Puan vermedi·343 syf.··
2024 60. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 28 Ekim 2024 20:52
David Constantine 1944’te Salford’da doğdu. Üniversitede otuz yıl boyunca Alman dili ve edebiyatı öğretti. Hölderlin, Brecht, Goethe, Kleist, Michaux ve Jaccottet’in eserlerini İngilizceye çevirdi. Hans Magnus Enzensberger’den yaptığı Lighter than Air çevirisiyle Corneliu M. Popescu Çeviri Şiir Ödülü’nü, Friedrich Hölderlin seçkisiyle Avrupa Şiir Çevirisi Ödülü’nü kazandı. Goethe, Faust çevirisi Penguin tarafından basıldı. Early Greek Travellers and the Hellenic Ideal (1984) adlı kuramsal çalışması Runciman Ödülü’ne, tek romanı Davies (1985) Güney Sanatları Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. Eşi Helen ile birlikte 2012’ye kadar Modern Poetry in Translation dergisinin editörlüğünü yaptı. Halen Oxford’da yaşıyor. Şiir kitapları: Watching for Dolphins (1983), Caspar Hauser (1994), The Pelt of Wasps (1998), Something for the Ghosts (2002). Öykü kitapları: Back at the Spike (1994), The Shieling (2009). Midland Oteli’nde Çay, Başka Bir Ülkede’den (Metis, 2006) sonra Türkçe yayımlanan ikinci kitabı. Mindland Oteli'nde Çay, birbirinden bağımsız 16 öyküden oluşan güçlü bir öykü kitabıdır. Öyküler yazarın betimleme ustalığını, karakter tahlillerinin gücünü ve imgelem dünyasının derinliğini sezdiren etkidedir. Yazarla tanışma kitabım olan bu eser yazarın yaşadığı coğrafyadan olumlu anlamda nasıl etkilendiğini, varoluşunu tamamlarken edindiği tecrübeleri ve izlediği toplumsal ve bireysel gelişmeleri nasıl ustalıkla kalemine nüfuz ettirdiğini gözler önüne seriyor. Bu öyküler itaatsizlerin, her şeye rağmen hayatta kalmayı başarabilenlerin, çatlaklarda ve gölgelerde yaşayan canların, zapt edilemeyenlerin, davetsizlerin öyküleridir. Bu öyküleri okurken son umudu bir yolculuk olanları, sevdiği adamla bedeninin tüm hücresiyle sevişen bir kadının coşkunluğunu, akıp giden bir nehrin ılık
Edebiyat
Midland Oteli’nde ÇayDavid Costantine · Notos Kitap · 201728 okunma
Güzelliğin Laneti: Dorian Gray’in Portresi
Puan vermedi·264 syf.··
2024 54. kitabı
Oscar Wilde’ın ölümsüz eseri Dorian Gray’in Portresi, edebiyat dünyasında güzellik, estetik ve ahlak gibi kavramları alt üst eden derin temalarıyla iz bırakmıştır. Wilde, Dorian Gray karakteri üzerinden güzellik saplantısını, hazcılığı ve toplumsal ahlak normlarının ötesine geçen bir yaşamın karanlık sonuçlarını ele alır. Roman, genç bir adamın ruhunu ve yaşlanmasını bir portreye devrettiği çarpıcı bir fantastik kurgu unsuru etrafında dönse de, ardında çok daha derin bir eleştiri saklıdır: insan doğasının en karanlık yönleri. Basil Hallward ve Dorian Gray: Sanat, Hayranlık ve Bastırılmış Hisler Romanın başında ressam Basil Hallward, genç ve yakışıklı Dorian Gray’in portresini yaparken, onun güzelliğine karşı derin bir hayranlık duyar. Dorian’ın fiziksel cazibesi, Basil’in sanatına adeta ilham olurken, Basil’in bu