Annelik kavramının, ailenin ve toplumsal alanda yaşanan kırılmaların, bireylerin iç dünyalarında yarattığı kopuşların konu edildiği roman, aile müessesesinin ruhunu sakatlayan karanlık yönlerinden bahsederken, ensest gibi tabulaşmış konuları da ele alıyor "Kendim çok günahsızmışım gibi sana ceza kesebilir miyim" (syf.9) (Annesi ilk aradığında)
“Çünkü ben, kaybedecek hiçbir şeyi olmayanların şehrinden, kaçak annelerin cehenneminden, hiç görmediğim annemin dizinin dibinden geliyorum, birbirine sıkı sıkı sarılarak yaşama kudreti bulanların huzuruna.” (Syf.86)
Kırk üç yaşında aldığı bir telefonla hayatı temelinden sarsılan Süreyya’nın öyküsü. Süreyya, bir “hayalet yazar”dır; yani kendi metinleri başkası tarafından kitap olarak basılır, kimse gerçek yazarın Süreyya olduğunu bilmez. Onun kitaplarının yeni sahibi ise yeteneksiz, edebiyatı sadece bir heves olarak gören NY adlı karakterdir. Nermin Yıldırım bu karaktere kendi isim soy isminin baş harflerini vererek güçlü bir ironi de yapıyor aynı zamanda. NY dışında kitapta oldukça güçlü çizilmiş Zennur, Rıdvan, Çeşminaz Hanım gibi yan karakterler de var.
Ana kahramanımız Süreyya gibi gözükse de Nermin Yıldırım’ın bu kitabı çok katmanlı bir yapıya sahip. Kitabı okurken sadece Süreyya’nın hayatına tanık olmayız, aynı zamanda onun roman kahramanları olan Nihal, Kasım, Çiğdem, Müşide’yi de tanırız, severiz bazen de onlara kızarız.
Sancılı bir geçmişin yoğurduğu sancılı bir karakter Süreyya. Çocukluğundan beri onu insanlardan uzaklaştıran içinde taşıdığı bir sıkışmışlık hissi var. Kendinin de anlamadığı bu hissin temeline ise küçükken annesi tarafından terk edilmesi yatıyor. Süreyya kimse onu sevsin istemiyor gibi, bu yüzden de sahici yakınlıklar kurmuyor, kuramıyor. Fakat yıllar sonra gelen o telefon, ruhunu ve kalbini alt üst