgisinin altında güneş ışınlarının içinde görünmüyordu. Bütün gökyüzü her ne kadar güneş ışınlarıyla aydınlanmışsa da, suların beyazlığı yüzünden kapkara görünüyordu.
Conseil gözlerine inanamıyor, bana bu tuhaf fenomenin nedenlerini sorup duruyordu. Neyse ki ona cevap verebilecek durumdaydım.
"Buna süt denizi denir," dedim. "Amboina kıyılarında ve bu civarlarda sık sık görülen uçsuz bucaksız bembeyaz dalgalardır bunlar."
- Fakat, diye sordu Conseil, beyefendi böyle bir sonuca neyin sebep olduğunu bana anlatabilirler mi? Sonuçta suların süte dönüştüğünü sanmıyorum!
- Hayır dönmedi, evlat. Seni hayrete düşüren bu beyazlığın tek sebebi, küçük ışıklı solucanlara benzeyen sayısız haşlamlının varlığıdır. Bunlar jelatinimsi yapıda, renksiz, bir saç teli kalınlığında, uzunlukları bir milimetrenin beşte birini geçmeyen hayvancılardır. Ve bu hayvancıkların bazıları fersahlar boyunca birbirine yapışıp kalır.
- Fersahlarca! diye haykırdı Conseil.
- Evet, evlat. Sakın bu haşlamııların sayısını hesaplamaya kalkma! Bunu asla başaramazsın. Zira eğer yanılmıyorsam, kimi denizcilerin bu tür süt denizlerinde kırk milden fazla yol katetmişlikleri vardır. Conseilin verdiğim tavsiyeyi dikkate alıp almadığımı bilmiyorum. Fakat derin düşüncelere dalmış görünüyordu.
Şüphesiz kırk milkarenin içinde milimetrenin beşte birinden kaç adet olabileceğini tahmin etmeye çalışıyordu. Bense fenomeni gözlemlemeye devam ettim. Uzun saatler boyunca Nautilus mahmuzuyla bu beyazımsı dalgaları yardı. Gemi bu sabunlu sularda, adeta körfezlerdeki akıntıların ve
Sayfa 257 - Türkiye İş Bankası-Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
“Şuna baştan başlayalım. Siktiğimin gerçeğiyle.” Beni arkasından çıkarıp yanına çekti. “O bir fahişe.”
Kelimeyle birlikte sarsıldım.
O kelimeden nefret ettim.
O kelime üzücü ve kırık dökük şeyleri çağrıştırıyordu. Oysa ben öyle değildim. Ben bir evlat, bir öğrenci, bir dosttum. Akıllıydım. Bir zamanlar güzeldim.
Bir değerim vardı.
"Bütün dinlere göre, en büyük acı nedir biliyor musunuz?"
"Cehennem azabı?" diye tahmin yürüttü Stan fazla düşünmeden.
"Evlat acısı," dedi Bahri Benan gözlerini ona dikerek. "İnsanın yaşayabileceği en katlanılmaz, en korkunç duygu."