(...) Dante’nin yaşadığı dönemde onun kadar ünlü iki İtalyan edibi daha vardır: Petrarca ve Boccaccio… Bu üçü, Batı edebiyatının, eski Yunan ve Lâtin şairlerinden sonraki temelleri sayılır.
Boccaccio, meşhur Decameron Hikâyeleri’nin müellifidir. Halkı nefsinden men’ederken, kendileri bir çok ahlâkî deformasyonu yaşayan papaz takımı hakkında bazı hikâyeler ve fıkralar anlatır. Hristiyanlığın ikiyüzlülüğünü sergilemekteki cesaretinden dolayı büyük bir hâdise olmuştur Boccaccio Batı’da; gizli gizli, yasaklı yasaklı, yüzyıllara varan bir etki göstermiştir.
Ve dediklerine göre, onun eline geçmeden önce Dante’nin eseri sadece “Komedya” ismini taşırmış. Dante öldükten sonra Boccaccio bu eseri elinde tutmuş ve kendi anlattığı beşerî komikliklerden ayırmak için ona “La Divine-İlâhî” sıfatını eklemiş. Böylece Dante’nin Komedya’sı, olmuş İlâhî Komedya…
Aslında burada bir müddet oyalanmakta fayda var:
Batı’daki “İlâhî” ve “insanî” ayrımı… Batı tarihi, bu iki temel kutbun çatışmasının tarihi olarak da görülebilir. Hristiyanlığın te’sisinde en başından beri bir “ruhban sınıfı”, “avam sınıfı” ayrımı vardır. Hristiyanlıkta dini ancak (cleric) dedikleri rahib takımı bilebilir; (laic) dedikleri avam kesimi ise bu rahiblere tam itaatle yükümlüdür. Nitekim Batı’da “İlâhî” olanı da yalnız Aziz Augustinus’un Doctrina Christiana’sı veya onunla aynı şey demek sayılan kilise zırva ve zorbalıkları temsil eder. “İnsanî” olan, bu zırva ve zorbalıklardan kurtuluştur. (Lâik) kesimin (cleric) kesimi ezdiği çağa gelince, Dante’nin İlâhî Komedya’sının yerini de Balzac’ın “İnsanlık Komedyası” alacaktır.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 8, Ekim 1997) DANTE'NİN YOLCULUĞU -I-, (31 Ekim 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.)