8/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 243. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 19 Şubat 2026 18:07
Evet popüler olan çoğu şeyi sevdiğim doğrudur. :) Kitap güzeldi. Bir babanın bahçeye benzetilmesi metaforunu anlatıyordu. Babadı ölmeye yakındı ve yinede bahçede çalışıyordu. Yani adam pes etmemiş yaşama karşı hiç. Hep bir şey yok, bir şey yok demiş vb. Ama bu çok güzel anlatılıyordu. Bir ölümün ardından ancak böyle olabilirdi her şey galiba. Ben de üzüldüm çoğu yerde. Çokca etkiledi beni. Kitabın cümleleri de çok iyi. Alıntıları tekrar tekrar okuyorum bazen. Kısacası hoşuma gitti. Kafkanın babama mektup kitabını okurken beklediğim mektup bu tarzda bir şeydi aslında. Aklıma hep o geldi. Ama her kitap kendi içinde ayrı güzeldir. Bu kitap okunmalı. "Boyun güllerin ve lalerinki kadarken dünyaya yakından bakarsın, onun boyunda olursun, dünya da senin boyundadır. Büyümek uzaklaştırır ve küçültür."
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma
8/10
·520 syf.··
2026 11. kitabı
En sevdiğim film serisi. Kitabı da bir o kadar güzeldi. Hatta daha güzeldi. Fantastik evrenlerin babadı bile denilebilir. Kitabın diğer bölümlerini de en kısa zamanda okuyacağım.
Yüzüklerin Efendisi - Yüzük KardeşliğiJ. R. R. Tolkien · Metis Yayıncılık · 202417,1bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ayrılmak Zamanı
10/10
·384 syf.··
2026 2. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 01 Ocak 2026 03:07
Hayat hep bağ kurmak ve ayrılmak üzerinde kuruludur diyor Tuba Karacan Başlamak sonlandırmak ve tekrar başlamak. Adeta bir sarmal gibi… Her insanın hayatında mutlaka yaşadığı ayrılıklar vardır, örneğin; sevgiliden ayrılma, doğumla beraber anne rahminden, o güvenli yerden ayrılma, bir çocuğun mezun olduğu okuldan ayrılması, bir şehirden ayrılıp başka bir şehre, doğduğumuz o evden ayrılıp yeni bir eve taşınma, ölüm ile gelen ayrılıklar… Bu kitabı okuyanlar sadece biten sevgili ilişkisini okumayacak, aynı zamanda biten ilişkilerin yada başlayan ilişkilerin, bugün olan her kopuşun yada bütünleşmenin temellerinin atılan yegane yerin doğduğu ev olduğunu ve atılan o temellerin kırılganlığının yada gücünün de etkisinin aslında oradan geldiğini fark edecek. Bu kitabı okuyanların yine fark edeceği başka bir konu; bulunduğumuz yeri terk etme cesaretini gösteremezsek yeni bir başlangıcın olmayacağını, hayata dair güçlenmenin yegane şeyin acı da olsa yaşanan ayrılıkların acısını tatmak zorunluluğunu, bazen tamamlanmak için eksilmemizin gerekli olduğunu fark etmemizi, hayatımızda yeni yollara çıkmak için ayrılıkların olmazsa olmazın gerçekleriyle yüzleşerek. 25. Sayfada: “Ebeveynleriyle kurduğu ilişkide en alacaklı hissedenimiz en kusursuz ilişkiyi arayacaktır.” diyor. Yani sevilmesi, kabul görmesi, onaylanması gereken yerde sevilmemiş, kabul görmemiş ve onaylanmamışsa insan ruhunda bitimsiz bir boşluk ve yoksunlukla hep kusursuzluğun peşinden koşacaktır diyor Tuba Karacan Ama ne nafile ki kusursuzluk diye bir şey yok bunu fark etmek var. Kitap imkansız aşklara dair, veda etmeden sessiz sedasız biten ilişkilere, dijital ayrılıklara, aniden ortadan kaybolan sevgililere, kavuşmadan ayrılan ilişkilere, ideal partner arayan kişilerin aslında öyle birinin olmadığının gerçekliğiyle
Ayrılmak ZamanıTuba Karacan · Everest Yayınları · 202541 okunma
Puan vermedi·408 syf.··
2025 983. kitabı
Cihan Aktaş'ın "Yakın Yabancı" kitabı gerçekten benzersiz ve derin bir inceleme/deneme derlemesi. İz Yayıncılık'tan 2008'de çıkan bu eser (yaklaşık 368 sayfa), yazarın uzun yıllar yaşadığı ve yakından gözlemlediği İran üzerine daha önce gazete ve dergilerde yayımlanmış yazılarını bir araya getiriyor. Kitabın en çarpıcı yanı, İran'ı "dışarıdan bakan bir Batılı" ya da "sıradan bir yabancı" gözüyle değil, "yakın yabancı" perspektifinden ele alması. Yani hem kültürel olarak çok yakın olduğumuz hem de siyasi, sosyal, günlük hayat açısından yabancı kaldığımız bir ülkeyi, samimi, içten ve önyargısız bir şekilde anlatıyor. Cihan Aktaş, İran'ın çok katmanlı yapısını (devrim sonrası toplum, kadınların hayatı, sinema, edebiyat, günlük yaşamın çelişkileri, reformist-devrimci gerilimler vb.) kendi deneyimleriyle harmanlayarak aktarıyor. Yazarın mimarlık, gazetecilik ve uzun süre Tahran'da yaşamış olması da kitaba büyük bir sahicilik katıyor. Kitabı okuyanlar genellikle şu yönlerini övüyor:Akademik olmaktan ziyade yaşanmışlık kokan, samimi bir dil İran'ı klişelerden uzak, insani boyutlarıyla göstermesi Özellikle kadınların toplumsal konumuna dair hassas ve dengeli gözlemler Eğer İran sineması seviyorsanız (Kiarostami, Farhadi gibi yönetmenler) ya da İran toplumunu daha derinden anlamak istiyorsanız, bu kitap tam bir hazine. Birçok okur için "İran'ı en iyi anlatan Türkçe eserlerden biri" sıfatını hak ediyor. Eğer İran'la ilgili daha sahici ve içten bir bakış arıyorsan, kesinlikle tavsiye ederim.
