"...edebiyat bilimindeki ismiyle bir falsifikation'du, yani hiç de masum olmayan bir biçimde gerçeği değiştirmek, sahte hale getirmek ve bir yalanı ilkin gerçek, ardından da tarih ve hafıza haline getirmekti."
Bir bilim teorisi, olaylarla karşılaştırılabilen bir modeller sistemidir.
Bir bilim teorisinin "sağlanabilirliği" (verifiability), onun olaylarla karşılaştırılabilirliğidir.
Popper'ın yanlışlama (falsification) prensibi hakkında şunu söyleyebiliriz: "Eğer bir teorinin doğruluğundan bahsetmek anlamsızsa, yanlışlığından bahsetmek de anlamsızdır." (Popper bunu göremediği için eleştirilerle karşılanmıştır).
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
And even if the researchers themselves don’t have biases or motives, then their paymasters and funders will. Needless to say, I find such an appraisal overly cynical. While those who carry out the science, or indeed those who pay their salaries, will almost inevitably not be value-free, the scientific knowledge that they gain should be. And this is because of the way the scientific method works: self-correcting, building on firm foundations of what has already been established as factually correct, being subject to scrutiny and falsification, reliant on reproducibility, and so on.
Some degree of ‘dogmatism’, as he later admitted more openly, was necessary to give a theory a chance to parry contrary evidence. ‘There can be no critical phase without a preceding dogmatic phase’. There are only better or worse theories and falsification is never conclusive.
Antony Flew metafiziksel önermeleri anlamsız ve içeriksiz saymış, mantıkçı pozitivistler gibi, bunları duygusal önermeler grubuna sokmuştur. Ancak Flew, pozitivistlerden farklı olarak anlamsız kabul ettiği teolojik kavramları tartışmış ve teizme karşıt tezler ileri sürmüştür. Eserlerinde dine ve metafiziğe pozitivist açıdan yak laşmış, mantıkçı pozitivistlerin din diline ait eleştirilerini de temellendirme yoluna gitmiştir. Özellikle beş sayfalık "Theology and Falsification" (Teoloji ve Yanlışlama) adlı makalesinde teizme karşı çok ciddi eleştiriler yöneltmiştir. Bu makaleyle birlikte 1950'li yıllarda etkisini yitiren doğrulama ilkesi üzerindeki ilgi yanlışlama ilkesine (principle of falsification) kaymıştır.
Yanlışlama İlkesi; Antony Flew, Popper'ın "yanlışlanma" ilkesini din diline uyarlamıştır. Popper'dan farklı olarak onu bir anlamlılık ölçütü olarak kullanmış, sonuçta teolojik önermeleri yanlışlanamaz olduğu gerekçesiyle anlamsız kabul etmiştir.
Flew'a göre teistler teolojik önermeleri olgusal ve gerçekliğinden şüphe edilmeyen inançlar olarak görmüştür. Onlara göre teistik önermeler, özellikle Tanrı ile ilgili iddialar, öylesine söylenmiş sıra dan şeyler değillerdir. Bir teist "Tanrı dünyayı yarattı", "Tanrı'nın planı var" veya "Tanrı, bir babanın çocuklarını sevdiği gibi bizleri sever" derken, söylediği şeye aynen inanmakta ve olaylanrın o şekilde oluştuğunu düşünmektedir. Yani bir teist için bunlar duygusal anlam taşımaktan öte, olgusal içeriğe sahip, anlamlı ve doğrulanabilir ifadelerdir. Ancak Flew'a göre durum teistlerin düşündüğü gibi değildir. Ona göre teistler, ileri sürmüş olduktan şeylerin doğruluğun da ve olgu ifade ettiğinde ısrarlı iseler, bu iddialannı kanıtlamak du rumundadırlar. Bunun da en güzel yolu iddia etmiş oldukları şeyin
Alt başlıkta geçen "ünlü" bir ateist olmamla ilgili de bir şeyler
söylesem iyi olur. Antiteolojik çalışmalarımın ilki, 1950 yılına ait
"Theology and Falsification" (Teoloji ve Yanlışlama) başlıklı
makalemdi. Bu makale daha sonra, Alasdair Maclntyre ile birlikte
düzenlediğimiz bir antoloji olan New Essays in Philosophical
Theology (1955) (Felsefi Teoloji Üzerine Yeni Makaleler)
çalışmamızda yeniden basıldı. New Essays, o zamanlar "felsefede
devrim" olarak nitelendirilen teolojik konular üzerindeki etkiyi ölçme
girişimiydi. Sonraki önemli eserim, ilk olarak 1966 yılında
yayımlandıktan sonra 1975, 1984 ve 2005 yıllarında yeniden
basılan God and Philosophy (Tanrı ve Felsefe) oldu. 2005 basımı
için yazdığı giriş bölümünde, çağımızın önde gelen ateistlerinden ve
"Hümanist Manifesto II'nin yazarı olan Paul Kurtz, "Promotheus
Books, din felsefesinde bir klasik olmuş bu kitabı sunmaktan
mutluluk duyar" diye yazmıştı. God and Philosophy'nin ardından
1976 yılında basılan The Presumption of Atheism (Ateizm
Varsayımı), Birleşik Devletler'de 1984 yılında God, Freedom and
Immortality (Tanrı, Özgürlük ve Ölümsüzlük) olarak yayımlandı.
Konuyla ilgili diğer çalışmalarım Hume's Philosophy of Belief
(Hume'un İnanç Felsefesi) ve Logic and Language (Mantık ve Dil)
(birinci ve ikinci seri), An Introduction to Western Philosophy: Ideas
and Arguments from Plato to Sartre (Batı Felsefesine Giriş:
Platodan Sartre'a Fikirler ve İddialar), Darwinian Evolution (Darwinci
Evrim) ve The Logic of Mortality (Ölümlülüğün Mantığı) oldu.