Puan vermedi·252 syf.··
2026 81. kitabı
Sanatçı ya da aydın kimdir sorusuna gönül rahatlığıyla Şükrü Erbaş diye cevap verebilirim. Gerçeği korkmadan, halkın içinden gelen seslerle bizlere ulaştıran bir yazar, yüzyıldan uzun bir süredir gerçekleri olduğu gibi aktarmaya çalışan -yazar, şair, siyasetçi- bir şekilde susturulmaya, sindirilmeye çalışıldığı bir yerde korkmadan yazabilenler gerçek aydın kimliğine bürünebilirler bana göre. Kitabı iki bölüme ayırmış Şükrü Erbaş, ilk bölümde daha çok bildiğim ya da ilk defa duyduğum şairlerden, yazarlardan kesitler aktarırken ikinci bölümde biraz daha fazla toplumsal olaylara ağırlık veriyor. Uğur Kaymaz, Madımak, F Tipi hapishaneler gibi bir çok kanayan yaradan bahsediyor. Ben en çok Ahmet Telli’nin bir anısından bahsettiği bölümden etkilendim. Şu anda da görev yaptığım bir ilçede çalışan bir öğretmenle arasında geçen diyalogda kendimi ve ilk görev yerimde yaşadıklarımı gördüm. Şükrü Erbaş sadece şiirleriyle değil, yazdıklarıyla da ne kadar önemli bir aydın olduğunu gösteriyor.
Çekilme SularıŞükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınları · 20141,386 okunma
10/10
·292 syf.··
Beğendi
·
2026 39. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 16:24
Kiraz Ağacı bir roman gibi değil de; küle dönmüş bir ülkenin içinden kalan son insan sesleri gibi okunuyor. Sayfaları çevirdikçe yalnızca iki insanın hikâyesini değil, bir dönemin yanmış vicdanını görüyorsun. Madımak’ın dumanı hâlâ gökyüzündeyken, devrim sözcüğü insanların omuzlarında ağır bir yara gibi taşınırken, F Tipi cezaevlerinin soğuk duvarları yaklaşırken; bazı insanlar bedenlerini son kaleleri yaptı. Çünkü bazen insanın elinde geriye yalnızca kendi bedeni kalır. Ve onlar, ölüm orucunda açlıktan çok unutulmaya direndiler. Roman, ölüm orucuna giren iki insanın mücadelesini anlatırken yalnızca politik bir dönemi değil; sevmenin, inancın ve insan kalabilmenin bedelini anlatıyor. Açlık günbegün bedenlerini tüketirken anılar büyüyor: çocukluklar, yarım kalmış aşklar, sokaklar, arkadaş sesleri… Çünkü insan ölmeden önce en çok yaşadığı yerlere dönüyor. Korsakoff’un sisli karanlığı çöktükçe hafızaları parçalanıyor; zaman birbirine karışıyor. Ama yine de içlerinde sönmeyen bir şey kalıyor: “Bir insan başka bir insanın yalnızlığına ses olabilir mi?” sorusu. Kitap boyunca hissediyorsun ki aslında ölüm orucu sadece ölmek için değil; “Biz hâlâ insanız” diyebilmek için verilmiş bir savaş. Ve en acısı da şu oluyor: Bazı insanlar yaşarken değil, unutulduklarında kayboluyor. Bu yüzden Kiraz Ağacı’nın her sayfası, dalından kopup toprağa düşen bir kiraz çiçeği gibi. Sessiz, kırılgan ama unutulmayacak kadar gerçek…
Kiraz AğacıGökçer Tahincioğlu · İletişim Yayınları · 2020250 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·223 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 10:24
Sibel Bekiroğlu hoca, Mehmet Mutlu hoca ile birlikte ODTÜ'nün (eski) atanmış yönetimi tarafından akademisyenlik görevlerinden askıya alındıktan sonra rektörlük önünde nöbete başlamışlardı ve onlarla tanışma şansını da bu direnişte elde edebilmiştim. Sibel Hoca, Türkiye'deki herhangi bir akademisyen profili değil. Kendisi, akademi içerisinde mücadelesini vermiş, akademi alanında politik mevzisini cesaretle gerek çalışmalarında gerekse ona karşı yapılan haksızlıklarda göstermekten, bu mevzi üzerinden toplumsal bir mücadelenin parçası olmaktan çekinmemiştir. Akademi içerisinde direnişi sürdüren birisi olarak da direnişlerin farklı yer ve zamanlarda nasıl gerçekleştirildiklerini çalışmalarında konu