"Çok sevgili babacığım!
Bana son günlerde bir ara, senden korktuğum gibi bir savı hangi nedenle ileri sürdüğümü sormuştun. Her zamanki gibi bir yanıt bulup verememiş, bu da işte biraz yine senden korkmamdan, biraz senden korkmamın nedeninin pek çok ayrıntıyı içermesinden, dolayısıyla bunları yarı buçuk da olsa sözle belirtemeyeceğimden kaynaklanmıştı.
Şimdi sana yazıyla yanıt vermeye kalkıyorsam, bu yanıtta da yine pek çok boşluk kalacak, çünkü söz konusu nedeni kaleme alırken, senden duyduğum korku ve bunun yol açacağı sonuçlar sana karşı özgür davranmaktan beni alıkoyacak, konunun büyüklüğü belleğimle zeka gücümü enikonu aşacaktır." Evet, böyle diyordu Kafkam kalemiyle bilinçaltını oyarken. Bu eserini diğerlerinden daha özel kılan nedir? diye kendi kendimi sorguladığımda, Kafka'nın ödipal sorunlarını yazdığını ve bunu hemen hemen tüm metinlerde görebiliyor oluşum derim. Ve şunu da mutlaka eklerim. Bu mektuptaki gibi asla değil!
Sahibine ulaşması bir yana mektubu yazdıktan sonra babasına duyduğu müthiş korkudan mektubu bir daha eline alamadığını dahi düşünürüm örneğin. Ama yine de Kafka'nın babasına karşı yaşamında yaptığı en büyük saldırıdır bu eser. Çünkü Kafka daha önce babasına hayranlık ve nefret ikileminde bir çözüm yolu aramamış, çözüm yolu aramaya bile cesaret edememiştir. Bu cesaretsizliği yaşamının her alanına yansımış ve silik biri olacağına olan inancıyla yazmak eylemi de dahil hiçbir işin sonunu getirememiştir. Olsun...(Max Brod'a selam olsun.) Her şeye rağmen
aile içi sıkıntılarını çağın sıkıntılarıyla birlikte yaşama talihsizliği yaşayan pek çok çağdaşı ile birlikte(kendisine en çok benzeyen Albert Camus'dür)modern edebiyatın temellerini atmayı başarmıştır. Ayrıca bu eser, Sophokles'den ( Antik Yunan'ın Eshilos ve Evripides ile beraber üçüncü büyük