10/10
·80 syf.·
2025 11. kitabı
Eseelamu aleyküm ve rahmetullah; Yazar, modern dünyanın karmaşasında kaybolan bireyin içsel dünyasını açığa çıkararak, okuyucuya farklı bir bakış açısı sunuyor. Kitap, bir yandan bireysel bir yolculuk, diğer yandan toplumsal yapıyı sorgulayan bir metin olarak öne çıkıyor. Her sayfasında insanın varlık mücadelesine dair derin izler bırakıyor.. Dünya yolculuğunda misafiriz. Misafir kendine yakışanı yapar ve misafir olduğu yere yerleşme niyetini aklından çıkarır misafirhaneye yeni eşyalar almayı orada yaşamanın hayalini kurmaz. Döneceği yere götürebileceği kadar yüklenir işine yaramayan şeyleri sırtına yük eylemez. Arkasından güzel konuşturur ve kendisine yakışanı yapar. Allah'a anlatacak güzel hikâyeler biriktirir. Bin tane günaha batmış olsa bile ne günahın arsızı olup yaptığına kılıf uydurur ne de günah işlediğinde kendisine düşman olup tevbe etmeyi ihmal eder. Havf ve Reca arasında olmaya gayret eder ve samimi tevbe edip, Rabbi ile arasını düzeltir. Ne yaşarsak yaşayalım biz her daim son anımıza kadar Müslümanca yaşamanın haysiyetine talip olacağız. Muhit Kitap'tan çıkan bu eşsiz kitap 16 deneme'den oluşmaktadır. Her bölüm bende başka etki bıraktı. Bir yolcu olduğumuz bu dünyada Müslümanca nasıl yaşanır, Müslüman nasıl davranmalıdır, yaşadıkları karşısında tavrı ne olmalıdır onu anlatıyor. Bunları anlatırken hem tebessüm ettiriyor hemde çocukluğumuza doğru anılarda yolculuk yapmamıza vesile oluyor. Kısacası yazar, İbrahim Tenekeci'nin de dediği gibi "bizi daha iyi bir insan olmaya davet ediyor. Böyle bir davete icabet etmek gerekmez mi?" Ömer Faruk Dönmez'in Ab-ı Hayat kitaplarından sonra okuduğum en güzel kitaplardan biriydi. Severek tavsiye ediyorum, yazarın kalemine ve yüreğine sağlık. Kapak fotoğrafı ise anlatılmaz güzellikte sevgili Dursun Çiçek'e
1000Kitap
Herkes Gittikten SonraMüslim Coşkun · Muhit Kitap · 202420 okunma
Puan vermedi
Hayati İnanç hocamızın divan edebiyatına giriş ve divan edebiyatını sevdirme eseri bana göre. Divan edebiyatı dilinin ağırlığı sebebiyle "okusan bile anlamazsın" şeklinde zihnimizde yer ediyor hep. Bir bakıma doğru da farsça ve arapça kelimeler anlaşılmayı zorlaştırıyor. Halbuki birkaç mısrayla nice hikmetler anlatılmış dedim okurken. Hele bu mısralar yer yer yazarımızın anılarıyla bütünleşip başlıklar altında toplanınca güzel bir eser çıkmış ortaya. Birkaç güzel alıntı ile incelememi sonlandırmak istiyorum. "Her ki yek câ heme câ Her ki heme câ hîç câ" (Yani, bir yerde olan her yere kavuşur; her yerde olan bir yer bulamaz.) (sf 79) "Subha dek hiç kimsenin şem'in fürûzân eylemez Bî-vefâ dünyâ eğer ben bildiğim dünyâ ise" (Bu vefasız dünya eğer benim bildiğim dünya ise -tabiî odur- kimseyi ilânihâye sevindirmez. Mumu sabaha kadar yanmaz kimsenin.) (sf 66) "Bed asla necâbet mi verir hiç üniforma Zer-dûz palan ursan eşek yine eşektir" ( Soysuza asalet mi verir giydiği üniforma? Som altından semer vursan eşek yine eşek.) (sf 150)
Can Veren PervanelerHayati İnanç · Babıali Kültür Yayıncılığı · 20213,700 okunma
Reklam
*Dilimiz Kimliğimizdir: Dilimize Sahip Çıkalım!*
10/10
·384 syf.··
2022 3. kitabı