etmiştir. Sosyolojide olan bir insan eğer egemen-olanın dışında bir politik hatta çalışmalarını ortaya koyuyorsa akademi alanı içerisinde öyle ya da böyle mücadeleye de girecektir. Bu mücadelenin içerisinde olan bir araştırmacının da farklı alanlardaki mücadelelerin, tahakkümü nasıl aştığını araştırmak onun en doğal hakkı ve sorumluluğudur. İhlal sanatı, egemenliğin insan üzerindeki en yoğun tahakkümü kurduğu bir mekan olan hapishanelerde, siyasi mahkumların bu disiplin rejimine karşı geliştirdiği taktikleri irdeliyor. Türkiye'de yoğun tecrit programının uygulandığı F-tipi koğuşlarda mahkumların bütün bu tecrit ve tahakküme karşı, kendiliklerini taktiklerle nasıl tekrardan koğuşlarda ortaya koyduklarını, yaratıcılıklarıyla hapishane zeminini nasıl mücadele zemini haline getirdiklerini anlatıyor. Egemenliğin her mekan ve zamanda geliştirdiği en yoğun ve baskıcı politikalarına karşı, her zaman ezilenlerin taktikleri vardır ve bu taktikler egemenliği bir oyuna doğru çeker. Egemenlik, ne kadar bu oyun sahasını istemese de, tikel bir tahakkümsel durumu dayatsa da mekana ve mekanın
Sosyoloji
İhlâl SanatıSibel Bekiroğlu · İletişim Yayınları · 20261 okunma
Her Ölüm ardında bıraktıkları için hep biraz cinayetti.
Puan vermedi
Annelik kavramının, ailenin ve toplumsal alanda yaşanan kırılmaların, bireylerin iç dünyalarında yarattığı kopuşların konu edildiği roman, aile müessesesinin ruhunu sakatlayan karanlık yönlerinden bahsederken, ensest gibi tabulaşmış konuları da ele alıyor "Kendim çok günahsızmışım gibi sana ceza kesebilir miyim" (syf.9) (Annesi ilk aradığında) “Çünkü ben, kaybedecek hiçbir şeyi olmayanların şehrinden, kaçak annelerin cehenneminden, hiç görmediğim annemin dizinin dibinden geliyorum, birbirine sıkı sıkı sarılarak yaşama kudreti bulanların huzuruna.” (Syf.86) Kırk üç yaşında aldığı bir telefonla hayatı temelinden sarsılan Süreyya’nın öyküsü. Süreyya, bir “hayalet yazar”dır; yani kendi metinleri başkası tarafından kitap olarak basılır, kimse gerçek yazarın Süreyya olduğunu bilmez. Onun kitaplarının yeni sahibi ise yeteneksiz, edebiyatı sadece bir heves olarak gören NY adlı karakterdir. Nermin Yıldırım bu karaktere kendi isim soy isminin baş harflerini vererek güçlü bir ironi de yapıyor aynı zamanda. NY dışında kitapta oldukça güçlü çizilmiş Zennur, Rıdvan, Çeşminaz Hanım gibi yan karakterler de var. Ana kahramanımız Süreyya gibi gözükse de Nermin Yıldırım’ın bu kitabı çok katmanlı bir yapıya sahip. Kitabı okurken sadece Süreyya’nın hayatına tanık olmayız, aynı zamanda onun roman kahramanları olan Nihal, Kasım, Çiğdem, Müşide’yi de tanırız, severiz bazen de onlara kızarız. Sancılı bir geçmişin yoğurduğu sancılı bir karakter Süreyya. Çocukluğundan beri onu insanlardan uzaklaştıran içinde taşıdığı bir sıkışmışlık hissi var. Kendinin de anlamadığı bu hissin temeline ise küçükken annesi tarafından terk edilmesi yatıyor. Süreyya kimse onu sevsin istemiyor gibi, bu yüzden de sahici yakınlıklar kurmuyor, kuramıyor. Fakat yıllar sonra gelen o telefon, ruhunu ve kalbini alt üst
Edebiyat
Unutma Beni ApartmanıNermin Yıldırım · Hep Kitap · 20176,2bin okunma
9/10
·192 syf.·
