8/10
·609 syf.··
2026 57. kitabı
Tüfek Mikrop ve Çelik, en eski çağlardan başlayarak günümüze kadar gelen insanlık tarihine, derinlemesine, detaylı ve aydınlatıcı bir bakış açısı sunan belgesel tadında bilimsel bir eser. Eserde insan tarihsel sürecinde; kültürel, coğrafi ve biyolojik gibi farklı etmenler ile ele alınmış ve gelinen noktada toplumlar arasındaki devasa farklar, eşitsizlikler ve üstünlüklere açıklama getirmeye çalışılmıştır. Eserin en güçlü argümanı ise, insanlar arası farkların en temel kaynağı biyolojik veya zihinsel farklar değil, coğrafi ve çevresel avantaj veya dezavantajlardır. Tam tersi koşullara sahip olunsaydı, bugünün geri kalmış veya yok olmuş toplulukları, en gelişmiş toplumlarının yerini alabilirdi.
Tüfek Mikrop ve Çelik (Ciltli)Jared Diamond · Pegasus Yayınları · 20189,5bin okunma
Çıkışı Bulduğumu Sandığım Anda Kayboldum
10/10
·216 syf.·
2026 84. kitabı
"Beni sadece fotoğraflardan tanıyorsun. Sadece nasıl göründüğümü ve objektife nasıl baktığımı biliyorsun. Ama neler düşündüğümü ve neler hissettiğimi bilmene olanak yok." Azil' i okumaya başladığımda beni nasıl bir kitabın beklediğini bilmiyordum. Hatta kitabı bitirdiğimde aklımdan geçen ilk şey şu oldu: Ben gerçekten ne okudum? Çünkü bu kitap bana sadece bir hikâye anlatmadı. Beni alıp bir labirentin içine bıraktı. Tam çıkış yolunu bulduğumu düşündüğüm anda başka bir koridor açıldı. Tam her şeyi anladığımı sandığım anda yeni bir soru ortaya çıktı. Kitap boyunca sürekli ilerledim ama aynı zamanda aynı yerde dönüyormuşum gibi hissettim. Bir matruşka gibiydi; her katmanı açtıkça içinden başka bir hikâye, başka bir duygu ve başka bir düşünce çıktı. Azil'in konusu ilk bakışta yalnızlık, kayıp, aşk ve zihinsel çöküş gibi görünüyor. Ancak kitap ilerledikçe bunun çok daha derin bir yolculuk olduğunu fark ediyoruz. Hakan Günday bizi sadece bir karakterin hayatına değil, onun zihnine götürüyor. Gerçek ile hayalin, geçmiş ile bugünün, yaşam ile ölümün birbirine karıştığı bir dünyanın içine giriyoruz. Bu yüzden kitapta bazen neyin gerçekten yaşandığını, neyin karakterin zihninde olduğunu ayırt etmek zorlaşıyor. Ama bence yazar tam olarak bunu istiyor. Çünkü okur da karakter gibi sorgulasın, kaybolsun ve çıkış yolunu arasın istiyor. Kitap boyunca beni en çok etkileyen duygu yalnızlıktı. Karakterlerin yalnızlığı öyle güçlü anlatılıyor ki bazı bölümlerde onların yanında oturuyormuş gibi hissettim. Özellikle "Zaman, gidecek yeri olmayanların evidir." cümlesinin altını çizdim. Çünkü bu cümle bana çok şey düşündürdü. İnsan bazen hayatta öyle bir noktaya gelir ki ne geri dönebilir ne de ileri gidebilir. Böyle zamanlarda elinde kalan tek şey zamandır.