hayranlığında fazlasıyla platonik veya estetik bir aşkın ötesine işaret eden bir yoğunluk hissedilir. Wilde, Basil’in Dorian’a olan ilgisini dönemin toplumsal normları sebebiyle doğrudan ifade etmez; bu da hikâyeye gizemli bir çekicilik katar. Ancak, Basil’in Dorian’a “sanatın özü” olarak bakması, bir insanı saf güzelliğin ve estetiğin temsili olarak görme noktasına ulaşması, o dönemde radikal bir bakış açısıdır. Basil’in Dorian’a duyduğu ilginin tam olarak neye dayandığına dair metin, eleştirmenler tarafından sıkça tartışılmıştır. Bazı yorumcular, Basil’in bastırılmış eşcinsel duygularının Dorian’a yansıdığına inanır. Basil’in Dorian’a “aşık” olması, Wilde’ın cinsellik ve güzellik kavramlarını ahlaki tabuların ötesine taşıyan sanatsal bir yansıması olarak kabul edilebilir. Lord Henry Wotton: Hedonizm ve Ahlaksızlık Basil, Dorian’a sanatsal hayranlık beslerken, Lord Henry Wotton karakteri Dorian’ı farklı bir yola sürükler. Lord Henry, hayatı sadece haz ve
Edebiyat
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Kapra Yayıncılık · 202299,1bin okunma
Reklam
Dorian Gray'in Portresi
9/10
·280 syf.··
2024 6. kitabı
Vicdansız ve narsist! Ruhunun karanlık tarafına esir olmuş, Faust'un daha vicdansız hali. Zamanınızda her yerde Dorian'lar var. Dorian gray bizim çağımızda yaşasaydı instagram filtreleriyle tablosunu kilitler bakın tablom da ben de hala aynı diye hiç endise de tasimazdi. Şuan ki influencerlar, siyasetçiler, sanatçılar, akademisyenler, eski ismi ile sosyete yeni ismi ile cemiyet hayatındakiler ve bunları rol model edinen her sınıftan insan yeni nesil dorian gray zaten. Vahşi kapitalizmin tam da istediği insan modeli..
İnsan ve Duygular
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Can Yayınları · 201899,1bin okunma
8/10
·520 syf.··
2024 19. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 14 Ekim 2024 23:36
Yine Bulgakov ve yine Sovyet dönemini hicivleriyle eleştiren,yasaklanma korkusuyla sembollerle dolu bir kitap.Usta ve Margarita' da roman içinde roman var diyebilirim. Bulgakov, bir bölümde Margarita'ya deli gibi aşık Usta adlı karakterin yazdığı bir kitapla farklı bir Hz.İsa figürü çizerken, diğer bölümde Moskova'ya dadanmış bir şeytan ve maiyetinin ortalığı nasıl karıştırdığına odaklanıyor. Özellikle şeytanın musallat olduğu bir yazarlar birliğinin üyelerinin teker teker ölmesi yada kaybolması üzerinden dürüst olmamanın, aç gözlülüğün,yalan söylemenin,rüşvet almanın, iftira atmanın nasıl cezalandırıldığı anlatılmış.İnsanların çoğunun, kendi sonlarını kendilerinin getirdiğini görüyoruz.Yine bu bölümlerde Sovyetlerin yöneticilerine ve yönetim anlayışına, halkın yaşam tarzına ufak ufak göndermeler yapılıyor. Bulgakov, eseri tamamlayamadan öldüğü için bazı noktalarda insanın kafası karışmıyor değil. Ayrıca çevirmenin ön sözde yazdığı üzere Faust ve İncil gibi iki eser hakkında bilgi sahibi olmamak da okuduklarınızın derinine inmeyi engelliyor.
