Küçükken, daha henüz yeşerirken gelip basıyorlar üzerimize, sonra boy atarken bile canımız yanıyor.
Sayfa 386·Kitabı okudu
Öleceğini hissetmek...
Z. Osman, isteği dışında Ankara'ya atanır, 1945 yılında memurluk hayatından ayrılır. 1945-1950 yılları arasında, İstanbul'da Milli Eğitim Basımevi Tashih Bürosu şefi olarak çalışır. Kalp krizi geçirir, bu yüzden işini bırakmak zorunda kalır (1950). Evinde, Varlık Yayınevi'nin işleriyle uğraşmaya devam eder. Ziya Osman, son şiirlerini (1947-1957) "Nefes Almak" adı altında toplar, ölümünden sonra yayınlanmak üzere bir zarfa koyar. Ölüm yılı için "195.." yazar, elliden sonra gelecek rakamı açık bırakır. "Hangi yılsa o, hangi ayın hangi günü, Saati çalınca, gelince sıran." ("Ölmek Konusunda", Nefes Almak, s. 43) diyen şair, "Başkaları var başka bir yerde Bırakıp gideceğim hepinizi" ("Başka", Nefes Almak, s. 36). diyerek aramızdan ayrılır. 29 Ocak 1957'de Kadıköy'de ölür, Eyüp Sultan Aile Mezarlığı'na gömülür.
Sayfa 172
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Toprağın sadece ölü bedeni değil, o bedenin yaşarken yaptıklarını da örtmesi gerektiğine inananlardandı.
Sayfa 315·Kitabı okudu
ünal viski şişesini taşıyor bir tepsi içinde. eyüp evrendeki bütün fıstıkları dayıyor o masaya, dünya sona erecekmişçesine. viskinin parasını ödeyecek olan adamın eli yeni konsomatrisin poposunu avuçluyor coşkuyla. dış çemberlerde yer alan aç kalabalık, masayı kesiyor bir süre daha. sonra sıkıntı veriyor görüntüler. her gece aynı şey değil mi nasılsa. kadının kalçasını avuçlayan sen olmadığın sürece istersen kıyamete kadar seyret bir şey değişmez. sonunda televizyona dönüyor yüzler.
dinlemekten hiç bıkmadığım Eyüp Sultan'ın türbesine koştuğumu dün gibi hatırlıyorum. Sanki hacca gideceğimi ona da müjdelemek ister gibi. Sonra da düşündüm. Eğer ruhu benim ziyaretimden haberdar ise bana mutlaka "Efendime selâmımı arz eylel" diyeceği ortadaydı. "Ve aleyküm selâm, başım gözüm üzere!"
Sayfa 17·Kitabı okuyor
Küçükken de böyleydi, onu işitmek, anlamaya yetmezdi. Kelâmını tercüme için biraz hissi kablelvuku, biraz da talim gerekirdi. Şimdi bu defter bile nüktedanlığı ölçüsünde kederliydi. Sağ gösterip sol vurmak tam da Eyüplük işti. Ağladığı yerden güler gibi yapmak, sonra kahkahaları hıçkırıklara katmak... Bu yüzden okuduklarından işkillendi Müesser. Kardeşinin şifa bulmak için gittiği doktorla eğlenmesinden, derdini de dermanını da küçümsemesinden, kendi kendine yazarken bile olmadık oyunlara girişmesinden... Bu haller tam da Eyüp'e göreydi zaten. Görünen oydu ki Eyüp sadece başkalarından değil, kendinden de kaçıyordu. Hatta belki bütün dalgacılar gibi en çok kendisinden kaçıyordu. Minik bir deftere bile gönül rahatlığıyla açılıp dökülemiyordu.