AzilHakan Günday · Doğan Kitap · 202411,3bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·192 syf.··
2026 20. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 09:49
Konusu: Tanıtım bülteninden; On üç yaşındaki bir kız, sevgi dolu, kitaplarla çevrili güvenli dünyasından koparılır ve hiç tanımadığı bir gerçekliğe, beş çocuklu öz ailesinin yanına bırakılır. Bu geri verilişin nedenleri ondan sır gibi saklanır. Yoksulluğun ve sertliğin hüküm sürdüğü kırsal bir hayatın parçasıdır artık. İki anne, iki farklı hayat ve iki kimlik arasında savrulurken, tüm bu zorlukların içinde, bir ışık parıldar: Küçük kız kardeşi Adriana`nın saf, sarsılmaz sevgisi. Adriana, bu sert dünyada ablası için hem bir sığınak hem de direnişin simgesi olacaktır. İnceleme: Büyük bir beklentiyle başladığım kitapta tasvip etmediğim bir konuya denk gelince tüm okuma heyecanım gitti. Yani böyle bir konuya gerek var mıydı? Kitap zaten öyle abartıldığı kadar da değil. Ben daha karışık olaylar, iki hayat arasında daha çok farklar ve karşılaştırmalar bekledim. Her şey yüzeysel bir şekilde ilerledi. Kızın neden geri verildiğini tahmin ediyordum zaten o da doğru çıktı. Büyük bir beklentiniz olmadan okuyun diye tavsiye edebilirim sadece. Okumak isteyenlere keyifli okumalar diliyorum.
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,162 okunma
Tüm İnsanlık Adına Yazılmış Tam Bir Baş Yapıt
10/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 15:47
GİRİŞ "Hayat nedir ? Acılar Vadisi. Dünya nedir ? Hissiz insan kalabalığı." 19.yüzyıl Rus edebiyatının en önemli yazarlarından birisi olan Nikolay Gogol, Rusya'nın kokuşmuş bürokrasi sistemini, toplumun gerçek yüzlerini ve devlet yönetiminin eksik yönlerini eleştirel bir bakış açısı ile eserlerinde yer vermektedir. Sadece Rusya'da değil, tüm dünyada edebi saygınlığa sahip olan Gogol, eserlerinde sınıfsal açıdan burjuva insanları yerine sıradan insanlara yer vermiş, böylece her bir okur kitaptaki karakterler ile empati kurarak, kendi günlük hayatı ile özleşleştirmiştir. Nikolay Gogol, 1809 yılında Ukrayna'nın Soroçinski köyünde dünyaya geldi. Bazı eserlerinin esin kaynaklığını yapan ve yaşadığı coğrafya olan Kazaklar sebebiyle hayatının önemli bir bölümünü burada yaşayarak geçirmiştir. Babası amatör olarak tiyatro oyunları yazıyordu ve Gogol'ün tiyatroya olan ilk deneyimleri babasını izlerken olmuştur. Hayatının ileri safhasında kazak kültürü ve çocuklukta yaşadığı birçok olay vesilesiyle birçok eser yazmış, dünya edebiyatına damgasını vurmuştur. Dünyaca ünlü bazı eserleri şunlardır; Palto, Burun, Portre, Bir Delinin Anı Defteri, Taras Bulba, Müfettiş. Gogol, hayatının belirli önemli bir zamanında Rusya'nın Petersburg şehrinde geçirmiştir. Burada çeşitli devlet kurumlarında görev yapmış ve en yakın dostu olan yazar Aleksandr Puşkin ile bu şehirde tanışıp beraber edebiyat sohbetleri gerçekleştirmiştir. Eserlerinin bazılarına esin kaynaklığı yapan bu şehir, özellikle yakın dostu Alexandr Puşkin'in Gogol için Ölü Canlar'ı yazma fikri vermesi onun hayatının dönüm noktalarından biri olmuştur. Gogol eserlerinde hiciv trajik grotesk ve fantastik öyküler ve tiyatro yapıları kaleme almıştır. Gogol'ün eserlerinde en çok kullanıldığı yazım türü olan "Grotesk" dediğimiz edebi
Edebiyat
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma
The GodFather
9/10
·544 syf.·
