Tüm Yalanlar benim için şu ana kadar Mindf*ck serisinin en güçlü kitabı oldu. İlk üç kitap boyunca adım adım örülen olaylar burada yalnızca hikâye açısından değil, duygusal açıdan da ağırlığını hissettirmeye başlıyor.
Öncelikle serinin fiziksel kalitesi yine korunmuş. Baskı kalitesi oldukça iyi ve yazım dili önceki kitaplardaki akıcılığını sürdürüyor. Sade, anlaşılır ve sürükleyici anlatım sayesinde kitap kendini hiç zorlamadan okutuyor.
Ancak bu kitabı benim gözümde öne çıkaran şey teknik tarafı değil, duygusal gücü oldu. Tüm Yalanlar beni durup düşündürdü. Kitabı kapattığımda gerçekten bir süre boşluğa baktım. Hikâye bitmişti ama bıraktığı duygu bitmemişti.
Serinin önceki kitaplarında olduğu gibi burada da mesele yalnızca suç, ceza ya da intikam değil. Fakat bu kitapta yazarın yaptığı şey karakterleri yargılamamak da değil. Tam tersine, birbiriyle çatışan iki farklı ahlaki yaklaşımı karşı karşıya getirerek okuru sorgulamaya zorluyor. Kimin haklı olduğundan çok hangi bedelin ödenmeye değer olduğu sorusunu ortaya koyuyor.
Benim için serinin en güçlü taraflarından biri de bu oldu. Karakterleri yalnızca yaptıkları eylemler üzerinden değerlendirmiyorsunuz; onları o noktaya getiren nedenlerle birlikte düşünmeye başlıyorsunuz. Bu da hikâyeyi basit bir intikam anlatısının ötesine taşıyor.
Kısacası Tüm Yalanlar, yalnızca olayların ilerlediği bir devam kitabı değil; serinin duygusal ve düşünsel ağırlığının en yoğun hissedildiği kitap oldu. Şu ana kadar okuduğum Mindf*ck kitapları arasında beni en çok etkileyen ve en uzun süre düşündüren kitap buydu.
Niteliksiz Adam serisinin ilk cildinde toplumsal organizasyon şeması üzerinden kurulan, statü ve rollerinin dağılımı ile meydana gelmiş, Avusturya-Macaristan entelektüel ve aristokratlarının genel bir tasviri üzerinde durduğunu yazmıştım.Bana göre ilk ciltte Musil motivasyonunu büyük ölçüde karakterleri ve dünyalarını kurmaya ayrılmış gibiydi... #304227508
Kimdirler?
Hangi sınıfa aittirler?
Neyi savunurlar?
Hangi ideolojik pozisyonları temsil ederler?
Birbirleriyle ilişkileri nedir?
İkinci ciltte ise anlatının yönü büyük oranda değişiyor. Kahramanlar ampirik düşünce ile tinsel düşünce arasındaki diyalektik gerilimin oluşturduğu bir aporianın içinde hayat buluyor. Ilk andan itibaren klasik roman kültürü anlamında kurgusal bir düzen ve olay örüntüsü olmayan roman ikinci ciltte de aynı disiplini koruyor. Ancak karakterlerin psikolojik kırılma ve içsel çözülme izleri bu ciltte çok daha fazla hissediliyor. Karakter analizi için ise yeni çatlaklar oluşturuyor. Çatlaklardan sızan fikir yansımaları Musil’in kendinden asla emin olmayan, paradokslarla dolu anlatımı ile birleştiğinde; okuyucusunu her cümlenin altını ince bir titizlikle kazımak zorunda bırakıyor.
Ulrich’in karakterler karşısında düşüncesi gerçekten destrüktif mi, yoksa Musil eski anlamlari çözerek okuyucuyu üçüncü bir düşünme biçimi bulmaya mı davet ediyor?!
Bu haliyle Heidegger sevenleri oldukça tatmin edecek bir okuma ki; onun üst üste binen dogmatik katmanları yıkıcı ve yeniden yapıcı diline bir adım yakın diyebilirim. Bir farkla; Musil soyduğu katmanları çıplak bırakarak yerine yeni bir kavram koymazken sorumluluğu tamamen okuyucuya bırakıyor.
ilk ciltte kurulan ideolojik ve toplumsal maskeler ikinci ciltte incelip şeffaflaşiyor. Karakterlerin ilk ciltte kendini
Robert D. Hare'in Vicdansızlar kitabı, psikopati kavramını yalnızca suç ve şiddet üzerinden değil, insan ilişkileri ve toplum içindeki görünmeyen yönleriyle ele alan etkileyici bir çalışma. Hare, yıllar süren araştırmalarına ve klinik gözlemlerine dayanarak psikopatların her zaman dışarıdan fark edilebilen kişiler olmadığını, çoğu zaman zeki, çekici, başarılı ve toplum içinde uyumlu görünebildiklerini anlatıyor.
Kitabın temel konusu, vicdan duygusunun, empati yeteneğinin ve duygusal bağ kurma kapasitesinin ciddi biçimde eksik olduğu bireylerin nasıl düşündüğü ve davrandığı üzerine kurulu. Hare'ye göre psikopati, sadece öfke veya saldırganlıkla açıklanabilecek bir durum değil. Daha çok yüzeysel çekicilik, sürekli yalan söyleme, manipülasyon, sorumluluk almama, pişmanlık hissetmeme ve insanları kendi amaçları doğrultusunda kullanma gibi özelliklerin bir araya geldiği karmaşık bir kişilik yapısı.
