Büyüklerin, kendilerinin yetişkin, çocukların çocuk olduğunu düşünmeleri korkunç. Çocukken insanın çocukluk sınırlarına taşmasına izin verilmiyor. Oysa çocukken de dünyayı aynı gözlerle gördüğümü, aynı gözlerle, aynı düşünceyle, duygular ve sezgilerle kavradığımı anlıyorum. Yılların geçmesi ancak bu sezgileri, duyguları, düşünceleri, dünyaya bakan gözlerin algılamalarını çoğalttı, üst üste yığdı, dayanılmaz bir çığ biçiminde büyüttü. Ama şimdi çocukluğun tutukevinde değilim. Çocukluğun sürgününde değilim. Çocukluk tutukluk, çocukluk sürgün.
"Bu kişiler tek bir olguya varma çabasındalar: Özgürlük olgusuna. Toplumun akılla bağdaşmayan zincirleri karşısında, bireyin kazanmak istediği bağımsızlık olgusuna."
Biliyorlar kardeşim, biliyorlar. Çoğu edebiyattan anlıyor; iyi Latince konuşuyor; hastalıkları Yunanca isimleriyle sayması, tanımlamayı ve sınıflandırmayı biliyor. Ama iş iyileştirmeye gelince hiçbir şey bilmiyorlar. ... İlimlerin hikmeti şatafatlı bir laf ebeliği ile göz boyayıcı bir gevezilikten ibaret. Bildikleri yegane şey sebep diye bir sürü boş laf etmek, sonuç yerine vaatlerde bulunmak.(doktorlar için)
Yine de kuruntuya kapılıyorum ve Thomas Mann'ın, benim toplum içinde söyleyecek sözü kalmamış olmaktan dolayı duyduğum ıstırap yüzünden Jakop Aalls Sokağı'ndaki dairemin salonunda gece vakti volta atışımı betimlemekten zevk alacağına kendimi inandırıyorum.
Para bedava mı kazanılır?.. Ben bir şey diyeyim mi sana? Para kazanmak, kokulu, pis iştir ama, kokudan kokuya fark vardır. Kimi koku benimkisi gibi aşikârdır. Kimisi de gizli.