Usta ve MargaritaMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202510,1bin okunma
Puan vermedi·326 syf.··
2024 23. kitabı
Faust kitabını okuduğumda beni en çok etkileyen şey, insanın kendi içindeki mücadeleydi. Goethe’nin yarattığı bu evren, hem felsefi derinliği hem de karakterlerin karmaşıklığıyla beni derinden sarstı. Faust’un sürekli arayış içinde olması, daha fazlasını istemesi, tatminsizliği ve nihayetinde Mephistopheles ile yaptığı anlaşma, bana insan doğasının bitmek bilmeyen açgözlülüğünü sorgulattı. Kendimi zaman zaman Faust’la özdeşleştirirken buldum. Çünkü o da benim gibi hayatın anlamını sorguluyor, daha derin bir tatmin arıyor. Ama Faust’un bu arayışta ruhunu şeytana satma noktasına gelmesi, beni hem korkuttu hem de düşündürdü. Acaba bizler de gündelik hayatta, çok daha küçük ölçekte olsa bile, ruhumuzu ya da değerlerimizi bir şeylere satıyor muyuz? Bu soruyu Faust’un hikâyesi boyunca kendime sormadan edemedim. Kitapta, Mephistopheles’in her hareketi, her sözü beni tetikte tuttu. O sadece klasik bir “kötü” karakter değil, aynı zamanda insanoğlunun içindeki karanlığı temsil ediyor. Mephistopheles’in Faust’a sunduğu fırsatlar, her ne kadar cazip görünse de, aslında ruhun yavaş yavaş tükenişini izlemek gibiydi. Ve bu, beni kendimle yüzleşmeye zorladı. Hayatta her şeyin bir bedeli olduğunu bilmek, özgürlük ve güç gibi kavramların sınırlarını sorgulamama neden oldu. Goethe’nin ustalığı, kitabı yalnızca bir macera ya da trajedi olmaktan çıkarıp, felsefi bir yolculuğa dönüştürmesinde yatıyor. Faust’un, Gretchen ile olan ilişkisi ve onun trajik sonu, kitabın en acı verici bölümlerinden biriydi. Burada aşkın bile Faust için bir arayış ve tatmin unsuru haline gelmesi, aşkı araçsallaştırması bana sevgi ve insan ilişkileri üzerine yeniden düşünmem gerektiğini hatırlattı. Kitabı okuduktan sonra uzun süre düşündüğüm bir şey var: Arayışın kendisi mi yoksa vardığımız yer mi daha önemli?
1000Kitap
FaustJohann Wolfgang Von Goethe · Oda Yayınları · 201216,9bin okunma
Analiz (Spoiler içermekte.)
10/10
·78 syf.··
Beğendi
·
2023 86. kitabı
Eski Yunan tiyatro geleneğinde, Aeschylus’un "Zincire Vurulmuş Prometheus"u gibi bir eseri görmezden gelmek neredeyse bir suçtur. İnsanoğlunun bilgiye olan açlığını, tanrılara karşı başkaldırısını ve nihayetinde trajik bir yüceliğe doğru ilerleyişini bu denli etkileyici bir şekilde anlatan başka bir eser bulmak biraz zordur. "Zincire Vurulmuş Prometheus" yalnızca mitolojik bir hikaye değil, derin bir okumaya tabi tutulduğunda, insan doğasının en temel paradokslarını açığa çıkaran felsefi bir incelemedir de. Bu gerçeği idrak etmek adına metni ince eleyip sık dokumak gerekir; ancak o zaman, eserin alt metinleri gerçek anlamda kavranabilir. Prometheus’un hikayesi, bir yandan bilgiyle ilgili bir alegoriyi, diğer yandan da otoriteye karşı yapılan bir meydan okumayı anlatır. Tanrılar arasında bir titan olan Prometheus, Zeus’un mutlak egemenliği altındaki düzeni sorgular ve insanlığa ateşi vererek kaderlerini değiştirmeye karar verir. Ateş burada fiziksel bir unsur olmanın yanında bilginin, bilinçlenmenin ve gelişimin sembolüdür. Prometheus’un bu eylemi onu Zeus’un gazabına uğratsa da, insanlık için yeni bir dönemin başlamasını sağlar. Bu noktada, Prometheus’un trajik figürü, bilginin bedelini ödeyen her gerçek düşünürü ve devrimciyi andırır. Bu eylemi klasik trajedinin ışığında yorumlarsak şayet, Prometheus’un Zeus’a karşı direnişi, bireyin mutlak iktidara karşı olan kaçınılmaz mücadelesinin bir simgesi haline gelir. İnsanlar tanrılara karşı başkaldırırsa, kaderleri kaçınılmaz bir şekilde acı ve ıstırap ile dolacaktır. Ancak bu acı hiç de anlamsız değildir. Aksine, Aeschylus, Prometheus’un acısını yücelterek onu tanrısal iradeye karşı bir direnç noktasına dönüştürür. Zeus’un temsil ettiği otorite, Prometheus’un temsil ettiği bilgiye karşıdır. Bu husus, bilginin, otorite
Edebiyat
Zincire Vurulmuş PrometheusAiskhylos · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201910bin okunma
Reklam
Reklam