İyi ki'lerin keşkelerini geçsin bu hayatta. Çünkü zamanı geri çevirmek için saatin yelkovanı ile oynamak fayda sağlamaz.
Doğada hiçbir şeyin acele etmediğini fark ettim.
Bunlar sürekli duyduğum sözlerdi. Zamanı yavaşlatmanın yolu az hareket etmekti. Hiçbir şey yapmadığında zaman uzamaya başlardı, ne yazık ki bu deneyimi sıkılmak olarak değerlendirirdik. Halbuki zamanı fark ettiğimiz yegâne durum buydu; aksi halde zaman akıp geçer ve hep iş işten geçtikten sonra biz zaman kavramını anlardık. Ömür kısaydı, yavaş yürümekte fayda vardı. Bense hayatı dördüncü vitese almış hızla gidiyordum. Varmak istediğim yer ona kavuşacak olduğum yerdi. Ölmek istiyordum. Ölüme koşuyordum. Hayatını hızlı adımlarla yürümeyi seven biri olarak yaşarken birden yavaşlamam gerektiğini evren bana dayattığında yolu değiştirmem gerektiğinin farkındalığına ulaştım. O yüzden yolu uzatmak adına yavaşlamayı seçtim. Yavaşlamak zorunda kaldım... Doğada hiçbir şeyin acele etmediğini fark ettim.
Sayfa 170·Kitabı okuyor
Reklam
Hangisini tercih edeceğini resmen sordular: Alaydaki herkes tarafindan otuz altı defa sopalanmayı mı yoksa kafaya bir defada bir düzine kurşun yemeyi mi yeğlerdi? Özgür irade diye bir şey olduğunu, bunlarn hiçbirini istemediğini söylemek fayda etmedi, birinden birini tercih etmek zorundaydı. Adına özgürlük dediğimiz tanrısal lütuf aşkına, otuz altı defa sopalanmaya karar verdi.
Sayfa 6 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 3.Basım·Kitabı okuyor
İLÂHÎ ve İNSANÎ KOMEDYA...
(...) Dante’nin yaşadığı dönemde onun kadar ünlü iki İtalyan edibi daha vardır: Petrarca ve Boccaccio… Bu üçü, Batı edebiyatının, eski Yunan ve Lâtin şairlerinden sonraki temelleri sayılır. Boccaccio, meşhur Decameron Hikâyeleri’nin müellifidir. Halkı nefsinden men’ederken, kendileri bir çok ahlâkî deformasyonu yaşayan papaz takımı hakkında bazı hikâyeler ve fıkralar anlatır. Hristiyanlığın ikiyüzlülüğünü sergilemekteki cesaretinden dolayı büyük bir hâdise olmuştur Boccaccio Batı’da; gizli gizli, yasaklı yasaklı, yüzyıllara varan bir etki göstermiştir. Ve dediklerine göre, onun eline geçmeden önce Dante’nin eseri sadece “Komedya” ismini taşırmış. Dante öldükten sonra Boccaccio bu eseri elinde tutmuş ve kendi anlattığı beşerî komikliklerden ayırmak için ona “La Divine-İlâhî” sıfatını eklemiş. Böylece Dante’nin Komedya’sı, olmuş İlâhî Komedya… Aslında burada bir müddet oyalanmakta fayda var: Batı’daki “İlâhî” ve “insanî” ayrımı… Batı tarihi, bu iki temel kutbun çatışmasının tarihi olarak da görülebilir. Hristiyanlığın te’sisinde en başından beri bir “ruhban sınıfı”, “avam sınıfı” ayrımı vardır. Hristiyanlıkta dini ancak (cleric) dedikleri rahib takımı bilebilir; (laic) dedikleri avam kesimi ise bu rahiblere tam itaatle yükümlüdür. Nitekim Batı’da “İlâhî” olanı da yalnız Aziz Augustinus’un Doctrina Christiana’sı veya onunla aynı şey demek sayılan kilise zırva ve zorbalıkları temsil eder. “İnsanî” olan, bu zırva ve zorbalıklardan kurtuluştur. (Lâik) kesimin (cleric) kesimi ezdiği çağa gelince, Dante’nin İlâhî Komedya’sının yerini de Balzac’ın “İnsanlık Komedyası” alacaktır.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 8, Ekim 1997) DANTE'NİN YOLCULUĞU -I-, (31 Ekim 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.)
Akademya Yazıları
Meşhurdur, son pişmanlık fayda vermez.
Sayfa 136·Kitabı okudu
Çünkü siz tek birinin sıcaklığının peşindeyseniz, koca dünya sarıp sarmalasa ne fayda! Üşümekten kurtulamazsınız. Psikoloji ve matematik bilimleri birbirine hiç benzemiyor. Kalple ilgili çıkarma işlemlerinde gidip komşudan bir onluk alamazsınız. Onun yerine tutar kendinizi sıfıra tamamlarsınız. Ben de öyle yaptım. Beni istemeyenleri ben hiç istemedim. Başkaları kalbimi kıracağına, bizzat kendim parçalayıp, artık doğru vakti göstermeyen bir saat gibi cebimde taşımayı seçtim. Sevmenin ve dokunmanın ancak acı vereceğine inandım belki de. Böylece bir kirpinin hüzünlü merhametiyle kapandım içime.
Reklam
Reklam