2026 24. kitabı
KİTAP HAKKINDA Baba, İtalyan kökenli Amerikalı yazar Mario Puzo tarafından yazılan romandır. İlk kez 1969 yılında yayımlanmıştır. Mafya edebiyatının en bilenen eserlerinden biridir. 1972 yılında “The Godfather” adıyla sinemaya uyarlanmış ve sinema tarihinin en büyük klasiklerinden biri haline gelmiştir. KİTABIN KONUSU Kitapta, İtalyan kökenli bir mafya ailesi olan Corleone’lerin yükselişleri, iç çatışmaları ve Amerikan toplumuna etkileri anlatılmıştır. Hikayenin merkezinde aile reisi Vito Corleone bulunmaktadır. Zamanla onun yerini ailenin en küçük oğlu Michael alacaktır. Michael, aile işleriyle hiç ilgilenmek istememektedir. Ancak yaşanan beklenmedik olaylar Corleone ailesini yıkımın eşiğine getirir ve Michael’ın sorumluluk alması gerekir. KİTAP YORUMUM Ben kitabı okumadan önce filmini izlediğim için konuya vakıf biriyim. Kitapla filmi arasında bazı farklar var. Tabii ki kitabın daha derin ve detaylı bir anlatımı var. Filminden farklı olarak, kitapta her karakter ayrı ayrı işlenmiş. Bu da onları tanımamızı, karakter gelişimlerine tanıklık etmemizi sağlıyor. Kitabı oldukça keyifle okuduğumu belirtmek isterim. Akıcı ve sürükleyici bir anlatımı var. Edebi olarakta başarılı buldum. Özellikle suç-polisiye romanlarını sevenlere tavsiye ederim. Baba Mario Puzo
Edebiyat
BabaMario Puzo · E Yayınları · 20253,046 okunma
Tam yeşil değil
8/10
·308 syf.··
2026 17. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 20:35
Kitap üç bölümden oluşuyor ve onu farklı kılan şey üç bölümü üç ayrı karakterin anlatımı oluyor. Her karakter kendi hikayesinin baş kahramanı olduğu için üç ayrı hikaye okuyormuşuz gibi gelebilir ama onların buluştuğu ortak payda kitabın yazılış amacı oluyor. Bunlar aşk, sevgi, burjuva ve proleterler arasındaki farklar ve yalnızlık. İlonka Peter e verdiği sevginin karşılığını alamaz. Peter ise jüdit e ulaşamadıkça aşık olur ya da olduğunu sanar. Peter judit le olan sınıf farkını asla göz ardı edemez. Ama kendi sınıfından olan İlonka ile de yapamaz. Bu basit ve gayet klasik aşk üçgeni Peter in ne istediğini bilememesi yüzünden oluşur. Sevgiye karşılık veremez ve aşkına sahip çıkamaz korkağın biridir. Burjuva oluşuyla övünmediğini söylese de onun getirileri olmadan yaşayamaz. Sonunda yalnız kalır. Bunlar olurken yani insanlar kendi “küçük” acılarıyla boğuşurken dünya, ikinci “büyük” savaşın eşiğindeydi. Durup üzülmeye fırsat bulamadan kendi sorunları içinde boğuluyorlardı. İlonkanın kızıl hastalığından ölen 2 yaşında bebeği vardı. Dünyada da savaş yüzünden ölen milyonlarca bebek. Peki şimdi hangi acı daha büyük? Kitabın ikinci bölümünü Peter anlatır ve yalnızlığı güzellemeye başlar çünkü hiç kimseyle mutlu olamadığının farkındadır. 8 yıllık İlonka ile olan evliliğini bitirip judit e kavuşup onunla da olamadığını anladığında bize bir hikaye anlatır: Bir adamın hayattaki en büyük arzusu yeşil bir balık kutusuna sahip olmaktır. Balıkçıların iğne, misina ve yemlerini koydukları o metal, yeşil kutulardan… Adam yıllarca bunu düşler. Yaşlanır, ömrü geçer. Sonunda tanrılar ona acır ve istediği kutuyu verirler. Adam kutuyu eline alır, uzun uzun inceler ve hayal kırıklığıyla şöyle der:“Bu tam yeşil değil.” Peter anlar ki judit de onun tam yeşili değildi. Hayatta tam yeşil var
İşin Aslı, Judit ve SonrasıSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20194,482 okunma