Kitapta en dikkat çekici noktalardan biri, yazarın psikopatların mutlaka suçlu veya katil olmadığını vurgulaması. Hare, bazı psikopatların iş hayatında, sosyal çevrede veya ilişkilerde kendilerini çok başarılı şekilde gizleyebildiklerini söylüyor. Onları tehlikeli yapan şeyin yalnızca yaptıkları eylemler değil, karşılarındaki insanların duygularını anlayıp bunu bir bağ kurmak için değil, kontrol etmek ve çıkar sağlamak için kullanabilmeleri olduğunu anlatıyor.
Kitap boyunca verilen örnekler insan davranışının karanlık tarafını anlamaya yardımcı oluyor. Hare'nin anlatımı, psikopatları basit şekilde kötü insanlar olarak etiketlemekten ziyade, onların nasıl düşündüğünü ve çevrelerindeki insanları nasıl etkilediğini göstermeye çalışıyor. Bu yönüyle kitap sadece psikolojiye değil, insan ilişkilerine dair de önemli gözlemler sunuyor.
Okurken en çok dikkatimi çeken şey,
Romanın merkezinde sekiz yaşındaki Rhoda Penmark var. Dışarıdan bakıldığında kusursuz, uslu ve sevimli bir çocuk gibi görünüyor. Ancak annesi Christine zamanla kızının çevresindeki bazı ölümler ve kazalar arasında rahatsız edici bağlantılar fark etmeye başlıyor. Kitap ilerledikçe okur şu soruyla yüzleşiyor: İnsan doğuştan mı kötüdür, yoksa sonradan mı kötü olur?
Romanın en güçlü tarafı karakterleri. Rhoda ve Christine bana göre olması gerektiği gibi yazılmış karakterlerdi. Özellikle Christine’in yaşadığı korku, şüphe ve çaresizlik romanın psikolojik gerilimini taşıyan temel unsur. Kitap boyunca yalnızca Rhoda’nın ne yapacağını değil, bir annenin çocuğuna dair korkunç bir gerçekle yüzleşme ihtimalini de takip ediyoruz.
Kötülüğün doğuştan geldiği tezi romanın merkezinde yer alsa da William March’ın bu fikri güçlü bir şekilde temellendirebildiğini düşünmüyorum. Buna rağmen kitap ilgisini kaybetmiyor çünkü asıl etkisini tezinden değil, yarattığı huzursuzluk hissinden alıyor. Rhoda’nın sakin ve kusursuz görünen tavırlarıyla işlediği eylemler arasındaki çatışma romanın en rahatsız edici tarafını oluşturuyor.
Kötü Tohum benim için kusursuz bir roman olmadı. Yine de güçlü karakterleri, gerilim duygusunu başarıyla kurması ve dönemine göre cesur sayılabilecek soruları nedeniyle okumaya değer bir eser olarak aklımda kaldı.
Kötü TohumWilliam March · Tersine Kitap · 2026113 okunma
#artemisaşkına
Eve gider gitmez 5 numara başlayacağım!
Her kitapta canım Lana'nın yaşadığı acıları okuduk, ama bu 4 numarada tüm ailenin neler yaşadığını öğrendik. Gerçekten korkunç kelimesinin yetersiz olduğu şeyler...
Aslında bu seri bir #gizemgerilim #polisiye serisinden çok öte. İster sisitemez sadece bir kurgu olarak bakamıyorsunuz. Ne Lana'nın yaptıklarına ne ona yapılanlara ne yozlaşmış memurlara ne koyun sürüsü psikolojisine...
Bazılar canavar doğar ve bazıları da canavara dönüştürülür. Bu cümlenin yanıtı bu seri.
Bu bir katile empati duymak meselesi değil. Lana ile kanka olabilirdik... Kızıl Katil'i çok sevdim
4 numarada sırlar tamamen çözüldü ve en pislik canavar Lana'nın ponçik ellerinde hak ettiğini gördü. Eğer diriltme gücü olsaydı Lana bunu defalarca yapardı...
Ancak en başından beri korktuğumuz şey olmak üzere. Bu, Logan'ın seçme vaktinin geldiğinin acı adımları...
O yüzden hemen son kitaba geçeceğim.
Son derece açıkça ifade edilmiş kanlı eylemler içermektedir. YETİŞKİN İÇERİKLİDİR! Veletlerinizden uzak tutun!
Epope dehşet ve ibretle tavsiye eder!
Kitapta güzel aforizmalar var mı? Evet var (zaten paylaşımda yapacağım)
Ancak böyle iddialı bir kitap ismi koyuyorsanız daha iddialı bir kitap yazmalısınız diye düşünüyorum. Bilmediğimiz yeni bir şey var mı? Yok. Çarpıcı bir bilgi var mı? Yok. Sinan Canan la hoş bir sohbet gibi bir şey yani.(bu açıdan okunursa sıkıntı olmaz)
Biraz teknoloji eleştirelim biraz eğitim sistemini biraz kapitaliz mi (eleştirilerin hepsini haklı bulsam ve katılsam da) sonra? Sonra bu sistemde devam!
Şöyle bir örnek vermek istiyorum;
Ben Sinan Canan'dan sigara şöyle zararlıdır böyle zararlıdır cümlelerini duymak istemiyorum.
Sigara hem sağlığa zararlıdır hem cüzdana zararlıdır hem topluma zararlıdır içen geri zekalıdır. Minvalinde ses getirecek net ve büyük laflar bekliyorum. Yada eylemler fark etmez
(Örneğe takılmayın)