Türk Einstein'ı, bilim âşığı, ilim-irfan adamı, Türkçe öğretim savaşçısı, Dünya'nın en genç profesörü ve daha niceleri... Evet, yazdığım ve daha yazamadığım bu nice sıfatlar Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu'na ait. Sinanoğlu, kitabının girişine çok değerli cümlelerle başlıyor. "Akla ne işle uğraşacağını Gönül öğretir, Gönül gelişmezse Akıl kötülüklerle uğraşır.Onun için düsturumuz Bilim+Gönül'dür (s.3)." Akıl ve gönül birlikteliğinin vurgulandığı bu cümleler, bizleri geçmişte Yunus Emre'nin şu beytine kadar götürür: "Eger ‘akıl başdayısa gönülde ol tuşdayısa/ İkisi bir işdeyise düşman bana kâr eylemez." Bu durum, onun tevhîdî inanışı gereği insanı parçalara ayırmadan asıl mâhiyeti ile akıl ve gönülden oluşan bir varlık olarak ele aldığını gösterir. [1] Sinanoğlu'nun asıl alanı fizik, kimya ve matematik olsa da Türkçeye karşı ayrı bir hassasiyeti vardır. Bu kitabında da üstünde durduğu genel hususlardan birisi de yabancı dilde eğitime karşı olması gelmektedir."Türkiye'ye yapılan en büyük ihanet, yabancı dille eğitimdir (s.315)." Bu cümleden çıkaracağımız sonuç; tabii ki yabancı dil öğrenilmelidir fakat amaç değil araç olmalıdır. Kendi dilini bırakıp başka bir dilde eğitim yapmak; geçmişteki kültürel değerlere de saygısızlıktır. Ben yabancı dille yapılan eğitimin âdeta bir "mankurtlaştırma" olduğunu düşünüyorum.Mankurtlaştırma; bir dış gücün içerideki egemen sınıfla işbirliği yaparak ülkenin eğitim ve kültür politikalarını milletin aleyhine değiştirerek, ulusal kimliğinden uzaklaştırma, kendi toplumuna ve kültürüne yabancılaştırma, bilinçsizleştirme ve sömürüye açık hale getirme, sonra da yardım ediyormuş kanaati yaratarak toplumun zihnini yeniden kurgulayıp sömürgecilerin zihinsel kölesi durumuna getirmek için milleti kendi değerlerine düşman etmeyi anlatan
Bye Bye TürkçeOktay Sinanoğlu · Bilim & Gönül Yayınevi · 20195,7bin okunma
10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2021 60. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 06 Kasım 2021 00:21
Her canlının güzel yaşamaya hakkı vardır. Bu kitabı okumadan önce atlar hakkında hiç bir bilgim yoktu. Beni derinden etkiledi . Lütfen ama lütfen hayvanlara eziyet etmeyi bırakalım. Biz onlara merhamet etmezsek Rabbim de bize merhamet eylemez
Siyah İnciAnna Sewell · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202411,9bin okunma
Puan vermedi·228 syf.··
Beğendi
·
2021 96. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2021 00:43
Asım Bezirci, Nazım Hikmet’in şiirini, şairin gelişiminin farklı süreçlerini görünür kılmak için belli dönemlere ayırır. “1913-1920 Dönemi” şairin ilk şiirlerini kapsar. “Bunlar, Nazım Hikmet’in devrimci dünya görüşüne bağlanmadan önce verdiği ürünlerdir.” Aydın Aydemir’e göre, Nazım’ın ilk şiirleri, “en çok etkilendiği olayların eklentileri ve öyküleri gibidir. (…) Nazım’ın yaşamına sinen, etkileyen bu olaylar, O’nun duyarlılığını daha bir arttırır. İçe dönükleştirir. Bu nedenle ilk şiirlerini hüzün, gizemcilik, ayrılık, ölüm, özlem,(…) yalnızlık, mutsuzluk… duyguları sarar sarmalar…” Aşk konulu şiirler Nazım Hikmet, ilk şiirlerinde aşk konusunu da işler. Bu şiirlerinde kimi zaman bir sevgilinin eksikliği, sevilenin