Puan vermedi·104 syf.·
2026 32. kitabı
Çul Han dan okuduğum ikinci kitap oldu. Yer yer çelişkili veya basit düşünülmüş cümleler var. Örneğin bir yerde eylemsizlik hareketsizlik görülürken bir yerde eylemsizliğin eylemi barındırdığı söyleniyor. Bu da yazarın hem kendi görüşlerini hem başka düşünürlere ait görüşlerini belirtmesinden kaynaklanıyor olsa gerek. Yani eylemsizliğe dair kesin görüş ortaya çıkmıyor. Yapay zekânın basit görülmesi basit düşünülmüş yere örnek gösterilebilir. Teknolojinin hızla geliştiği ve öğrenen makinelerin çoğaldığı günümüzde, yapay zekânın duygudan eksik olduğunu söyleyip bunu ihtimal dışı görmek, bana asıl basitlik bu dedirtti. Siborg ve çiplenen beyinler düşünülünce, bu hızla çoğu şeyin imkânsız olmaktan çıktığı söylenebilir. Bir zamanlar çoğu şey imkansız görülürken artık ilerisi düşünülmeye başlandı. Belki birgün ışınlanma da mümkün olacak, belli mi olur!? Makinedeki enerji insandaki ruha tekabül ediyor olabilir, belki ruh da farklı boyutta enerjinin çeşididir... Eserde vurgulanan noktalardan biri de hızlı etkileşim çağında biraz düşünmenin, tefekkür etmenin gerekliliği. Eserde de geçtiği gibi; "Hayatı yalnızca iş ve performans açısından algıladığımız için, eylemsizliği mümkün olduğunca çabuk giderilmesi gereken eksiklik olarak görüyoruz." (S. 9) Her eylemsizlik kötü müdür yerinde eylemsizlik var mıdır tartışılır. Ancak sosyal çevreden ve sosyal medyadan dolayı tüketimin aşırı derecede olduğu göz önüne alınırsa, düşünme ve eylem dengesinin önemi de anlaşılır. Ne sürekli düşünme ne sürekli eylem, ikisini harmanlamak en güzeli bence. Denge bozulduğunda "Bugün, kendimizi gerçekleştirdiğimiz inancıyla, özgür irademizle kendimizi sömürüyoruz." (S.81). Tefekkür kastedilirken içinde görüntü karşısında donup kalma/izleme de yer alıyor, inzivaya çekilip tek kalarak herhangi bir
Tefekkür YaşamıByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 2024363 okunma
“Hız çağında unutulan şey: tefekkür”
10/10
·104 syf.·
2026 24. kitabı
10/10 Tefekkür Yaşamı üzerine konuşalım—bu kitap kısa ama düşündürdüğü alan çok geniş. Byung-Chul Han burada aslında modern insanın en büyük kaybını işaret ediyor: düşünme ve durma yetisini. Ona göre biz artık “yaşayan” değil, sürekli üreten ve tüketen varlıklar haline geldik. Bu yüzden de “tefekkür” yani derin düşünme, içe dönme, anlam arama hali neredeyse yok oluyor. Kitabın temel fikrini şöyle özetleyebiliriz: İnsan sadece eylemle değil, eylemsizlikle de var olur. Ama burada “eylemsizlik” tembellik değil. Han’ın kastettiği şey: * Durabilmek * Sessizlikte kalabilmek * Kendinle baş başa kalabilmek * Bir şeyi hemen tüketmeden, üzerinde düşünebilmek Bugünün dünyasında ise tam tersi var: * Sürekli meşguliyet * Sürekli dikkat dağınıklığı * Sürekli bir şey yapma baskısı Han buna “performans toplumu” diyor. Yani kimse seni zorlamasa bile sen kendini zorluyorsun. ⸻ Kitabın felsefi damarı Han, Hannah Arendt’in “vita activa” (eylem yaşamı) kavramına karşı, “vita contemplativa”yı (tefekkür yaşamı) yeniden hatırlatıyor.