Edebiyat
Yakın YabancıCihan Aktaş · İz Yayıncılık · 20187 okunma
10/10
·274 syf.··
Beğendi
·
2025 52. kitabı
Tarihin en karanlık köşelerinde, kimliği sisle örtülmüş bir figür yürür: Ebu Müslim el-Horasani. Ne tam bir kahramandır ne de salt bir hain. Ne yalnızca Abbasi Devrimi’nin mimarıdır, ne de yıkıcısı. O, doğu mitolojisinin damarlarında dolaşan bir hayalettir. Ebu Müslim Horasani: Bir İhtilalcinin Hikayesi adlı eser, bu hayaleti ete kemiğe büründürme girişimidir hem tarihsel hem edebi bir yeniden inşa çabası. Bulut, bir tarihçinin titizliğinden çok bir romancının sezgisiyle yaklaşır kahramanına. Ebu Müslim’i bir “Horasan Spartaküsü” olarak yeniden tanımlar. Bu benzetme rastgele değildir: Tıpkı Roma kölelerinin zincirlerini kıran Spartaküs gibi, Ebu Müslim de Abbasi iktidarının öncesinde Arap olmayan halkların sömürülmesine karşı bir başkaldırının simgesidir. Ancak Bulut’un anlatısında Ebu Müslim’in kılıcı kadar kelimeleri de parlar; çünkü o, yalnızca bir savaşçı değil, bir semboldür halkın adalet arayışının, mazlumların direncinin, bastırılmış inançların gövdeleşmiş hâlidir. Tarih, galiplerin kaleminden yazılır; Bulut ise mağlup halkların, unutulmuş isyanların hikayesini yazmak ister. Böylece kitap, yalnızca biyografi değil, bir karşı-tarih anlatısı haline gelir. Burada tarihi belge kadar edebi sezgi de ön plandadır. Yazar, arşivlerden topladığı bilgileri kuru bir tarih sıralaması haline getirmek yerine, onları insanın trajik hikayesiyle örer. Kitap “belgesel roman” olarak tanımlanabilir: olayların tarihsel çerçevesi korunur ama anlatımda diyaloglar, iç monologlar ve duygusal betimlemeler ön plana çıkar. Bulut’un amacı tarihçiliğin akademik soğukluğunu kırmak, onu yeniden insanileştirmektir. Eserde ilk dikkat çeken unsur, anlatımın biçimidir. Bulut’un dili akademik bir monografi dili değildir; aksine, roman akıcılığına sahiptir. Cümleler kısa, yoğun, ritmik
Ebu Müslim HorasaniFaik Bulut · Berfin Yayınları · 201421 okunma
10/10
·
Beğendi
Çok etkileyiciydi. Adına uygun, gerçekten baştan sona bir hayatın içindeki keder ve mutluluk anlarıyla dolu, çok içten yazıldığı anlaşılan, sürükleyici bir romandı. Marta’yı hayatta kalma ve kendini, hayatı anlama çabadı için, Patrik’i sabrı ve sevgisi için çok takdir ettim. Anne, baba, kardeş, teyze, kuzenler, yeğenler hikayeye çok dozunda katılmışlardı. Tüm karakterler çok gerçekti. Herkesin yaşayabileceği çaresizlik anlarını, ne yapacağını bilemediği için yapılan hataları çok güzel yerleştirmişti anlatıya. Öneririm. Ben dinkedim ama okumayı da istiyorum.
Keder ve MutlulukMeg Mason · Timaş Yayınları · 2023831 okunma