yokluğunun yarattığı yalnızlık, karşılıksız aşkın acısı, kimi zaman da aşksız bir yaşamın yaşanmaya değer olmadığı dile getirilir. Şairin “Yalnız” adlı şiiri, yalnızlık duygusunun etkisiyle yazılmıştır. Sevilen kızın yokluğudur bu yalnızlığın nedeni. Şairin, yalnızlığını, geçmişte yaşanılan güzel günlerin anısıyla gidermeye çalıştığını görürüz. Bu döneminin birçok şiirinde olduğu gibi, genç Nazım’ın, görmüş geçirmiş biri gibi konuşması, bu şiirin bir öykünme şiiri olduğunu gösterir. Yine de bu durumu şairin bir süreci olarak görmek gerekir. “Onlara” adlı şiirde, genç Nazım’ın bir sevgilinin eksikliğini duyumsadığını görürüz. Her genç gibi sevilmek istemektedir. Birbirini seven mutlu çiftleri gördükçe içi sızlar. “Bu güzel kızların neden hiçbiri/ Eylemez bu gönlü teselli ile” dizelerinde, hem karşı cinse duyduğu, hem de içinde bulunduğu duruma bir yakınma duyulur. “Ona” adlı şiirde, genç şairin karşılıksız aşkın acısını yaşadığını görürüz. Gitgide derinleşmektedir bu acı. Yine de çekilmekte olan acıda bir abartı sezilir. Şair, genç yaşına karşın,
İlk ŞiirlerNazım Hikmet Ran · Yapı Kredi Yayınları · 20121,978 okunma
Topluma Ayna Tutan Öyküler, Olağan Hikâye 1. sayı
Puan vermedi·132 syf.·
2019 42. kitabı
TOPLUMA AYNA TUTAN ÖYKÜLER: İÇİMDEKİ SAZLAR BAŞKA SÖZ BAŞKA Fatma Barbarosoğlu’nun son öykü kitabı  İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka Haziran 2019’da Profil Kitap  etiketiyle yayınlandı. Kitap son on yıl içinde farklı zamanlarda yazılmış on iki öyküyü bir araya getiriyor. Türk Kahvesi isimli TV programında Barbarosoğlu: "Genelde yazarlar öykülerini bir kitaplık öykü olunca onları iki kapak arasında sunarlar. Benim için bu böyle değil. Ben frekansları (atmosfer, duygu) birbirini tutan öyküleri bir araya getirdim." Öykülerin frekansları yoğun olarak kadın temasında birleşiyor. Bu tema çerçevesinde Barbarosoğlu kuşaklar arası farklılıkları, iç çatışmaları, sosyal medyanın hayatımıza getirdiklerini, aile içi iletişimi dilin dolambaçlı yollarına girmeden sade bir üslupla hikâye ediyor. Kitabın ilk öyküsü “Bazı Kadınlar Neden Susar?” kendinden büyük, üstelik dilsiz biriyle evlendirilen on beş yaşındaki Dilsiz Gelin’in hikâyesi. Anlatıcı, Dilsiz Gelin'in adını bilmediğini yıllar sonra otobüste karşılaştıkları an fark eder. Çünkü o mahallede bazı kadınlar kocalarıyla anılır. Muhtarın karısı gibi, Dilsiz Gelin gibi. Dilsiz Gelin hiç konuşmaz. Peki suskunluğu kime? Başlık parası karşılığında onu evlendirenlere mi, koca evini zindana çeviren eltilere, kayınlara mı? "Dilsiz Gelin, on bin lira etiketle dut yemiş bülbül gibi susuyordu. Susmanın şikâyetten ağır bir yük olduğunu bana ilk öğreten kişi Dilsiz Gelin idi." der anlatıcı. Dilsiz Gelin'le o dönemin mahallesinde gezer, o döneme tanıklık ederiz.     Suriyeli İzi’nde insanların ikiye ayrıldığını görürüz. İnsan evladı olanlar ve insan evladı olmayanlar. Anlatıcımız çevresindeki insanları Suriyeli Hatice ile tanımaya başlar. Gezi olaylarında tencere çalan Macide Teyze ile aslında ne kadar yakın olduğunu, başörtüsü için omuz
Edebiyat
İçimdeki Sazlar Başka Söz BaşkaFatma Barbarosoğlu ·  Profil Kitap Yayınları · 2019373 okunma
Reklam