Tefekkür YaşamıByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 2024363 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·622 syf.··
Beğendi
·
2024 12. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2024 22:01
Akıl her zaman ilerletir mi? ​İyi kalpli, düşünceli ve hayal gücü zengin bir aristokrat olan Oblomov, söz konusu işlerini halletmek ve eyleme geçmek olduğunda aşırı isteksizdir. Aklın eylemi bastırdığı bir dünyayı —sadece çok sevdiği sabahlığı ve yatağından oluşan o sığınağı— tercih ederek yaşamdan elini eteğini çeker. ​Onun bu durumundan memnun olmayan ve kendisinin tam zıttı olan arkadaşı Stoltz, onu hayata döndürmeye çalışırken Oblomov, Olga adında bir hanımefendi ile tanışır. Olga, onu o "mezardan" çıkarmaya yeminlidir. Aşk, onu bir süreliğine değişime adım attırır; ama konfor alanından çıkan bir insan için değişime giden yolda kırılma noktası çok yakındır. Peki, Oblomov o mezardan gerçekten çıkarılabilmiş midir? O da siz sevgili okurlara kalsın... ​Akılcılık → Atalet ​Romanın işleyişinde olaylar yavaş ilerler; bu bilinçli bir tercihtir. Çünkü Gonçarov, Oblomov’un zihinsel ritmini romana taşır. Uzun iç monologlar, tekrar eden düşünceler ve ertelenen kararlar, aklın eylemi sürekli geciktirmesini simgeler. ​Burada akıl: ​Hayatı düzenleyen bir araç olmaktan çıkar, ​Hayattan kaçmanın gerekçesine dönüşür. ​Akıl, irade ve eylemle birleşmediğinde insanı güvenli ama boş bir hayata hapseder. ​Oblomov: Bir Eylemsizlik Manifestosu ​İvan Gonçarov’un ölümsüz eseri Oblomov, sadece bir "tembellik" hikayesi değil; ruhun hayata karşı aldığı bir savunma pozisyonudur. Romanın kahramanı İlya İlyiç Oblomov; modern dünyanın bitmek bilmeyen hırslarına, gürültüsüne ve yüzeysel koşturmacasına kendi yatağından, o meşhur sabahlığına sarılarak cevap verir. Onun için yaşamak; dışarıdaki kaosa katılmak değil, kendi içindeki çocukluk cenneti olan Oblomovka'da kalabilmektir. ​“Hayat neye yarar? Hep çalışmak... Ne için? Eğer amaç huzursa, ben zaten huzurluyum.” ​İlk bakışta sayfa
Edebiyat
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,9bin okunma
Boşa Harcanmış Hayatlar ve Gerçekleşmeyen Umutlar
8/10
·90 syf.··
2025 63. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 29 Ekim 2025 03:05
1.0 Giriş: Çehov'un Melankolik Evrenine Bir Bakış Anton Çehov'un "Vanya Dayı" adlı eseri, Rus edebiyatının ve dünya tiyatrosunun temel taşlarından biridir. Çehov, bu eserinde geleneksel dramatik yapıdan uzaklaşarak, olay örgüsünden çok karakterlerin karmaşık iç dünyalarına, psikolojik gerilimlerine ve varoluşsal sancılarına odaklanır. Oyunun gücü, büyük olaylarda değil, karakterlerin gündelik yaşamın boğucu tekdüzeliği içinde yavaş yavaş tükenişini, gerçekleşmeyen umutlarını ve dile getirilemeyen arzularını sergilemesinde yatar. Bu sessiz trajediler, oyunu zaman ve mekândan bağımsız, evrensel bir insanlık durumunun portresine dönüştürür. Bu analizin temel amacı, oyunun merkezindeki beş ana karakterin—Vanya, Astrov, Serebryakov, Yelena ve Sonya—psikolojik portrelerini, metindeki diyaloglara ve sahne talimatlarına dayanarak derinlemesine incelemektir. Her bir karakterin motivasyonları, hayal kırıklıkları, içsel çatışmaları ve birbirleriyle olan dinamik ilişkileri, oyunun melankolik atmosferini ve felsefi alt metnini oluşturan temel unsurlardır. Bu karakterler aracılığıyla Çehov, "boşa harcanmış hayatlar", "hayal kırıklığı", "entelektüel kibrin boşluğu" ve nihayetinde insanın acıya karşı gösterdiği "dayanma gücü" gibi evrensel temaları ustalıkla işler. Analizimiz, bu karakterlerin bireysel trajedilerinin aslında ortak bir insanlık durumunu nasıl yansıttığını ortaya koymayı hedeflemektedir. 2.0 İvan Petroviç Voynitski (Vanya Dayı): Geçmişin Ağırlığı Altında Ezilen Adam Vanya karakterinin analizi, oyunu anlamlandırmak için stratejik bir öneme sahiptir. Oyuna adını veren ve eserin trajik özünü en yoğun şekilde temsil eden figür odur. Vanya'nın yaşadığı derin hayal kırıklığı ve ömür boyu hizmet ettiği değerlerin bir anda anlamsızlaşması, oyunun ana
Edebiyat
Vanya DayıAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201611,4bin okunma
