Tarihin en karanlık köşelerinde, kimliği sisle örtülmüş bir figür yürür:
Ebu Müslim el-Horasani.
Ne tam bir kahramandır ne de salt bir hain. Ne yalnızca Abbasi Devrimi’nin mimarıdır, ne de yıkıcısı. O, doğu mitolojisinin damarlarında dolaşan bir hayalettir.
Ebu Müslim Horasani: Bir İhtilalcinin Hikayesi adlı eser, bu hayaleti ete kemiğe büründürme girişimidir hem tarihsel hem edebi bir yeniden inşa çabası.
Bulut, bir tarihçinin titizliğinden çok bir romancının sezgisiyle yaklaşır kahramanına.
Ebu Müslim’i bir “Horasan Spartaküsü” olarak yeniden tanımlar. Bu benzetme rastgele değildir: Tıpkı Roma kölelerinin zincirlerini kıran Spartaküs gibi, Ebu Müslim de Abbasi iktidarının öncesinde Arap olmayan halkların sömürülmesine karşı bir başkaldırının simgesidir. Ancak Bulut’un anlatısında Ebu Müslim’in kılıcı kadar kelimeleri de parlar; çünkü o, yalnızca bir savaşçı değil, bir semboldür halkın adalet arayışının, mazlumların direncinin, bastırılmış inançların gövdeleşmiş hâlidir.
Tarih, galiplerin kaleminden yazılır; Bulut ise mağlup halkların, unutulmuş isyanların hikayesini yazmak ister. Böylece kitap, yalnızca biyografi değil, bir karşı-tarih anlatısı haline gelir.
Burada tarihi belge kadar edebi sezgi de ön plandadır. Yazar, arşivlerden topladığı bilgileri kuru bir tarih sıralaması haline getirmek yerine, onları insanın trajik hikayesiyle örer.
Kitap “belgesel roman” olarak tanımlanabilir: olayların tarihsel çerçevesi korunur ama anlatımda diyaloglar, iç monologlar ve duygusal betimlemeler ön plana çıkar.
Bulut’un amacı tarihçiliğin akademik soğukluğunu kırmak, onu yeniden insanileştirmektir.
Eserde ilk dikkat çeken unsur, anlatımın biçimidir. Bulut’un dili akademik bir monografi dili değildir; aksine, roman akıcılığına sahiptir. Cümleler kısa, yoğun, ritmik