Bağımlılık, kendinle kurduğun bağ zayıfladığında ortaya çıkar. Bireysel eylemler (kitap okumak, yürümek) duygusal dayanıklılığını yeniden kurmanı sağlar. Kontrolü geri aldığında yaşam netleşir ve hayatının merkezindeki yeri yeniden hak eden kişiye, yani kendine bırakırsın.
Etrafında ister istemez “terör”, “radikal İslâmcı örgüt”, “90’lar”, “bombalı eylemler” gibi çağrışımlar oluşmuş olan “kendinden zuhûr diyalektiği”, kamuoyu algısında terörle ilişkilendirilse de kavramı bilen dar çevre için daha derin ve kapsamlı bir hikmettir.
Kendinden zuhur diyalektiği, Salih Mirzabeyoğlu’nun eserlerinde, Salih Aleyhisselâm’da tecelli eden “fütuhî hikmet”le birlikte verilir. Muhyiddin-i Arabi’nin Füsus-ul Hikem’inden aldığı misâlle, efendi kölesine “kalk” der; emir efendiden, kalkma fiili köledendir. Allah bir şeyin olmasını diler, ona “Ol” der ve o şey olur; böylece oluşun üçlü yapısı belirir: irâde Allah’tan, emir Allah’tan, oluş keyfiyeti mahlûkun kendindendir. Burada “kendinden” kelimesi yanıltıcı olabilir. Bu “kendi kendine, Allah’tan bağımsız” demek değildir. Tam tersine, “Allah’tan, fakat kulun istidadı ve fiili üzerinden” demektir.Yâni oluş, “O değil; O’ndan” çizgisinin fiil alanındaki karşılığıdır. Yaratılmış varlık, Allah değildir; Allah’tandır. Fiil de kulun mutlak bağımsız yaratışı değildir; ama kulun kendinde olan istidat ve yönelişle zuhûr eden hakikatidir.Bu yüzden oluş, hem kaderdir hem mesuliyettir; hem verili bir sırdır hem insanın kendi fiiliyle içine girdiği bir imtihandır. Mirzabeyoğlu bu hakikati kaderci bir edilgenliğe değil, kulun fiili ve istidadı bahsine bağlar. Bu, ne modern bağımsız özne fikridir ne de insanı tamamen silen cebrî kaderciliktir; kul, Allah’ın irâde ve emri altında kendi istidadının gereğini fiile çıkarır. Mirzabeyoğlu’nun, Muhyiddin-i Arabi Hazretleri’nden iktibasla, “kendinden oluş hikmetini anlayan, nefsinde zuhur eden hayır ve şerrin yine kendinden geldiğini bilir” demesi de buraya bağlıdır.
Bu noktada “ilim malûma tâbidir” düstûru, oluş bahsinin metafizik temelini verir. __“Mâlûm” kelimesi,
İnsanlık için yapılabilecek en büyük hayır, bireylerin kendi potansiyellerini gerçekleştirmelerini sağlamak ve acıyı kalıcı olarak azaltmaktır.
Tek bir insanın insanlık için yapabileceği en etkili eylemler, geçici yardımlardan ziyade sürdürülebilir ve çarpan etkisi olan adımlardır.
İnsanlık İçin En İyi Hayır Nedir?
* Eğitim ve Bilgi Yayma: İnsanlara balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek, cehaleti yok eder.
* Adaleti ve Eşitliği Savunmak: Toplumsal sistemlerin herkes için adil işlemesine katkı sağlamak, zulmü engeller.
* Sürdürülebilir Çözümler Üretmek: Kalıcı temiz su kaynakları, yenilenebilir enerji veya kalıcı barınma çözümleri sunmak.
* Bilimsel ve Teknolojik Gelişme: Hastalıklara çare bulmak veya yaşam kalitesini artıracak buluşlar yapmak milyarlarca insanı etkiler.
Para için kişiliğini satacak bu memlekette bir yığın kişiliksiz kadın ve erkek var. Tiktoklarda sürüngen gibi hareketlerle ünlü olan tipler bile nitekim var. Ben sizin gibilere saygı duymuyorum. Bak eğer gerçekten kişiliğiniz o tür şeyler seviyorsa ve yapıyorsanız beni bağlamaz ama bunu para için yaparsanız kişiliğiniz yok. Para için mesela cinsel sahne oynayacak kadın ve erkeğin vizyonu yoktur. Şayet ben bunları sevsem yine oynamazdım ve sadece sevdiğim kişiyle yapardım. Rastgele değil. O ayrı konu. Ama dizi-film çekilse, video çekilip toplu yayınlansa o kadar insan seni izleyip tatmin olacak. Bedeninle yaptığın o eylemler satılık arazi mi? Onursuz musun? İnsan bedenini para karşılığı satmamalı.
Yaşım daha gençken başıma gelmişti bu olay. Çalıştığım bir yerde bir hanımefendi gelmişti. Konuşmasından ve hareketlerinden etkilenmiştim açıkçası. İnsanlar birbirlerinin hoşuna gidebilirdi uzaktan. Tabi bende sınırlarımı korudum. Yardımcı olurken şunu öğrendim hanımefendi evliydi. Çocukları da vardı. Tüm duygularımı geri çektim o anda. Hoşlanmayı es geçiyorum güzel bakmak bile artık yanlıştı benim için. Yardımcı olurken hayat hikayesini dinleme fırsatım oldu. Eşinden şiddet görüyor ve çocuklarının velayeti için çabalıyordu. Onlar için işe girmiş şehir değiştirmişti. İnsanın kalbine saplanan o yardımcı olma hissiyle yüzleştim. O gün. Garip duygular hissettirdi. Elimden ne gelirdi? Hiç bir şey. Dürüst olmak gerekirse hayat şartlarım yardımcı olmama da müsade etmezdi. Elimden geldiğimce yaptığım iş neticesinde yardımcı olmuştum. Ehil olduğum iş dışında ne yapabilirdim? Ben de en doğrusu olanı yaparak sadece işimi en iyi şekilde yaptım. Ve hanımefendi de işlerini hallederek kurumdan ayrıldı.
Arkasından düşünme fırsatım oldu. Baya derin düşüncelere daldım. Eşi tarafından şiddet gören hanımefendi iki dakikalık konuşmamızda naif biri olduğunu göstermiş asla üzülmeyi hak etmediğine beni ikna etmişti. Evet, bunu bilerek yapmamıştı ama ben çoktan ikna olmuştum. İş arkadaşlarım neden moralimin bozulduğunu söylediğinde ufaktan durumu anlattım. Kim olduğunu anlayamayacakları şekilde. Beni şaşırtan durum "boşver" lafını cevap olarak almamdı.
Konuşan bendim, bana güvenerek anlatmıştı hayatını. Bu yüzden belki de duygusal olarak yakınlık hissettim. Ve dediğim gibi yardımcı olma hissim tetiklendi. Ama güçlü bir şekilde ayakları üzerinde duran o hanımefendiyi de görmüştüm. O yüzdendir ki uzun süre düşüncelerimi kurcalamadı. Saygı duydum ve taktir ettim. Düşüncelerimde yer almasının