Veba romanının raporu
Puan vermedi·304 syf.··
2025 19. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2025 01:03
ALBERT CAMUS’UN HAYATI Bir insan düşünün; güneşin yakıcı ışıkları altında doğmuş, yoksulluğun sessiz dilini çocuk yaşta öğrenmiş, ömrü boyunca ise hem insanın anlamsızlıkla sınavını hem de adalet arayışını kalemiyle yazgıya dönüştürmüş. Albert Camus, sadece bir yazar değil, aynı zamanda 20. yüzyılın en derin varoluş sorularına içten, sade ama çarpıcı cevaplar vermeye çalışan bir vicdan sesidir. O, yaşamın saçmalığına karşı şiirle, başkaldırıyla ve cesaretle direnmeyi seçen bir yalnızdır. Albert Camus, 7 Kasım 1913 tarihinde, Afrika kıtasının kuzeyinde yer alan Akdeniz'in sıcak rüzgarlarıyla okşanan şehirlerin içinden Cezayir’in Mondovi kasabasında dünyaya gözlerini açtı. Babasının savaşta ölümünden sonra, işitme engelli annesiyle Belcourt’un dar sokaklarında yoksulluğun gölgesinde büyüdü. Hayat, Camus’ya erken yaşta yazgının sert yüzünü göstermişti. Ancak o, yaşamı boyunca yazgıya teslim olmak yerine onunla konuşmayı, onu sorgulamayı seçti. Henüz çocukken karşılaştığı adaletsizlik ve sınıf ayrımı, onun ilerideki düşünsel haritasının temel taşlarını oluşturdu. Albert Camus’un eğitim ve öğretim hayatı, özellikle Camus’a ışık olan öğretmeni Louis Germain’in teşvikiyle yön bulmuş ve ona büyük bir dönüm noktası sağlamıştır. Lise öğrenimini Algiers’de tamamlayan Camus, burada öğretmeni, onun edebiyat ve felsefeye olan ilgisini fark ederek onu cesaretlendirmiş özellikle felsefe alanında büyük bir yetenek göstererek, yükseköğretim bursu kazanmıştır.Camus'nün gelecekteki edebi ve felsefi kariyerinin temelini atmıştır. (Todd, 1996) Camus’nün bu ödüllü başarısı, onun entelektüel yolculuğunun başlangıcı olmuştur.Cezayir Üniversitesi'nde felsefe eğitimi almış olan Camus, burada mezuniyet tezini Plotinus ve Hristiyan düşüncesi üzerine yazmıştır. Bu dönemdeki felsefi ilgileri, daha
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202424,6bin okunma
Varoluşsal Bekleyişin Trajikomik Aynası
9/10
·124 syf.··
Beğendi
·
2025 13. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2025 15:23
Giriş: Samuel Beckett, 20. yüzyıl edebiyat ve tiyatro sahnesinin en belirleyici figürlerinden biri olarak kabul edilir. Eserlerinin çoğunu hem Fransızca hem de İngilizce kaleme alıp bizzat diğer dile çevirmesi, onun edebi ustalığının ve dil üzerindeki hakimiyetinin bir göstergesidir. Beckett'ın en bilinen ve dünya çapında ün kazanan eseri, orijinal adı "En attendant Godot" olan "Godot'u Beklerken" adlı oyunudur. İlk kez 1952 yılında yayımlanan ve 1953'te Paris'te sahnelenen bu eser, avangard niteliğine rağmen hızla klasikleşmiş ve Beckett'a 1969 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü getirmiştir. Oyun, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin derin buhranının ve umutsuzluğunun sanatsal bir dışavurumu olarak ortaya çıkmıştır. Bu yıkıcı savaşın ardından bireyin varoluşsal sorgulamaları ön plana çıkmış, yaşamın anlamı, ölüm ve özgürlük gibi temalarla ilgilenen Varoluşçuluk felsefesi ile insanın varoluşsal uyumsuzluğunu sahneleyen Absürt Tiyatro akımı popülerlik kazanmıştır. Beckett'ın eseri, absürt tiyatronun kurucu ve en tipik örneği olarak kabul edilir; insan varlığının ve yaşamın anlamsızlığının derinlemesine incelendiği bir platform sunar. Bu durum, "Godot'u Beklerken"in sadece soyut bir felsefi metin olmadığını, aynı zamanda insanlık tarihinin en yıkıcı dönemlerinden birinin sanatsal bir yansıması olduğunu göstermektedir. Savaşın getirdiği yıkım, anlamsızlık hissi ve geleceğe dair belirsizlik, eserin ana temalarını, yani bekleyişi, eylemsizliği ve anlam arayışını doğrudan beslemiştir. Oyun, bu kolektif travmanın birey üzerindeki yansımalarını sahneleyerek, dönemin ruhunu yansıtan ve evrensel insanlık durumuna dair derin sorular soran bir ayna görevi görür. Beckett'ın kendi ifadesiyle "iki perdelik bir trajik fars" olarak nitelendirdiği "Godot'u Beklerken" , vodvil, sirk ve
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Kabalcı Yayınevi · 200010,1bin okunma