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Kitap dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm olan “Bir Sevda’nın Tarihçesi”, Selim ve Leyla’nın yollarının kesişmesini ve büyük aşklarını konu alır. Ancak bu bölümde ilişkileri yüzeysel biçimde ele alınmış, olaylar bir çırpıda olup bitmiş; bu durum da okura geçen duygusal derinliği önlemiştir. Bunun dışındaki üç bölüm Direniş, Bekleyiş ve Aile ise hikâyenin asıl mesajlarını içermektedir. Bu bölümlerde, 68 kuşağının yaşadığı zorluklar ve yazarın da belirttiği gibi “fırtınalarda yitip giden ve parçalanan aileler” ele alınır. Aydın bir kuşak olarak bilinen 68 kuşağının, yalnızca kitap okudukları için kendilerince oluşturdukları fikirlerin suç sayılmasına karşı devletin kahredici hışmına maruz kalarak hayatlarının nasıl karartıldığını ve buna karşılık olarak geliştirdikleri direnişi oldukça başarılı bir biçimde gözler önüne serilmiştir. “Hiçbir suç yükleyemedikleri için kitap okumak diye bir suç icat ettiler. Cehaletin övgüsünü yapıyorlar. Örgütlü cehalet bu ülkede çok yaygın.” Kitapta ülkenin karanlık dönemlerine tanıklık edilir. Okur üzerinde en güçlü etkiyi bırakan noktalardan biri, sadakatin ve sadakatsizliğin birbiriyle çatışmasının çarpıcı bir biçimde ifade edilmesidir. Bu yönüyle eser, Mehmed Uzun’un Sen adlı kitabında kaleme aldığı Diyarbakır F Tipi Cezaevi’nde yaşanan işkenceleri, zorlukları, ölümleri ve asit kuyularını bir kez daha hatırlatmaktadır. Eserin bir diğer güçlü yanı ise, tüm bu zorluklara rağmen umudu tazelemesi ve mücadele ruhunu diri tutmasıdır. Son olarak 1960’lı yıllarda tüm dünyada esen özgürlük akımı ve savaş karşıtlığından etkilenen Türkiye’de, sol görüşlü ve 60 gençliğini yaşamış Livaneli’nin öz yaşam öyküsü olmasa da, onun ve ailesinin hayatından izler taşımaktadır. Yazarın sanki farklı zaman dilimlerinde kendi iç dünyasında düzen ve
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,3bin okunma
MUHAKKAK OKUNMASI GEREKEN BİR ANI-BELGESEL BAŞ YAPIT
10/10
·804 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2026 00:00
(E) SOSYOLOG ALBAY ALİCAN TÜRK’ÜN; “28 ŞUBAT – SİNCAN’DAN TARİHE NOTLAR” KİTABI DEĞERLENDİRMESİ (E) Sosyolog Albay Alican TÜRK’ü ilk defa 2025 yılı Ağustos ayı başında tanımış ve tanışmıştım. Üç kitabı vardı hepsi de ilgi alanımda olan. Bundan önce iki kitabını okumuş ve geniş birer değerlendirme ve tanıtım yazısı yazmıştım. Tanışmamızın hemen arkasından, kısa süre içinde gelmişti bu okuma ve değerlendirme faaliyetlerim. Sayın yazarın bir kitabını okumamış olmayı ise büyük bir eksiklik olarak görüyordum kendi adıma. Tam 800 sayfa ve büyük boy (sayfa ölçüleri büyük) olan kitabını sona saklamıştım. Ve bugün (09.01.2026), sayın yazarı tanımamın ve kitapları ile tanışmamın üzerinden henüz beş ay geçmiş iken, son kitabını da okuyup bitirmenin ve bu tanıtım ve değerlendirme yazısını yazmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bakınca insanın gözünü korkutan bu çok kalın kitabı okumaya 25.12.2025 günü başladım ve sistematik/düzenli bir okuma ile 09.01.2026 günü bitirdim. Yani günde ortalama 50 sayfa okuyarak 16 günde bitirmiş oldum. Okumamın bu kadar uzun zaman almasının sebebi –yukarıda da bahsettiğim üzere- 800 sayfa ve sayfa boyutlarının büyük olmasının yanında, notlar alarak analitik bir okuma tarzını tercih etmem idi. Önceden iki cilt olarak basılmış, daha sonra ise iki cilt birleştirilerek tek kitap olarak piyasaya çıkmış. Kitap, 1. cilt ve 2. cilt olarak bölümlendirilmiş. Sayın yazarın kim olduğu ve onu nasıl tanıdığım ve tanıştığım konularına önceki iki kitabının değerlendirmesinde genişçe yer verdiğim için burada tekrar etmeye gerek görmüyorum. **** Siyasal İslamın bitmek tükenmek bilmeyen asker alerjisi ve rövanş alma manevraları… Taa 1950’lerde başlıyor aslında bu furya. Yine çok güçlü bir sağ iktidar ve yine askeri pasifize etme, kodları, genleri ve teamülleri ile
28 Şubat: Sincan'dan Tarihe Notlar (Cilt 1-2)Alican Türk · Galeati Yayıncılık · 202310 okunma