Değerli Rus yazar Galina Serebyakova'nın Fransız Devriminde Kadınlar isimli kitabı ne bir roman, ne öykü ne de bir öyküler toplamı, yani kısaca bildik anlamda edebi bir eser değildir. Fakat bu aynı zamanda katı metodolojik ve tarihsel yazım tekniğine bağlı bilimsel bir çalışma, tarihi bir inceleme de değildir. Bazıları bu türe kurgusal hikâye, diğerleri ise tarihsel kurgu diyor. Buna ne isim verirsek verelim söz konusu olan gerçek tarihi bir ortamda, gerçek tarihi kişiliklerin biyografileri ama bir tarihçi titizliği ve kesinliği ile değil, sanatsal betimlemelerle yansıtılmıştır. Bu tarzın en bilinen usta bir yazarından söz etmek istersem Avusturyalı yazar Stefan Zweig'ı örnek verebilirim. Sanırım böyle bir türün varlığını kanıtlamak için başka yazarlardan bahsetmeye gerek yok.
Elbette her yazar, tarihi biyografileri ya da portreleri ele alırken kendi dünya görüşüne, siyasi bakışına, yazı uslubuna uygun olarak en iyi çözümü bulduğunu düşünür. Ama yine de yazarın kaleminden ortaya çıkan tarihsel ve edebi portrenin özgünlüğünün değeri, sadece sanatsal meziyetlere değil, aynı zamanda sanatçının tasvir ettiği tarihsel döneme ne ölçüde nüfuz edebildiğine, tarihsel gerçekliğe ne ölçüde yaklaşabildiğine, ne ölçüde kavradığına da bağlıdır.
Galina Serebryakova, bugüne kadar tarihçilerin, filozofların, sosyologların, sanatçıların söz ve fırçalarının kesintisiz ilgi odağı olan tarihi bir dönemi konu almıştır.
18. yüzyılın Fransız devrimi, modern zamanlar tarihindeki en büyük ve en önemli olaydı. Devrim, feodalizme karşı ezici, yıkıcı bir darbe indirdi, Fransa topraklarını feodal çöplerden, ülkenin kalkınmasına engel olan feodal prangalardan temizledi. Burada Karl Marx'ın şu ünlü sözünü hatırlamamak imkânsız: "On sekizinci yüzyılın Fransız devriminin devasa süpürgesi, geçmiş