Bir zamanlar hissettiklerimizi, istediklerimizi bu kadar kolay unutmamız beni hayrete düşürüyor. Şimdi başka bir şeyi arzuladığımızı ya da hissettiğimizi dışavurabilme çabukluğumuz da.
Ben onların Stiller'i değilim. Benden ne istiyor bunlar? Ben mutsuz, değersiz, önemsiz bir insanım, geride bıraktığım bir hayat yok, hiçbir hayat yok. Ne diye uydurma şeyler anlatıyorum? Sırf beni yalnızlığımla baş başa bıraksınlar diye, önemsizliğimle, gerçekliğimle; çünkü kaçış diye bir şey yoktur, onların bana sunduğuysa bir kaçış, özgürlük değil, bir rolün kalıbına sığınış. Neden vazgeçmiyorlar?
Onları altüst eden, anlatırken seslerini, öfkelerini denetleyemedikleri bir şey var. Taşlar. Boşaltılan köylerindeki evlerinin taşları sökülüp askeri araçlara yükleniyor ve ilçede jandarma karakolu binasında kullanılıyor.
Açlık, yurtsuzluk, yılgınlık değil ama bu, onları öldürebilir. Kurşuna, yangına, yalnızlığa direnen taşlarını istiyorlar. İşte o taşları yerine koyamazlar. Atalarından kalmış o taşlar.